Hz. Nüh'un makamı ilâhi mertebelerden biridir. Bu mertebenin gereğine göre ilâhi hükümlerin açığa çıktığı tenzih makamıdır. Bu mertebede ne eksilme, ne de artma olur. Artma üzerinde noksanlık vardır. Cem'in yokluğu ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâldir /a , mertebe ve makamına nisbetle eksikliktir. O da tenzihi üstün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmaktır /a . Çünkü cem'de tafdil lüstün görme) yoktur. Eğer cem'i getirseydi (tenzihle teşbihi birleştirseydi), tafdil usülüne göre tenzihi getirmemesinmakâm-ı tenezzül-i rabbâni den dolayı makamı konusunda noksan kalırdı. Tıpkı Hz. Muhammed'in cem'i getirmemesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a derecesinden düşeceği gibi
Sözümün mânâsı şudur: Eğer Hz. Nüh kavmine (tenzih ve teşbihten oluşan) iki daveti cem' etseydi (birleştirseydi), ona icabet ederlerdi. Yani Hz. Nüh cem' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a olsaydı, ona icâbet ederlerdi ve zayıf akıllar için eksiklik, düşünce ve tevehhüm ortadan kalkardı. Eğer Hz. Muhammed, Hz. Nüh zamanında veya diğer peygamberler zamanında gelseydi, bu zamanda yaşayanlar iki daveti cem ettiğinden dolayı O'na icâbet ederlerdi. ...Sonra kendi nefsinden söyledi... yani davetinden kavmini haberdar etti. ...onların a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/magfiret/" mağfireti /a için duâ etti.. Hakk işin hakikatini, onlardan gizlediği için ...onlara açıklamak için değil. Onlar da bunu anladılar... yani Hz. Nüh'un dave
