Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

maktan (Tasavvuf Sözlüğü)

üst seviyelere yükselmesidir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a , tevhid husüsunda delil, tevekkül husüsunda sebeb, kurtuluşta da vesile görmemektir. Böylece kişi, hükmü, ilmi ve her şeyi yerli yerine …

üst seviyelere yükselmesidir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a , tevhid husüsunda delil, tevekkül husüsunda sebeb, kurtuluşta da vesile görmemektir. Böylece kişi, hükmü, ilmi ve her şeyi yerli yerine koyarak, bunların sadece O'nun tarafından belli zamanlara bağlanması ve şekiller içinde gizlenmesi gibi fiiller yoluyla, Hakk Teâlâ'nın her şeyden önce geldiğini müşâhede eder. İlletleri tanımayı tahakkuk ettirir, hadesin ortadan kaldırılması yoluna sülük eder. Bu tevhid, fenâ ilmiyle sahih olan, cem a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a saflaşan, cem erbâbının tevhidine cezb eden, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a tevhididir

Üçüncü tevhid türü ise, Hakk Teâlâ'nın sadece kendisine has ve kadrine müstehak kılmış olduğu kişilerin tevhiddir. O'nun kadri O'ndan bir parıltı olarak O'nun saflığından gelen topluluğun sırlarını aydınlatmış, onları kendisinin sıfatları husüsunda dilsiz hâle getirmiş, o aydınlığın yayılması husüsunda onları âciz bırakmıştır. O parıltıyla O'na, kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edenlerin diliyle işâret edilir ki bu, hadesin ortadan kalkması ve kıdemin isbât a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a

Bu tevhiddeki remzin üzerinde bir illet vardır: Bu tevhid ancak o illetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a sahih olur. İşte bu, bu yolun âlimlerinin sözlerine göre O'na işâret etmenin merkezidir. (Menâzil, 47

Bu tevhid sıfatlarla süslenip, kısımlara ayrıldıkça, ibâredeki gizlilik, sıfatlardaki fazlalık ve genişletilmesindeki zorluk artar (açıklandıkça anlaşılmaz hâle gelir). Bu tevhide ancak riyâzet ehli, hâl ve makam erbâbı olan kişiler yükselebilir. Buna ancak tâzim ehli niyetlenebilir, ayn-ı cem hakkında konuşabilenler bununla meşgul olabilir. Bu tevhid hakkında işâretler silinir, diller konuşamaz hâle gelir, hiçbir ibâre ona işârette bulunamaz. Tevhid yaratılmış olanın kendisine işâret a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a , elde edenin meşgul olduğu ya da sebebin azalttığı şeyin ardındadır. Geçmiş zamanda bana süfilerin tevhidini soran bir kişiye şu şiirdeki üç mısra ile cevâb vermiştim:

hiç kimse tevhid edememiştir

o Vâhid'den başka

çünkü O'ndan başka

kim tevlüd etmişse

inkâr etmiştir O'nu

sıfatlarından söz edenin

tevhid etmesi O'nu

ibtâlden ibârettir sıfatlarını O Vâhid'in

O'nun kendisini tevhid etmesidir ancak

O'nu vasf edenin vasfıysa

Allah daha iyi bilir. (Menâzil, 48

Tevhidin dört mertebesi vardır. Tevhid, öz, özün özü, kabuk ve kabuğun kabuğu gibi kısımlara ayrılır. Anlayışı zayıf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a daha iyi kavrayabilmeleri için bunu misallendirelim. Çünkü cevizin bir üst kabuğu, bir alt kabuğu ve bir de özü vardır. Özün de yağı vardır ki, bu da, özün özüdür

Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a tevhidin birinci mertebesi, insanın mânâsından habersiz olarak veya inkâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a diliyle Lâ ilâhe illallâh demesidir. Münâfıkların tevhidi böyledir. İkinci mertebesi, kalbin, lafzının mânâsını tasdik etmesidir. Nitekim bütün Müslümanlar bunu tasdik etmişlerdir. Bu avâının itikadıdır

Üçüncü mertebesi, Hakk'ın nüru vâsıtasıyla, yani keşf yoluyla o mânâyı müşâhede etmektir. Bu da mukarrabünun makamıdır. Bunlar baktıklarında pek çok şeyleri görürler. Ancak gördükleri bu pek çok şeyin, sadece Kahhâr olan bir tek Allah'tan sudür ettiğini de bilirler

tevhid 1113 Dördüncü mertebesi, varlıkta birden başkasını görmemektir. Bu da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiklerin /a müşâhedesidir. Süfiler buna fenâ fi't-tevhid ftevhidde yok olmak) derler. Çünkü birden başkasını görmediği için kendisini de görmez. Böyle bir kimse tevhidde müstağrak olması sebebiyle kendisini görmediği için, kendisini tevhidinde yok etmiştir. Yani hem kendini, hem de halkı görmekten fâni olmuştur

Birinci mertebedeki muvahhid, sadece diliyle muvahhiddir. Bu şekildeki tevhid, sâhibini sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a şeriatın kılıç ve mızrağından korur (müslüman olması sebebiyle canını emniyete almış olur

İkinci mertebedeki muvahhid, dilinin söylediğine kalbiyle inanır ve kalbi de inandığını yalanlamaz. Bu, kalbin üzerine vurulan çözülmez bir düğümdür. Fakat bu kimse günâhlarla bu düğümü gevşetmeden o imânla ölmüş ise, bu imân onu âhirette azabdan korur. Bu imân düğümünü gevşetip çözecek bazı çözücüler vardır ki buna bid'at denir. İmân düğümünü gevşetip çözen husüslar olduğu gibi, onu çözülmekten ve gevşemekten koruyan, sağlamlaştıran, onu kalbe bağlayan bir kısım çareler de vardır ki buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a , kelâmı bilene de mütekellim denir. Müte