vahşet duymak (İsıkılmak).
Rızâ, ehlullâh tarafından hakkında ihtilâf edilen bir husüstur. Acaba rızâ, makam mıdır, yoksa hâl midir? Hâl diyenler, bunu mevhibe sınıfına dâhil etmiş, makam olduğunu söyleyenler ise cehd ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayretle /a elde edildiğini söylemişlerdir. Bu ilâhi bir sıfattır. Her ilâhi sıfat, Allah'a izâfe edildiğinde, ne vehbi, ne de kesbi olmayı kabül eder. Bunlar, halka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a ettiğimiz mânâların dışındadır. Bunu halka nisbet ettiğimizde, eğer kalıcı olursa makam , geçici olursa hâl demek mümkündür. Bu durumda o, iki vasıf kazanmış olur ki, ikisi de doğrudur. Bu sıfat, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a bazısı için makam, bazısı için ise hâl olur. Bütün ilâhi sıfatlar böyledir. Bu sıfatlar halka nisbet edilince, itikadlar yerine geçer. Halk her itikadı kabül eder ve muhtevâsını tasdik eder. İlâhi sıfatlar da böyledir. Halka nisbet edilince, makamların ve hâllerin sıfatlarını kabüllenirler. (Fütühât, II, 209
Bil ki, Hakk Teâlâ Hazretleri, dilediği kuluna hikmetlerini vermek süretiyle kuvvetlendirmek istediğinde, o kula kendisini ve sıfatlarını vasfetme nürlarını a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a eder, böylelikle de kaderler tenezzül eder. İşte O zaman, nürlar o kulun önüne geçer ve kul nefsiyle değil, Rabb'iyle beraber olur
Böyle olunca kul, sıkıntılarına karşı güçlü, nefsin isteklerine karşı da dayanıklı olur. Çünkü, Allah onlara, kadere boyun eğmeye ve sürekli nür akışına dayanmaya karşı yardım etmektedir. İster Allah onlara, açıklama kapısını açacak olan hükümleri sırtlamada yardım etti de, istersen İhsân vâridleri olan belâları taşımalarına yardım etti.
İster fTevekkül konusundaki) güzel tercihlerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olarak, kaderi kabüllenme konusunda kendilerine kuvvet verdi dersin, istersen Hükmünün varlığı karşısında, O'nun ilminin varlığını bildikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a onları sabırla güçlendirdi. O'nun görüleceğini bilerek başlarına gelen kaderle denendiler ya da Fiillerinin zuhüru karşısında, Cemâl'inin varlığıyla kendilerini sabırlı kılmıştır da diyebilirsin
Onların kadere sabrı, sabrın rızâya götürdüğünü bilmelerindendir veya Onların kaderlere sabrı, perde ve engellerin açılmasıdır da diyebilirsin. Dilersen Teklifin zorluklarına karşı yegâne kuvvetleri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasrif/" tasrif /a filâhi tasarruf) sırlarının kendilerine vârid olmasıdır , dilersen Onların kaderlerine sabretmeleri, yine onların o kaderlerde Allah'ın lütuf ve ihsânının olduğunu bilmelerindendir de
Bu on sebeb, kulun sabretmesini, efendisinin hükümlerine karşı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a göstermesini ve hükümlerin gelişi esnâsında güçlü olmasını gerekli kılar. Bütün bunları kendi ihsânı olarak veren O'dur. İnâyet ehline bunu lütfeden de O'dur. (Tenvir, 4
Sabır rızâya götürür, bunun içindir ki, kim Allah'ın ahkamına uymakta sabırlı olursa, Allah o kimseye rızâ ihsân eder ve o da Allah'ın rızâsını taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a (kader) hükümlerinin sıkıntılarına O'nun rızâsı için katlanır. Tıpkı, neticesinde şifa elde etmek için acı ilacı içmek gibi. (Tenvir, 6
Allah'tan râzı olmak (hakikaten) Allah için olursa, Allah bu rızânın tadını da yaratır. Bu durum kulun, kendisine ne ikrâm edilmiş olduğunu ve Allah'ın, kendisine olan ihsânını bilmesi içindir. Fehm (anlama) olmaksızın Allah rızâsı olmaz, nür olmadan anlama olmaz, kurb (yaklaşma) olmadan nür olmaz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a olmadan
