nimet ve beliyye . Bunların beşincisi yoktur
Bu dördünden her birinde Allah'ın senin üzerinde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a hükmüyle hakkını alacağı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a hakkı vardır. İtâatte sendeki hakkı, ondan sana gelen iyiliği müşâhede etmendir. Mâsıyyet konusundaki hakkı, işlediğin günâhlardan tevbe etmendir. Beliyye konusundaki hakkı, musibetlere sabretmendir. Nimetteki hakkı, bu konuda şükretmendir. Bunları anlaman tüm bu yükleri senin üzerinden kaldırır. İtâatin sana yönelik olduğunu ve rahmet ve iyiliği gerektirdiğini anladığında, onları yaparken sabretmen gerekir
Günâhta ısrâr etme ve günâha girmenin öte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a cezâyı gerektirdiğini, bu dünyâda imân nürunu ortadan kaldırdığını bildiğinde, bu onu terk etmen için bir sebeb olur. Sabrın meyvesinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sana-donecegini/" sana döneceğini /a , bereketinin sana ulaşacağını bildiğinde ona koşar ve güvenirsin. Şükrün, Eğer şükrederseniz, size İnimetimi) artırırım âyeti gereğince Allah'tan bir artışın tekeffül (garanti) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a olduğunu bilirsen, bu senin devamlı şükretmene sebeb olur. (Tenvir, 6
Kişinin gönlüne Allah rızâsından bir parça konulmuşsa, Allah ona kendisiyle olduğunu ve ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunduğunu bilmesi için bunun tadını tattırır. Allah'ın rızâsı ancak fehm ile olur. Fehm ancak nür ile gerçekleşir. Nür, ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunuvv/" dünüvv /a ile (yaklaşmakla), dünüvv de ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyetle /a gerçekleşir. Bu kul inayet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olunca onun için iyilik hazinelerinden bağışlar ortaya çıkar. Allah'ın yardımlarına ve nürlarına vâsıl olunca, kalbi hastalıklardan kurtulur, selim bir idrâkle imânın lezzetini tadar
Kalbi Allah'tan gaflet içinde olursa bu lezzeti tadamaz. Çünkü humma hastalığına tutulan kişiye bazen şeker bile acı gelir, hâlbuki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a acı değildir. Kalblerdeki hastalık ortadan kalktığında, eşyâyı olduğu gibi idrâk eder. Böylece imânın tadını, tâatın lezzetini ve Allah'la alâkayı kesmenin acılığını anlamaya başlar. Bunların idrâk edilmesi, imânın tatlılığını, Allah'tan gelen iyiliğin görülmesini gerektirir. Neticede imânını koruyacak sebebler taleb etmeye başlar. Tâatın lezzetinin idrâk edilmesi, tâate devam etmeyi gerektirir. Allah'tan gelen iyiliğin görülmesi nimete nankörlük ve Allah'a muhâlefet etmenin acılığını idrâk etmeyi, onlardan nefret etmeyi, onlara meyletmemeyi gerektirir. Bu durum günâhı terketmeye ve bu konuda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a etmeye götürür. Her gayret gösteren terkedemeyebilir. Her terkeden de, gayretleri sonucunda terk etmiş olmayabilir. Bu böyledir, çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretin /a nüru, Allah'a muhâlefet ve O'ndan gaflet etmenin tâ'at-ı rehbet kalbleri zehirleyici ve helâk edici olduğunu anlamaya sevk eder. (Tenvir, 8
Tâat, herhangi bir işe başlamadan önce emri hüsn-i kabülle yerine getirmektir. Tâatı yerine getirenler için güzel bir vaad vardır ki o da, cehennemden kurtuluştur. (Sofyavi, 4
Amel bedenin, kalbin ve fikrin hareketidir. Amel, şeriata muvâfık olursa tâat , muhâlif olursa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyet /a olarak isimlendirilir. Bundan dolayı şeriatın zâhirleri, tarikatın bâtınları, hakikatin ise sırları ıslah için gerekli olduğu husüsunda icmâ edilmiştir. (Rihle, 132
(Ayrıca bk. takvâ/takvallâh; verâ
