ile irtibâtı vardır. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a mülk ile, mülk de mâlik iledir. (Fütühât, TI, 223
Süfiler tâifesine göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurriyyet/" hürriyyet /a , her şeyden her yön itibâriyle âzâd olmaktır. Böylece kişi Allah'tan başka her şeyden hür olur. Bize göre bu, kul sıfatının, Hakk sıfatı ile izâle olmasıdır. Bu da şöyle olur: Hakk kulunun işitmesi, görmesi ve bütün kuvvetleri olduğu zaman, o artık (alelâde) bir kul olmaz. Hakk'ın, bu şahsın aynını sâbit kıldığı bir vücüd ile kendisinden izâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a (giderdiği) bu sıfatlarla kul olur, yoksa, Hakk'a mâlik olunamaz. Bu mahalde kul hür olur. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/husn-kubh/" hüsn-kubh /a Bunda, Hakk'ın bu sıfatlarla mevsüf olmayan aynından olduğu mânâsı yoktur. O'nun aynı Hakk'tır. Hakk'ın sıfatları bu kulların aynı değildir. Hadiste geçen Küntü sem'uhü (ben onun işitmesi olurum) sözündeki hü zamirinin varlığı sayesinde, şahsın aynı sâbit olmuştur. Bu hâ onun aynıdır. Hakk'ın sıfatının aynı ise Hakk'ın aynı değildir (öz olarak kul kuldur, Allah da Allah'tır, ama Allah kulunun sıfatları olmayı üzerinde almıştır, sıfatlar ise Zât'ın kendisi değildir). O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bu şahsın hürriyyeti de sâbit olmuştur
O (kul), bu sıfatlarının hükümlerinin (hükmedişinin, hâkim oluşunun) mahallidir. Bu sıfatlar ise Hakk'ın aynıdır, celâline yaraştığı gibi gayrı değildir. Hakk Sübhânehü'nun vasfı kulun vasfı değildir. Bu şahıs ayn'ı bakımından O'dur, ama sıfatı itibâriyle O değildir (öz olarak Allah'tan geldiği için O'dur, ama kendisine ait olan sıfatları sebebiyle O değildir). (Fütühât, TI, 491
Hürriyyet, O'ndan başkasına köle olmaktan kurtulmaktır. Bunun üç mertebesi vardır: Avamın hürriyyeti şehvetlerden, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a hürriyyeti irâdelerini Hakk'ın irâdesinde yok etmek için murâd ettikleri şeylerden, ehâss-ı havâssın hürriyyetleri ise Nürlar Nüru'nun tecellisinde yok olabilmeleri için şekil ve eserlerden âzâd olmaktır. (Kâşânî, 58; Câmi’, 81
Hürriyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinin ıstılâhları arasında yer alır. Kâinât ve onun murâdlarına kölelikten çıkmak ve bütün alâkalardan kopmaktır. Bununla alâkalı olarak Ibrâhim Edhem şöyle demiştir: Hür olan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdan /a çıkmadan önce dünyâdan çıkan kişidir. Hür insanın alâmeti, dünyâ ve âhiret işleri arasında kalbinden temyizin düşmesidir (gözünde dünyâ ve âhiret işlerinin bir olmasıdır). Böyle bir kişiyi ne dünyânın, ne de âhiretin uzun emelleri esir alabilir. Tıpkı Hz. Peygamber'in buyurduğu gibi Nefsimi dünyâdan sakındırdını. Onun için benim nazarında, dünyânın taşı ve altını birdir. Musannef, VI, 170; Taberâni, III, 266; Mübârek, 106)
Hür, dünyâ olsun, ve âhiret olsun bütün kâinâta te'sir eder, ama (kendisine ait) bir isteği, maksadı, hedefi ve payı olmaz. Hürriyyet makamı, aziz ve muazzam bir makamdır. Hürriyyet, fakirlere hizmettedir. (Câmi, 184
