Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mebdei (Tasavvuf Sözlüğü)

Şu da bilinmelidir ki, mümkün mevcüdâtın âyân-ı sâbitesi ve bunların mâhiyetlerinden ibâret bulunan ilmi süretlerin vücüd boyasıyla boyanmış olmaları, bu ilmi süretlerin ilim mertebesinden çıkmış olmaları ve hârici bir …

Şu da bilinmelidir ki, mümkün mevcüdâtın âyân-ı sâbitesi ve bunların mâhiyetlerinden ibâret bulunan ilmi süretlerin vücüd boyasıyla boyanmış olmaları, bu ilmi süretlerin ilim mertebesinden çıkmış olmaları ve hârici bir vücüd elde etmeleri mânâsında değildir. Böyle bir şey imkânsızdır, çünkü böyle bir mânâ Allah Teâlâ'nın (hâşâ) câhil olmasını gerektirir ki, Allah Teâlâ bundan münezzehtir. Aksine bu, mümkün mevcüdâtın, o kemâlâttan ârız olduğu ve hâriçteki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a , ilmi vücüdun ötesinde bulunan ilmi süretlerle mutâbık olduğu mânâsındadır. Tıpkı bir marangozun, zihninde bir taht tasavvur edip, sonra onu hâriçte yapması gibi. Gerçi, bu sürette tahtın, marangozun ilmindeki mâhiyeti mesâbesinde bulunan zihindeki süreti laynen) ortaya çıkmaz. Aksine tahtın zihindeki süretine mutâbık olan hârici vücüdu ârız olur. Bunu iyi anla!

Bil ki, adem-i sırfın aksine (diğer türlerden olan) her adem, kendi karşılığı olan ve kendisine aks eden vücüdi kemâlâtın gölgelerinden biriyle boyandığı zaman, hariçte de kendisi üzerinde vücüd ve süret hâsıl olur. O, bu gölgelerin te'siri altında kalmaz. Bir renk ya da boya da kabül etmez. Nasıl renk ya da boya kabül etsin ki! Çünkü o, bu gölgelerin mukabili (karşılığı) değildir. Onun bir mukabili olsaydı, o zaman bunun, Hazret-i Vücüd-ıSırf'ın kendisi olması gerekirdi

Mârifeti tam olan ârif, Hazret-i Vücüd-ı Sırf mertebesine yükseldikten sonra bu adem-i sırf makamına geldiği zaman, vücüd mertebesine boyanma vesilesiyle bu ademi de elde eder, bununla süslenir ve güzelleşir. İşte Oo zaman bu ârif, hakikatte hem icmâli, hem de tafsili olarak zâti mertebeleri olan bütün adem mertebeleri için bir güzellik ve iyilik elde eder. Bu mertebelerde cemâl de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a de hâsıl olabilir. Bütün zâti mertebelere yayılan bu hayriyyet (iyilik ilkesi), ancak bu ârif gibi olan kişilere mahsüstur. Ondan başka birine hayriyyet sirâyet ederse bu, ya zâti ademler türünden olan tafsili mertebelerin bazılarıyla sınırlı kalır ya da farklı derecelere göre bütün tafsili mertebelere sirâyet eder. Ancak bu ikinci a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a nâdiren tahakkuk eder

Ademin icmâli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a ise —ki her türlü kötülük ve noksanlığın aynıdır-, sözü edilen âriften başka hiç kimse hayriyyet kokusu elde edemeyeceği gibi, güvücüd- adem 1227 zellik türlerinden hiçbirini de elde edemez. Böylelikle mükemmel hayriyyetle muttasıf olan bu ârifin şeytanı da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a güzelliğini elde eder. Nefs-i emmâresi