Şu da bilinmelidir ki, mümkün mevcüdâtın âyân-ı sâbitesi ve bunların mâhiyetlerinden ibâret bulunan ilmi süretlerin vücüd boyasıyla boyanmış olmaları, bu ilmi süretlerin ilim mertebesinden çıkmış olmaları ve hârici bir vücüd elde etmeleri mânâsında değildir. Böyle bir şey imkânsızdır, çünkü böyle bir mânâ Allah Teâlâ'nın 5 (hâşâ) câhil olmasını gerektirir ki, Allah Teâlâ bundan münezzehtir. Aksine bu, mümkün mevcüdâtın, o kemâlâttan ârız olduğu ve hâriçteki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a , ilmi vücüdun ötesinde bulunan ilmi süretlerle mutâbık olduğu mânâsındadır. Tıpkı bir marangozun, zihninde bir taht tasavvur edip, sonra onu hâriçte yapması gibi. Gerçi, bu sürette tahtın, marangozun ilmindeki mâhiyeti mesâbesinde bulunan zihindeki süreti laynen) ortaya çıkmaz. Aksine tahtın zihindeki süretine mutâbık olan hârici vücüdu ârız olur. Bunu iyi anla! (Mektübât, I, 211
Âyân-ı sâbite, Allah'ın ilmindeki mümkün varlıkların taayyünleridir, ki bunlar ilmiyye mertebesindeki ilahi isimlerin hakikatlerinin süretleridir. Onların Zât ve zaman dışında Hakk'tan te'hir edilmeleri söz konusu değildir. Onlar ezeli ve ebedidir. Nisbetin mânâsı başkasına göre değil, Zât'a göre te'hirdir (sonraya bırakılmadır). (Câmi’, 240
ayn faynü'l- uyün) ...Kalb adı şundan dolayı ayn (göz) adına benzetilmiştir: Göz iki kirpik arasında bulunan beyazlık, siyahlık, göz bebeği ve göz bebeğinin nürundan oluşan bir isimdir... (Beyân, 33
Ahmed ile İblis'ten başka hiç kimseye iddiâlı olmak yaraşmamıştır. Ne ki, İblis'in gözden fayndan) düşmesine karşılık, Ahmed için gözün gözü (aynın aynı) açılmıştı... (Tavâsin, 204
Ayn, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a kendisinden ortaya çıktığı şeyin zâtına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eder. (Luma , 450
Ayn iki türlüdür: Zâhiri ayn, bâtıni ayn. Zâhiri ayn his ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdet /a âlemindendir; bâtıni ayn ise diğer âlemdendir. O âlem a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a âlemidir. Bu iki aynın her birinin birer güneşi ve nüru vardır. Onun katında görmek mükemmelleşmiştir. Bunlardan biri zâhiri, diğeri bâtınidir. Zâhiri olanı şehâdet âleminden olup, hissedilebilir olan güneştir. Bâtıni olanı meleküt aleminden olup, Kur'ân ve Allah'ın indirmiş olduğu kitâblardır. Her ne zaman bu durum sana tam olarak keşfolursa, senin için meleküt âleminin kapılarından ilki açılmış olur. (Mişkât, 51
Dönüştü aynlar tek bir ayna
ve böylece kaldırdı ortadan sayıyı
Hakk'ın varlığı
işte hakikati yaratılışın
Şâhidlerin gözüyle bak ona ancak
(Fütühât, 1, 110
Her ayn, hâller, keyfiyetler, arazlar ve benzeri şeylerin değiştirmelerini kabül eder. Değişen durum ayna bürünmüştür. Sübüt itibâriyle bu farklılığı kabül eden ayndan dolayı, sübüti aynı değişen her durumun sayısız aynları vardır. Bu, kendi hâlleri içinde ayırd edilebilir, hâllerinin çokluğu sebebiyle o da çoğalabilir. İçinde bulunduğu durum sonlu veya sonsuz olsun farketmez. Böylece, Yaratıcı'nın bilgisi ezeli olarak onunla taalluk eder. O, onları ancak onların sübütları içerisindeki bilgisinin süretleriyle yaratır. Bu yaratış da, onlar yokluk hâlindeyken hâlden sonraki bir hâl olarak ve birbirine karşılık gelen hâller içindeki bir hâl olarak gerçekleşir. Çünkü onların birbirlerine karşılık gelen hâller cinsinden bir hâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a , kendilerine karşılık gelen hâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinden /a başkadır. Her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kendine ait bir 138 ayn
aynın sâbit olması gerekir. Hâller birbirlerine karşılık gelmediğinde, çeşitli hâller içinde tek bir aynı olur. (Fütühât, IV, 212
Şeyh dedi ki: Ayn, bu mahlükatı yaratan Yüce Yaratıcı'nın aynıdır. O hâlde, bunun tamamen inkâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a doğru olmaz. Çünkü onun yok olmasıyla sen de yok olursun. Oysa o (senin için) bir örnektir. Durum böyle olunca, sen mevcüdken, sıfatlarının eseri yok değilken senin yokluğun nasıl mümkün olur? Ama onun isbâtı da imkânsızdır. Çünkü onu isbât edersen, bu defa put edinmiş olursun, ganimeti de elden kaçırırsın. Yok olan bir şeyin isbâtı nasıl mümkün olabilir? Ya da sen mevcüd iken, yokluğu konusunda nasıl fikir birliğine varılabilir? Hâlbuki Allah seni kendi süretinde hayy, alim, kadir, mürid, semi, basir ve mütekellim olarak yarattı. Bu hakikatlerden hiçbirini kendinden uzaklaştıramazsın. Çünkü O seni kendi süretine göre yarattı, seni güzel sıfatları ile süsledi ve kendi isimleriyle isimlendirdi
O diridir, sen de dirisin; O bilir, sen de bilirsin; O diler, sen de dilersin; O güçlüdür, sen de güçlüsün; O işitir, sen de işitirsin; O görür, sen de görürsün; O konuşur, sen de konuşursun; O zâttır lözdür, asıldır), sen de zâtsın; O toplar, sen de toplarsın (her şey O'nda olduğu gibi sende de saklı); O mevcüddur, sen de mevcüdsun; O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a sâhibidir (besler, büyütür, terbiye eder), 'Hepiniz çobansınız, güttüğünüzden sorumlusunuz hadisinin hükmüne göre sen de rubübiyyet sâhibisin. O kıdem sâhibidir levveli yoktur), ezelden beri kendisinden hiç ayrılmamış olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a mevcüd olman itibâriyle sen de kıdem sâhibisin. Bu anlatılanlara göre, O'na izâfe edilen her şey, sana da izâfe edilmektedir. Ne var ki O, izzet ve kibriyâ ile tek olarak mevcüddur, sen ise zillet ve acizlikte tek hâle geldin. Başlangıçta aranızdaki nisbetlerin hepsi tam iken, bu noktada o nisbet kesintiye uğradı. Bunun üzerine ben şöyle dedim: Efendim, beni önce yaklaştırdın, sonra uzaklaştırdın, önce özünü meydana çıkardın, sonra onu kabukla örttün.
Şu cevâbı verdi: Onu ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a kanununun hükmü altına aldım. Uzaktan ve yakından elde edilmesi kolaylaşsın ve yaklaşan ve uzaklaşan herkesçe tahsilimümkün olsun diye, beşeri idrâk ölçüsünün imkânlarına göre yazdırdımı. (İnsân, 1, 9
parladı nürları gözümün
iki hazret tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a
bir oldu iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyet /a
kaabe kavseyn deminde
senin ve sana ait
her varlık seninledir
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a örtüleri içinde
yaşayana ne mutlu
cem hâlinde fark hâlini
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a aydınlattı Zât'ın nüru
ahadiyyet renkleriyle
işte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a mertebesi
işte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a bağışı
işte Rubübiyyet katından ayrılmayan kul
ey idrâki temiz insan
özünü al cevherlerin
çıkma kulluğun dışına sakın
budur kurbun mânâsı
yüce makamlarla şereflendi
