Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mefâtih-i guyüb (Tasavvuf Sözlüğü)

Mefâtih-i guyüb (gaybın anahtarları) iki çeşittir: Hakk'a ait olanlar ve halka ait olanlar. Hakk'a ait olan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cevher-i-ferdin/" cevher-i ferdin /a fatomun) zâttan oluştuğunu bilmektir. Yani, …

Mefâtih-i guyüb (gaybın anahtarları) iki çeşittir: Hakk'a ait olanlar ve halka ait olanlar. Hakk'a ait olan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cevher-i-ferdin/" cevher-i ferdin /a fatomun) zâttan oluştuğunu bilmektir. Yani, insanın zâtının, Rahmân'ın vecihlerinin karşılığı olmasıdır. Şübhe yok ki, fikir bu yönlerden biridir. O da gaybın anahtarlarındandır. Fakat o nürdur. Nerede gaybın anahtarlarını almaya götüren bu parlak nür? Yerlerin ve göklerin yaradılışını bir düşün, bu ikisinde yoktur. Bunlar mânâları latif ve gayet gizli olan işâretlerdir. İnsan fikir süretlerinde yükselmeye başlayıp bu işin zirvesine ulaşınca, rühâni süretler his (duyu) âlemine iner ve gizli olan işler mukayese kabül etmez biçimde ortaya çıkar. Göklere yükselir ve değişik lisânlarla feleklerle konuşur. (İnsân, II, 24

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ( alâmet-i mehabbet; ehl-i mehabbet; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a -i mehabbet; şârib

Mehabbet (Râbi'adan): İzzetine yemin ederim, cennetini istediğim için sana ibâdet etmiyorum, Cennet, oraya sülük etmekte ömrümü harcadığım şey değildir.

Kendisine, Mehabbet hakkında ne dersin? diye soruldu, o da şunları söyledi: Sevenle sevilen arasında hiçbir engel yoktur. Seven kimse şevkinden konuşur, zevkini anlatır. Tadan bilir, fakat vasfeden vasfedilmez. Huzürunda gaib olduğun, varlığında hareket mehabbet

ettiğin, şuhüdunda zâhib olduğun, sahvın ile sarhoşluğuna erdiğin, onun vâsıtasıyla boşluğunu doldurduğun, ondan gelen neşenle üzüldüğün şeyi nasıl vasfedebilirsin?

Heybet, insanı dilsiz yapar ve konuşamaz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a , korkanın bir şeyi açığa çıkarmasına engel olur, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a ise gözlerin ağyarı görmesine engel olur. Dehşet, akılları bağlar ve bir şey söyletmez, her zaman devamlı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a , ayrılmaz bir hayret, şaşkın kalbler, gizli sırlar ve hasta bedenler vardır... ve mehabbet, güçlü devletiyle kalblere hâkim olur.

Mehabbet hâli, kulun Allah'ı, gözüyle Allah'ın kendisine verdiği nimetlere, kalbiyle Allah'ın kendisine olan yakınlığına, inayetine, korumasına ve yardımına, imân ve yakininin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ile Allah'ın kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a etmesi ve kendisini sevmesine bakarak sevmesidir

Ehl-i mehabbet mehabbet ehli) üç derecedir: Birinci derecesi avâmın mehabbetidir: Bu sevgi Allah'ın kendilerine olan lütuf ve ihsânından doğar... Mehabbetin ikinci derecesi, kalbin, Allah'ın celâli, zenginliği, ilmi ve kudretine nazar etmesinden doğar. Bu tür mehabbet, sâdıklarla muhakkiklerin mehabbetidir. Bunun şartı ve husüsiyeti ise Ebü Hüseyin Nüri'nint anlattığı gibidir. Kendisine mehabbetin ne olduğu sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: Mehabbet, perdeleri yırtmak ve sırlara vâkıf olmaktır.

İbrâhim Havâss'a sorulduğunda ise şöyle demiştir: İrâdelerin yok olması ve bütün beşeri sıfat ve ihtiyaçların yanmasıdır...

Mehabbetin üçüncü derecesi ise, âriflerle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiklerin /a mehabbetidir. Bunların sevgileri, Allah'ın hubbunu (sevgisini) kadim ve sebebsiz olarak tanıyıp, ona nazar etmelerinden doğar. Onlar Allah'ı işte bu şekilde sebebsiz olarak severler. (Lüma', 86

Hullet (dostluk) kalbe giren şeydir. Mehabbet ise, kalbin derinliğinde, yani özünde bulunan şeydir. Mehabbete mehabbet denmesinin sebebi, kalbden kendisinden başka her şeyi silmesinden dolayıdır. Bu sebeble habib, halile tercih edilmiştir. (Luma , 155

Cüneyd şöyle söylemiştir: Mehabbet, kalbin meylidir. Bu sözün mânâsı şudur: Mehabbet kulun kalbinin zorlanmadan, tabii bir şekilde Allah Teâlâ'ya ve Allah'a ait olana meyletmesidir

Bir başkası: Mehabbet muvâfakattır demiştir. Bunun mânâsı şudur: Mehabbet Allah'a emrettiği husüslarda itâat etmek, yasakladığı şeylerden kaçınmak, hükmüne ve takdirine rızâ göstermektir

Muhammed Ali Kettâni Mehabbet, sevileni ( Allah Teâlâ'yı) tercih etmektir demiştir

Bir başkası: Mehabbet, sevdiğin şeyi, sevdiğin ( Allah) için tercih etmektir demiştir. mehabbet Ebü Abdullah Nebâci: Mahlüka olan mehabbet lezzet verir, Yaratıcı'ya olan mehabbet ise mahveder demiştir. Mahv olmanın mânâsı, sende hazzın kalmaması, sevgin için bir illet (sebeb ya da gâye) olmaması ve sevginin illetle ayakta durmaması demektir

Sehl -i Tüsterij: Kim Allah'ı severse, hayatı O'nun hayatıdır. Sevenin kendisine ait bir hayatı yoktur. Hayatı O'nun hayatıdır sözünün mânâsı, hayatı güzel olur demektir. Çünkü seven, ister kötü, isterse hoş olsun, sevilenden gelen her şeyden lezzet duyar. Kendisine ait bir hayatı yoktur sözünün mânâsı ise, Seven sevilene ulaşmak ister, O'ndan ayrı kalmaktan korkar, böylelikle hayatı zehir olur demektir

Büyüklerden biri şöyle söylemiştir. Mehabbet lezzettir. Hakk ise mehabbetten lezzet duymaz. Çünkü hakikatin bulunduğu yerlerde dehşet ve hayret vardır. Buna göre kulun Allah'ı sevmesi, sırları çözen bir tâzim duygusudur. O'ndan başkasına da bu tâzimi göstermek câiz değildir. Allah'ın kulunu sevmesi ise, kulunu başkasını sevmeyecek derecede kendisine mübtelâ kılmasıdır. (Ta'arruf, 79

Mehabbet, âriflerin en yüksek makamlarından biridir. Mehabbet, Allah'ın ihlâslı kullarını tercih etmesidir. Onunla büyük faziletin nihâyeti meydana gelir. (Küt, TI, 50

Cüneyd şöyle söylemiştir: Mehabbetin kendisi, kalbin nür ve sevinçle Allah'a yaklaşmasıdır. (Küt, TI, 60

Rızâ... mehabbetten sonra gelen mârifet makamıdır. Sevilenin hâli, hâline tevekkül etmesidir. Mehabbet en şerefli makamlardan biridir. Onun üstünde hullet (dostluk) makamından başka makam yoktur. Hullet makamı ise husüsi mârifet makamıdır. Husüsi mârifet makamı gayb sırlarına aşina olmaktır. Böylelikle kul, Allah'ın değişmez irâdesi ve ilmi doğrultusunda onun dilemesiyle kendisine verilen