denir; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmete /a âşık olur, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ile mükellef olur, (karakter ve) tabiata hükmeder ve insâniyyet mânâsı hâsıl olursa, mükteseb (kazanılmış) akıl ; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a ilâhi külli ilimler hâsıl olur, onlarla aynileşir, ilimle mâlünunu birbirinden ayırmaz, rühâni hâlleri ve farklı cevherleri tasavvur eder ve böylece hepsini ihâta edebilirse akl-ı bi'l-fül (fiili yada pratik akıl) diye isimlendirilir. (Ravza, 126
Nefs-i sâliha (sâlih nefs), kemâle ulaşmayı özlediğinden, noksanlıktan üzüntü duyduğundan, hayrı büyük bir hırsla arzuladığından, kurtuluşa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinden /a ve bunlardan başkasına aldırmadığından dolayı nefs-i sâlihadır. (Ravza, 127
Nefs-i enimâre, tümüyle Allah'tan yüz çeviren ve onun nürundan hiç nasibi olmayan nefstir. Hissedilebilir (duyularla sınırlı) şeylerin sevgisi ve bedenlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetleri /a ona hâkim olmuş, böylece vehim karanlığında yolunu şaşırmıştır. Rühâni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetleri /a ve akli âlemleri inkâr etmiştir. Allah'ın tabibleri ve risâletinin erbâbına göre, onun hastalığı ilerlemiştir. Böylece onun tedâvi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinden /a ümid kesmiş, helâk olacağına hükmetmişlerdir. Kendisiyle Hakk arasındaki perde kalınlaşmıştır. Aynasının yüzü pasla kaplanmış, böylelikle cevheri ortadan kalkmıştır. Süfli yönü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a temiz hiçbir yeri kalmamıştır, fayna olarak) bakılacak hiçbir tarafı yoktur. O, ebedi olarak cehennemdir. Allah katından ters yüz edilmiş ve kovulmuştur. Hiçbir şekilde kurtuluş ümidi kalmamıştır. Onun kötü neticelerinden Allah'a sığınurız
Bu nefs üzerinde tercih söz konusu olmaz. Çünkü o, sert bir kayadır. İşlemeye uygun değildir ve Hakk güneşine de yönelmez. (Ravza, 143
Nefs-i levvâme, Allah ile muâmelesindeki eksiklik dolayısıyla sâhibini kınayan nefstir. Allah Teâlâ Hayır, kınayan nefse yemin olsun. Kıyâmet, 75/2) buyurmuştur. Nefs-i levvâme, hissedilebilir (duyularla algılanabilen) lezzetlere vasat olarak yönelebilen nefstir. Bu nefsin, uyanıklık ve fetânetten (az da olsa) bir pay kalmıştır. Onunla akli mânâları idrâk eder. O riyâzet mevzüudur. Kurtuluşa ereceği umulur
Bu nefsin iki yönü ve iki nazarı (bakışı) vardır: Kendisinde uyanıklığın bulunmasından dolayı yüce olana bakışı ve tabii arazları bulunmasından dolayı aşağı olana bakışı
Nefs-i levvâmenin ilâhi nürların çoğundan perdelenmesi hâlinde, riyâzet yoluyla temizlenmek, karanlığını nebevi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a nüruyla aydınlatmak ve riyâzetin kendisini kemâl basamakları üzerinden çıkarabileceği saadet mertebesine erişmek, yine de onun gücü dâhilindedir
Kurtuluşa götürecek en münâsib tutamaklara sarılmak, çeşitli mertebelerdeki sıkıntılardan geçerek en hayırlı kurtuluş noktasında karar kılmak da nefsin gücü dâhilindedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, o kurtuluşa ermiştir (Âli İmrân, 3/185
Bütün gücüyle yüksek derecelere giden basamaklara ulaşmaya çaba göstermek de nefsin gücü dâhilindedir. Yüce Allah şöyle buyurdu: ... Onlar için yüksek dereceler vardır. Tâhâ, 20/75) (İşte bunlar) Allah'ın nimet verdiği peygamberler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddikler /a , şehidler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır. Nisâ, 4/69) Allah'ın cemâlini görme ve onun nürunun tecellileri ile nimetlenme gayesiyle, saadet ehlinin pek çok mertebesini aşan kimse de bunlardandır. (Ravza, 145
Nüfüs nefsler), bulanıklıklardan kurtulup saflaştığında latif bir duruma gelirler. Çünkü bu kararmış bulanıklıkları, ecsâm (cisimler) âlemine yakın ve zaman olarak değil, nisbi olarak mebdeden (başlangıçtan) uzak olmasından dolayı kazanmıştır. Nasıl ki şarâbın berrak ve latif olanı üst kısmına çıkar ve tortular alt kısma çökerse. Nefsler arı duru hâle geldiklerinde mele-i âlâya benzerler. Kâinâtın hangi tür olursa olsun, ona âşık olan tüm misâlleri nefslere nakşedilir. Gizli olanları müşâhede eder. Süfli âleme te'sir eder. Böyle durumda olan nefse a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a kemâl adı verilir. O da âlem-i akdes e (en ulvi ve mukaddes âleme) benzer. (Ravza, 463
Nüfüs (nefsler), kendilerini zâtına bakmaktan alıkoyar. Çünkü ona bakmak müşâhedenin kemâlinden perdelenmektir. O, nefsini yok eder, sonra da müşâhedenin saflığı hakkında töhmette bulunarak, onun fenâ hakkındaki bilgisini anlar. Sonra fâniliğini görmekten fâni olur. Böylece ebedi bekaya ulaşır. Nefsler fenâ-yı fenâ makamını elde edip, tümüyle yaratılmışlık kendilerinden yok olunca, Hakk onlara tecelli eder ve O'na lâyık bir sıfatla mevsüf olarak Hakk'ı müşâhede ederler. Böylece vusül gerçekleşir ve en yüce saadet kemâle ermiş olur. (Ravza, 464
Nefs, rühun cevherine benzeyen nürâni bir cevherdir. Ancak onda cisme tedbir edecek bir salâhiyyet (yetkinlik) vardır. Nefs rühun zâhiri, rüh nefsin bâtınıdır. Nefs bedenin bâtını, beden de nefsin zâhiridir. (Ravza, 572
Onlara göre insâni nefsin iki gücü vardır: Biri kahr ve izzet gücü, ikincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve şevk gücü. Bu iki gücün aslı şudur: Mevcüdların esasları ve mümkünlerin aslı olan maddenin müfârık, âli cevherlerinin (yüksek ayrı özlerinin) her birinin iki durumu vardır: İlki, kendinden üstünde, ikincisi ise alt tarafında bulunana a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a olan durumudur. Üstte olanın yüce nür ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânı /a altta olanı aydınlattığı için, üstüne nisbetle olan şevk, mehabbet ve aşktır. Üstte olan altta olanın nefs aslı olduğu için de, alt ona daima özlem duyar ve onunla kemâle ermek ister. Altındakine nisbetle üstte olan şey ise hâkimiyyet, iştimâl (her şeyi içine alma) ve istilâdır. Çünkü altta olan ona muhtaçtır. (Ravza, 578
Nefs, aklın hâtırlarından (düşüncelerinden veya tehlikelerinden) biridir. (Esfâr, 32
Nefs ismi ıstılâhta beş tür şey için kullanılır: Nefs-hayvâni, nefs-i emmâre, nefs-i mülhime, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne. Bunların hepsi rühun isimleridir. Nefsin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ise sadece rühtur. Rühun hakikati ise Hakk'tır. Anla!
Şimdi bu isimleri görelim: Nefs-i hayvâni: Bedeni idâre ettiği için nefse bu isim verilmiştir. Filozoflara göre hayvâni nefs damarlarda akan kandır. Bu görüş bizim mezhebimiz değildir
Nefs-i emmâre: Rüha, hayvâni lezzetlerle, şehvâni tabiatının gereğini yerine getirdiği için verilen bir isimdir. Bu nefs, emir ve yasaklara aldırış etmez
Nefs-i mülhime: Bu nefse Allah hayrı ilhâm ettiği için mezkür isim verilmiştir. Nefs hayır olarak ne işlerse, o ilâhi ilhâmla işler. Şer olarak ne yaparsa, o da tabiatının gereğidir. Bu gereklilik nefs için iş yapma emridir. Sanki o bu gereken işleri yapmak için kendi kendine emir vermiştir. Bunun için nefs-i emmâre" denmiştir, ilâhi ilhâmı alınca da nefs-i mülhime olmuştur
Nefs-i levvâme: Bu ismi almasının sebebi, bir dönüşe geçerek kendisine yaramayan hâlleri söküp attığı içindir. O, kendisini helâk edecek yollara saptığı için kendini kınar gibidir. Nefs-i mutmainne: Hakk'ta sükün bulması, O'nda itmi'nâna ermesi sebebiyle bu ismi almıştır. Bu itmi'nân, kötü fiillerin tamamen bırakılması ve kötü hâtırların da kesilmesiyle mümkün olur. Kötü hâtırlar kesilmediyse, nefse nefs-i mutmainne denemez. O ancak levvâme olabilir. Bundan sonra, kötü hâtırlardan da uzaklaşabilirse nefs-i mutmainne adını alabilir
Bu anlatılanların ardından onun bedeninde bazı rühi alâmetler ortaya çıkarsa — ki bunlar az zamanda çok yer kat etmek, gayba ait işleri bilmek gibi şeylerdir- işte o zaman nefsin adı rüh olur. Bundan sonra kötü hâtırların kesildiği gibi iyi hâtırlar da kesilir, ilâhi sıfatlarla sıfatlanır, Zât'la alâkalı hakikatler de tahakkuk ederse, o zaman ârifin ismi marüfunun (artık hakkıyla tanıdığı Allah'ın) ismi, sıfatı O'nun sıfatı, zâtı O'nun Zât'ı hâline gelir. Allah hakkı söyler, doğru yola iletir. (İnsân, Il, 43
Nefes-i ilâhiyi filâhi nefesi)... bunun hakikatini ...tanımak isteyen... onun
süreti olan ...âlemi tanısın... İlâhi nefesi bilmek âlemi bilmeye bağlıdır. Çünkü (nefs) âlemin bir parçası olduğundan dolayı ...Nefsini bilen... (sonuç olarak) ,..Rabb'ini bilir... Çünkü onun nefsi, Rabb'i için bir târif ve açıklamadır. Onu tanıyan Rabb'ini tanır. (İnsan) ...kendisinde ortaya çıkan... Rabb'ini açıklayan O'na ait bir sıfat vehmettiğinde bilsin ki bu ilk olarak Rabb'in değil, âlemin sıfatıdır. 766 nefs
...Yani âlem, Allah'ın teneffüs etmiş olduğu nefes-i Rahmân'da zuhür etmiştir... Yanı tir). (Sofyavi, 264
Nefsin merkezleri dörttür: muhâlefetler hakkındaki şehvetlerin merkezi, itâatlar konusundaki şehvetler (arzuların) merkezi, rahata yönelme konusundaki merkez ve farzları yerine getirmedeki acziyyet ile alâkalı merkez. (Câmi’, 33
Nefs, bu kalbe tevdi edilmiş zulmettir. O kötülüğü emreden, hidâyetten uzaklaşmış, inatçı, çeşitli türleri olan kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a yeridir. (Câmi', 55
Nefs üç kısımdır: Emmâre (emredici) olan avamın nefsi, levvâme olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a nefsi ve imânla mutmain olmuş bulunan ehass-ı havâssın nefsi. (Câmi’, 62
Nefs, hayat, his ve irâdeli hareketlerin kuvvetini taşıyan bühâri (duman gibi), latif bir cevherdir. Filozof bunu hayvâni rüh olarak isimlendirmiştir. O da bedeni aydınlatır. Ölüm anında onun ziyâsı fışığı, aydınlığı) bedenin bâtınından ve zâhirinden ayrılır. Uyku anında ise bedenin bâtınından değil, sadece zâhirinden ayrılıp gider. Ölüm ve uykunun aynı olduğu sâbit olmuştur. Çünkü ölüm, külli bir, uyku ise eksik bir inkıtadır (ayrılıştır). Şu da sâbit olmuştur ki, Kadir ve Hakim olan Allah nefs cevherinin bedenle alâkasını idâre eder. (Câmi’, 182
Nefs, hakikat ehlinin ıstılâhında, kulun bilinen ve kınanan söz ve fiillerindendir. Nefsin, beden kalıbına tevdi edilmiş bir latife olması muhtemeldir, o da kötü ahlâkın mekânıdır. Tıpkı rühun, beden kalıbına tevdi edilmiş iyi ahlâkın mahalli olan bir latife olması gibi. Rüh ve nefs latif cisimlerden olan melek ve şeytana benzer. Rüh nefsten daha şereflidir
Nefs üç kısımdır: Şehvet, gazab, hased, kibir gibi kötü ahlâkın mahalli olan nefs-i emmâre,... nefs-i levvâme ve kalb kütlesine feyz eden kudsi nürlardan bir nür olan nefs-i mutmainne. Nefs-i levvâme, günâh kirleriyle kirlendiğinde sâhibini yaptıklarından dolayı kınayan nefs-i mutmainnedir
Nefs, cesed mânâsındadır. O da âlem-i asgardır fen küçük âlemdir) ve en âlem
