için kalbine onunla beraber Rüh-ı Emin inmiştir. Şuarâ, 26/193-194) İnzâr, ayrılmaz biçimde nübüvvet-i teşri ile irtibatlıdır. Bu tür nübüvvetin, hakkında sorular sorulan ve haberlerde vârid olan cüzleri mevcüddur
Nübüvvet-i âmme'nin cüzleri funsurları, parçaları) ihâta edilemez ve sayılar onları sınırlayıp zabt edemez. Onlar belirli bir vakitle sınırlı değildir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhirette dâimidirler. Bu, yolumuzda gidenlerin gafil olduğu bir meseledir. Onların maksadını bilmiyorum. Ya Allah onların bu konuda bilgi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmasını muvaffak kılmamış ya da onlara bunu hatırlatmış da, bu bize ulaşmamış olmalıdır. Işin nasıl olduğunu en iyi bilen Allah'tır.
Ebu'l-Bedr Temâşiki el-Bağdadi Babü'l-Ezc tarafındaki üstâdlarımızdan Şeyh Beşir'den, o da zamanın imâmı Abdülkadir'den naklen, (Şeyh Abdülkadir Geylâni'nin) şöyle dediğini anlattı: Peygamberler topluluğu size lakab olarak verildi ve size verilmeyen bize verildi. Lakab olarak verildi yani, umümi nübüvvet insanların ileri gelenleri arasında yürüyor olsa da, nebi ismi bize verilmedi, bu bizden men edildi
Size verilmeyen bize verildi sözüne gelince; bu söz, âlimlerin Hz. Müsâ'yı ası, Hz. Hızır'dan üstün gördüklerini bilmekle beraber o, adaletine, ilimdeki önceliğine ve talebi sebebiyle Hz. Müsâ Kelimullah'ı bıktırmasına Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olduğu Hızır'ın Se) sözünün mânâsıdır. Hz. Hızır Hz. Müsâ'ya dedi ki: Ben Allah'ın bana öğretmiş olduğu, senin bilemediğin bir bilgiye sâhibim. Bu Onlara verilmeyen bize verildi sözünün mânâsıdır. Burada enbiyâ ile umümi nübüvvet sâhibi velilerin nebilerini kasd etmişse Allah onlara vermediğini ona verdi sözünü açıklamış olur. 1184 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/velayet-nubuvvet-risalet/" velâyet-nübüvvet-risâlet /a
Çünkü Allah onların bazısını üstün bazısını ise daha az üstün kılmıştır. Bunun gibi şeyler inkâr edilemez. (Fütühât, II, 89-90
Velâyet, ilâhi bir sıfattır. Kul için bir tahalluk değil, bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktır /a . İki tarafla (hem Allah, hem de kulla) alâkası umümidir. Allah'ın umümi olarak alâkası fark edilmez. Onun taallukunun umümiliği, bütün varlıklara göre kâinâtta daha zâhir ve açıktır
Şurası bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikattir /a ki velâyet, velinin yani yardım eden kişinin yardımıdır. Bu yardım, ya Allah için, ya hamiyyet için veyahut da bir asabiyyet uğruna vâki olur. İşte bu, taallukun umümlliğidir
Bu sıfat, ilâh için olursa, o zaman taalluku umümi olur. Bunun gibi, her ilâhi sıfatın taallukunun umümi olması şarttır. Eğer bir sıfatın taalluku umümi değilse, o sıfat ilâhi bir sıfat olamaz. Fakat, velâyet sıfatı gibi bâzı sıfatlar vardır ki, Allah bunları sadece kullarından mü'minlere ve sâlihlere mahsüs olan husüsi bir alâka ile kendine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a eder. Meselâ) O yardım eder. Ama O'nun yardımı, yardım gören herkes için umümidir. Velâyet diye ifâde edilen ve Allah'ın kendisiyle isimlendiği bu ilâhi yardım, onun Veli ismidir. Mukayyed olarak gelen (isimlerinin
