a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudretin /a tasarruflarının gerçekleşmesi. Mârifetin alâmeti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Çünkü O'nu tanıyan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a ) O'nu sever. (Luma , 57
Mârifet üç çeşittir: Mârifet-i ikrâr, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/marifet-i-hakikat/" mârifet-i hakikat /a ve mârifet-i müşâhede. Mârifeti müşâhedede fehm, ilim, ibâre ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a derece derecedir. Mârifet konusundaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a ve onların husüsiyetleri çok fazladır. Delil arayan ve irşâda ermek isteyen için bu az miktar bilgi yeterlidir. Başarı Allah'tandır. (Lüma', 64
Cüneyd demiştir ki: Mârifet iki türlüdür; mârifet-i taarruf (tanıma yoluyla meydana gelen mârifet), mârifet-i târif (tanıtma yoluyla hasıl olan mârifet). Taarufun mânâsı, Allah'ın kullarına bizzât kendisini ve bu yolla da eşyâyı tanıtmasıdır. Bu çeşit mârifet, Hz. İbrâhim'in sözündeki gibidir: 'Ben batanları sevmem' (En'âm, 6/76
Târifin mânâsı ise, Allah'ın kullarına kudretini âfâkta 1nesnel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a ) ve enfüste (kendi nefslerinde) göstermesidir. Sonra Allah onlarda bir lütuf yaratır ve bu sayede eşyâ, onlara kendisinin bir yaratıcısı olduğunu gösterir. Bu, sıradan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a mârifetidir. Birincisi havassın mârifetidir. Gerçekte ise herkes O'nu O'nun sayesinde tanımıştır. Bu, Muhammed Vâsi'nin dediği gibidir: Hiçbir şey görmedim ki, onda Allah'ı görmüş olmayayım. Başka biri de şöyle demiştir: 'Hiçbir şey görmedim ki, ondan evvel Allah'ı görmüş olmayayım.' (Ta'arruf, 37
Yine Cüneyd demiştir ki: Mârifet, Allah'ın ilminin bulunduğu yerde senin cehlinin var olmasıdır Bunu biraz daha açıklar mısınız? diyen kimseye ise Ârif de O'dur, mârüf da (bilen de odur, bilinen de) cevâbını vermiştir. Bunun mânâsı şudur: Sen sen olduğun için Allah'ı bilmezsin. Allah kendisini sana tanıttığı için O'nu bilebilirsin.
Sehl (Tüsteri) şöyle dedi: İlmin varlığı mârifetle, aklın varlığı da ilimledir. Mârifet ise kendi başına var olur. Bunun mânâsı şudur: Allah Teâlâ bir kuluna kendisini tanıttığında, kul da O'nu kendisine tanıtıldığı şekliyle bilince, bundan sonra Allah o kulda bir ilim yaratır. Bu şekilde kul ilmi bu mârifet sayesinde idrâk eder. O kuldaki akıl da Allah'ın onda yaratmış olduğu ilimle var olmuş olur. (Ta'arruf, 39
(Şeyhlerden biri der ki:) Mârifet iki türlüdür: Mârifet-i Hakk (Hakk'ı bilmek
