cem'e has kılmak, (O'na) muhâlefetleri (itirazları) ortadan kaldırmak ve ortaklıkları (Hakk'a mahsüs olanı başkalarıyla paylaşmayı ve karşılık beklemeyi) kesmektir. (Menâzil, 10
Riyâzetin yemek, uyku, konuşma ve insanların ezâsına katlanma gibi dört yönü vardır. Az yemekle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a öldürülür. Az uykuyla irâde saflaştırılır. Az konuşmakla âfetlerden uzak durulur. Ezâya katlanmakla nihat gayelere ulaşılır. Kul için cefâ ânında hilm (yumuşak davranmak) ve ezâya sabretmekten daha ağır bir şey yoktur. (İhyaâ', IIL, 81
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halvet/" Halvetin /a hayat vermesinin faydası zihni meşgul eden şeyleri terketmek, kulak ve gözü iyi zabtedebilecek hâle getirmektir. Çünkü kulak ve göz, kalbin kanallarındandır. Kalb, his nehirlerinden kirli, pisli, bulanık suların döküldüğü bir havuzdur. Riyazetten maksad havuzun kendisi ortaya çıksın ve onda temiz su görülsün diye onu bu sulardan ve onların oluşturduğu çamurdan temizlemektir. Nehirler havuza aktığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a fnehirlerle kirlenen) suyu oradan almak nasıl mümkün olabilir? Böylece, (riyâzet yoluyla) fazla olan her hâlin eksilmesinden dolayı bu havuz yenilenir. (İhyâ', III, 94
Edeble alâkalı riyâzet nefsin tabiatından çıkmak, taleble alâkalı riyâzet ise istenilen şeyde nefsin sıhhatidir. (Riyâzet) tamamıyla nefsâni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a güzelleştirilmesinden ibârettir. (Istılâh, 534
Bir kısım süfiye göre riyâzet, hâllerden olup edeble ve taleble alâkalı riyâzet şeklinde iki kısma ayrılır. Edeble alâkalı riyâzet, nefsin tabiatından çıkmaktır. Taleble alâkalı riyâzet istenilen şeyle nefsin sıhhat bulmasıdır
Bize göre riyâzet ahlâkın güzelleştirilmesidir. Nefsin tabiatından çıkması doğru değildir. Allah bu tabiatle alâkalı tasarruflarını bu doğru olmadığı için açıklamıştır (eğer nefsin tabiatından çıkmak doğru olsaydı, bu husüs emredilirdi, bu doğru olmadığı için, nefsin tabiatından çıkmak değil, şeriattaki husüslar emredilmiştir). Nefsler, (Allah'ın) tasarruflarında (sınırlarında; durdukları zaman, hamd edip şükretmiş olurlar, yoksa kendi tabiatları dışına çıkmış olmazlar. Onların riyâzeti, Hâlık'larının (Yaratıcı'larının) tâyin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a tasarruflarla yetinmektir. Mizâcla alâkalı riyâzet/riyâzât
bir şey tâyin ederse, onun mizâcının dışında kalamaz. Bir şey kendi tabiatından çıkarsa, o artık kendisi olamaz. Bundan dolayı Taleble alâkalı riyâzet, istenilen şeyle nefsin sıhhat bulmasıdır diyen kimsenin sözü tahakkuk etmiş (gerçekleşmiş) olur. Çünkü bir şey taleb edildiğinde herhangi bir hâl olur
Mürid (isteyen), bu emirden dolayı o şeyi bulandır. Onu onun için tâyin etmiş ve ona onu öğretmiştir. Bu kadarını istiyor ve o sınıra kadar tabiatıyla onda tasarruf ediyorsa, o kimse riyâzet sâhibidir. Çünkü istediği şeyin zıddına tasarruf etseydi, onun bu tasarrufu da aynı şekilde onun tabiatıyla olurdu. Ahlâktaki güzelleşme ancak tasarruftaki mutlaklığın belli bir kayıt altına alınmasıyla tahakkuk eder
Edeble alâkalı riyâzet nefsin tabiatından çıkmaktır şeklindeki sözün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , on
