Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mezkürüyle (Tasavvuf Sözlüğü)

zikrinden, mevcüduyla varlığından, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahbubuyla/" mahbübuyla /a (sevdiğiyle) sevgisinden ve meşhüdüyla müşâhedesinden gaib olmuştur. Anlamları arasında bir fark görmekle birlikte böyle …

zikrinden, mevcüduyla varlığından, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahbubuyla/" mahbübuyla /a (sevdiğiyle) sevgisinden ve meşhüdüyla müşâhedesinden gaib olmuştur. Anlamları arasında bir fark görmekle birlikte böyle birisinin hâline sekr, istilâm , mahv ve cem adı verilir. Kalbe, onunla gaib ve fâni olana kadar

sevdiği ve zikrettiğini müşâhede etmek hâkim olur. Böylelikle onunla birleşir ve kaynaşır, hatta O'nu kendisi sanır... (Buğye, 28

(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fena-beka/" fenâ'-bekâ' /a

ıstinâ ) Istınâ peygamberlerle sıddiklere mahsüs bir mertebedir. (Luma , 447

Istınâ sözüyle süfiler, Allah Teâlâ'nın, bütün nasiblerini yok etmek, bütün hazlarını gidermek süretiyle kulunu süslemesini, nefslerinden sıfatları izale a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a nefsâni vasıflarını değiştirmesini kasd ederler. Bu derece velilere değil, peygamberlere mahsüstur. Şeyhlerden bazıları, bu ıstınâ sıfatını veliler için de câiz görürler. (Hücvîrî, 473

ibâdet-' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a -'ubüdet 405 ibâdet-'ubüdiyyet-'ubüdet ( ibâdât-ı bâtıne; 'ubüdiyyet li'l-hâssa; ubüdiyyet li-hâssati'l-hâssa

Ârif olmayana göre ibâdet, herhangi bir muâmeledir. Sanki o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a amel etmiş, ücretini de âhirette alacaktır

Ârife göreyse ibâdet, düşüncelerini, nefsin hayali ve vehmi kuvvetlerini aldanış yönünden Hakk'ın yönüne çevirerek bunları (Hakk yoluna) çekecek bir riyâzettir. Bu durum sırrın (gönlün) bâtınla sâlim olmasına dönüşür. Hakk tecelli etmek istediği zaman artık bir (iç) çekişme söz konusu olmaz. Sırr (iç dünyâ), yükselen doğuşlarla saf hâle gelir. Ardından bu durum, sâbit bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a hâline gelir. Sırr her istediğinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a sarf etmeksizin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a bir şevkle Hakk'ın nüruna muttali olur. Böylece mukaddes yola tamamiyle girmiş olur. (İşârât, IV, 59

Ibâdet mücâhede ehlinin, ubüdiyyet mükâbede (zorluk ve zahmet) ehlinin, ubüdet ise, müşahade ehlinin bir sıfatıdır

Ubüdiyyet, ortaya çıkan kaderler konusunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtiyari/" ihtiyarı /a terketmektir. Denilir ki Ubüdiyyet, güç ve kuvvetten teberri; sana verilen iyiliği ikrardır. Yine denilmiştir ki Ubüdiyyet, emredilen şeye sevgiyle sarılma, yasaklanan her şeyden de ayrılmaktır.

Muhammed Hafif'e Ubüdiyyet ne zaman sahilı olur? diye sorulunca şu karşılığı vermiştir: Mevlâ'ndan başka her şeyi bir kenara attığında ve O'ndan gelen musibete O'nunla birlikte sabrettiğinde!

.Ubüdiyyet, bütünüyle O'na teslim olmak ve bütünüyle O'na tahammül etmektir. Tedbiri terk ve takdiri müşâhede etmek ubüdiyyetin alâmetidir denilmiştir

Zünnün Mısri şöyle der: Ubüdiyyet, nasıl O senin her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Rabb'in ise, senin de her hâlde O'nun kulu olmandır.

Ceriri şöyle der: Nimetlerin kulu pek çoktur; nimet verenin kulu ise pek nadirdir. . Ubüdiyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyeti /a müşâhede etmektir. (Kuşeyri, 99

İlim ve ibâdet iki cevherdir. Gördüğün, musannıfların eserlerinden okuduğun, muallimlerden öğrendiğin, vaizlerin anlattığı ve araştıranların araştırdığı her şey bu ikisiyle ilgilidir. Hatta kitâbların nâzil olması, resüllerin gönderilmesi, göklerin, yerin ve içindekilerin yaratılması ilim ve ibâdet içindir

İlim cevher bakımından ibâdetten daha yücedir. Ancak kula ilimle birlikte ibâdet gerekir. Aksi takdirde yaptıkları boşa gider. İlim ağaç, ibâdet onun meyvesi durumundadır. Ağacın yüceliği aslidir. Fakat fayda, onun meyvesiyle gerçekleşir. O hâlde kulun her ikisinden nasibi olması gerekir

İbâdât-ı bâtıne (bâtıni, dahili ya da iç ibâdetlerj, tevekkül, tefviz, rızâ, sabır, tevbe ve ihlâs gibi kalbin bilinmesi gereken mesâileridir. (Minhüc, 6

ibâdet- ubüdiyyet-'ubüdet

İbâdetin iki şartı vardır: Biri (gayret ve çalışma demek olan) iktisâb, diğer ya