yerdiği şeylerden övdüğü şeye dönmektir. Kendisine ilmin bütün sarahati keşf ettirilmiş kimseye göre bu vasıf, zâhiri ve bâtını içine alan umümi bir sıfattır. Çünkü, güneşin doğuşuyla ortada gece kalmaması gibi, ilimle birlikte cehâlet de bulunmaz. Bu durum, umümi ve husüsi bütün yönleri ile tevbenin kısımlarını içine alır. Bu ilim, tevbenin umülni ve husüsi bütün vasıflarıyla zâhir ve bâtını temizlemesinden dolayı, zâhir ve bâtın ilmi olur
sağlanamaz hiçbir fayda tevbeden
tevbeden tevbe edenin tevbesi başka
insanoğlu uykudadır
ulaşır arzusuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a
insanların tevbesinden
Tevbe üç kısımdır. Onun başlangıcı, ortası ve sonu vardır. Başlangıcı tevbe, ortası inâbe, sonu da evbe olarak isimlendirilir. Tevbe havf sâhiblerine (korkanlara), inâbe tâat sâhiblerine, evbe ise ilâhi emri gözetenlere aittir. Bu taksimde tevbenin bilhassa yasaklardan dönüş olmasına da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a vardır. Zimmetine havâle edilmiş olan başkalarına ait haklara gelince, bunlar ancak sâhibinin affıyla veya kısasla ya da vermeye gücü yettiği şeyi vermesiyle ortadan kalkar. (Fütühât, TI, 140
Yakin makamları dokuz tanedir: Onlar, tevbe, zühd, sabr, şükr, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a (düşünülmesi) doğru olmaz
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevbe-inabe-evbe/" tevbe-inâbe-evbe /a
Tevbe, O'nun senin için râzı olmadığı her şeyden ve senin için râzı olmadığı tedbirden Allah'a rücü etmektir (dönmektir). Çünkü o (tedbir), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyete /a şirk (ortak) koşmak; akıl nimetine karşı küfretmektir (nankörlüktür). Allah kullarının küfrüne râzı olmaz. Mevlâ'sına karşı güzel muâmeleden gafil olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâsı /a hakkında tedbirde bulunmaya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eden kulun tevbesi nasıl sahih olabilir?! (Tenvir, 8
Sürekli olarak tevbe etmek vâcibdir. İnsan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyetten /a hâli değildir. Bedenle mâsıyyet işlemekten hâli olsa, kalbiyle günâhları düşünmekten hâli olmaz. Bundan da hâli olsa, bu defa Allah Teâlâ'nın zikrinden alıkoyan hâtırların gelmesiyle şeytanın vesvesinden hâli olmaz. Bundan da hâli olsa, gafletten, Allah'ı fiil ve sıfatları ile bilmedeki kusurdan hâli olamaz. Bunların hepsi noksanlıktır. Hiç kimse bu noksanlıklardan sâlim değildir. Halkın kaderleri birbirinden farklı farklıdır. Bunun aslı bundan olmalıdır. (Kudâme, 266
Tevbe, azim ve niyeti ortaya çıkaran bir pişmanlıktan ibârettir. Bu pişmanlık, mâsıyyetlerin insan ile sevdiği arasında bir perde olduğunu bilmesini sağlar. (Kudâme, 275
Tevbe konusunda insanlar dört tabakadır: Birinci tabaka, ömrünün sonuna kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a tevbe istikametinde yaşayan tevbekârdır. Bu insan, yaptıklarındaki aşırılıkları idrâk eder, bir beşer olarak işleyebileceği hatalar hariç günâha dönmemeye azmneder. İşte bu, tevbede istikamettir. Sâhibi ise sâbık bi'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayrat/" hayrâttır /a (hayırlarda öne geçmiştir). Bu durum tevbe-i nasüh ve böyle bir nefs de nefs-i mutmainne olarak isimlendirilir. Bunlar farklı farklı olur. Aralarında mârifetin gücü altında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetleri /a sâkinleşen ve nefslerinin çekişmeyi bıraktığı vardır. Yine aralarında, dişe diş mücâhede ettiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , nefsin direndiği kişiler de bulunur
İkinci tabaka, tâatların esasları ve büyük günâhlar husüsunda istikamet yoluna sülük eden tevbekârdır. Şu kadar var ki o, günâhlara bulaşmak istemediği hâlde, işlediği günâhlardan da uzaklaşamaz. Lakin o, bu günâhları işlemeye azm etmese de, çeşitli hâllerinde onlarla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a olunur. Her ne zaman bu günâhlardan birini işlese nefsini kınar, pişman olur, sebeblerini ortadan kaldırmaya azm eder. İşte bu (nefs), nefs-i levvâmedir. Çünkü bu nefs, sâhibini kötü hâlleri gaye edindiği için kınar. Birinci tabakadan aşağı olmakla beraber, bu mertebe de yüce bir mertebedir. Bu, tevbekârların başına en sık gelen bir hâldir. Çünkü şer, Âdemi çamurla yoğrulmuştur. Her ne zaman o günâhtan uzaklaşsa, hasenâtı ağır basar. Zaten onun çalışmasının gayesi sadece, mizânında ağır gelene kadar iyiliklerinin kötülüklerinden üstün gelmesini sağlamaktır. Seyyiât (kötülükler) kefesinin boş olması ise uzak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâldir /a . Bu tür kişiler, Allah'ın güzel vaadine eren kimselerdir. Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günâlılardan ve edebsizliklerden kaçınırlar. Rabb'inin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/magfiret/" mağfireti /a geniştir. Bu mertebeye Hz. Peygamber Allah, çok tevbe eden giüinâhkâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'mini /a sever Müsned, I, 80) sözüyle işâret etmiştir
tevbe-inâbe-evbe 1085 Üçüncü tabakada, tevbe eden ve bir süre istikamet üzerinde istikrarlı olan tevbekâr yer alır. (Ancak tevbe ettikten) sonra, bu kişiye şehveti bazı günâhlar husüsunda galib gelir ve kişi, şehvetin gücünden kaynaklanan aczinden dolayı günâha düşer. Ancak o, bununla birlikte tâata devam, günâhları da terk etmeye çalışır. Fakat bir veya iki şehvet ona hâkim olur. O ister ki, Allah kendisine hâkim olsun ve şerre karşı yardım etsin. Bu durum sona erdiğinde (günâhı işlediğinde) de pişman olur. Fakat, (günâhta ısrâr etmez ve) kendisini bu günâhtan tevbe etmeye hazırlar. Bu nefs, nefs-i müsevvile olarak adlandırılır. Sâhibi, Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: Diğerleri ise günâhlarını itirif ettiler; iyi amelle kötü ameli birbirine karıştırdılar. Bu kişinin tâatlara devam etmesi ve günâhla meşgul olmasından hoşlanmaması sebebiyle Allah ona, fâyetin devamında gelen) Belki Allah onların tevbesini kabül eder sözüyle ümidli olmasını emretmiştir. Bu kişinin âkıbeti, tevbeyi te'hir etmesi ve başka bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zamana/" zamana /a bırakması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a tehlikededir. Bazen tevbeden önce (günâhlara aldanarak) gözü kamaşır. Ameller
