Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mübâhlık gibi ef'al-i mükellefinle (Tasavvuf Sözlüğü)

ilgili husüslardır Şeriatin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zamana/" zamana /a mahsüs olan edebi, vakitlere bağlı olarak yapılan ibâdetlerin vakitleriyle alâkalıdır. Her vaktin teklif eden katında bir hükmü vardır. Bir …

ilgili husüslardır

Şeriatin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zamana/" zamana /a mahsüs olan edebi, vakitlere bağlı olarak yapılan ibâdetlerin vakitleriyle alâkalıdır. Her vaktin teklif eden katında bir hükmü vardır. Bir kısmının vaktini dar tutmuş, bir kısmının vaktini ise genişletmiş olması o hükümlerdendir

Şeriatın ibâdet yerleri gibi mekâna ait edebi, yükseltilmesine ve içinde Allah'ın isminin anılmasına izin verdiği Allah'ın evleri folan mescidler) hakkındaki edebler gibi edeblerdir

edeb Vaz'iyyet (kanun koyma) hakkındaki şeriat âdâbına gelince, şeriatin, hakkında verdiği hükmü değiştirmek için bir şeye, kendi isminden başka bir isim vermemektir. Çünkü ismin değişmesiyle helâl olan haram, haram olan ise helâl kılınmış olur. (Fütühât, YI, 471

Ey müselmân ol taleb-kâr-ı edeb

Kıl edebsizden tahammül açma leb

Kimi görsen ol şikâyet-güydur

Kim falân kes kec-dil bed-hüydur

(Mesnevî, IV, 31

Bu şikâyet şekve-i bed-hü olur

Şekvâ-sâz-ı hüy-ı bed bed-gü olur

Yâni hoş-hü oldur itdikde humül

Ola bed-tâbân uu bed-hüdân hamül

Şekve-i şeyh oldu lik emr-i Hüdâ

Sanma kim hışm u mümârât u hevâ

(Mesnevî, IV, 32

Ey müslüman! Edeb nedir? dersen, bil ki edeb; edebsizlerin her işine, kabalıklarına, kötü sözlerine sabretmekten ibârettir. (Not: Şeyh Sâdi Hazretleri: Edeb Allah'ın Nürundan bir tâcdır. Onu başına koy, nereye gidersen git, huzür bulursun Edebi edebsizlerden öğren diye bir söz vardır. Aslında kötülüklere sabretmekle insan, mânen yıkanır, temizlenir. Mevlânâ'nın bir beytini şöyle nazmen tercüme etmişlerdir:

Şâyet rastlamasaydık biz edebsizlere

Affetmenin zevkini kim verirdi bize Şefik Can

Kimi Filanın tabiatı pis, huyu kötü diye şikâyet ediyor görürsen

Bil ki bu şikâyet eden kötü huyludur. Çünkü o kötü huylunun kötülüğünü söylemektedir

Çünkü güzel huylu kişi, kötü huylulara tahammül eden, onların kötülüğünü görmeyen ve söylemeyen kişidir

Ama şeyh birinin kötülüğünü söyler, birinden şikâyet ederse, bu şikâyet Hakk'ın emri iledir. Kızgınlıktan değildir. (Mesnevî, IV, 440

(İsteme âdâbı demek olan) icmâl fi't-talebin pek çok yönleri vardır. Onlardan Cenâb-ı Hakk'ın lütfettiği kadarını biz burada zikredeceğiz. Bil ki rızık talebinde bulunanlar iki kısımdır: Bir kısım kimseler devamlı olarak ve bütün himmetlerini o yöne çevirerek isterler. Böylece yönlerini Allah'tan başka tarafa çevirirler. 198 edeb

Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmet /a bütünüyle bir yöne doğrultulduğunda, diğer yönlerden çevrilmiş olur

Şeyh Ebü Medyen şöyle demiştir: Kalb için bir tek yönden başka yön yoktur. Eğer kalbi bir yöne doğrultursan öbüründen ayrılır. Hak Sübhânehü ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: Allah bir kimsenin göğsünde iki kalb yaratmadı. Ahzâb, 33/4) Yani Allah insanın zaafından dolayı ona bir anda iki yöne dönme kabiliyeti vermemiştir. İnsan bir anda iki yöne yönelirse, bu iki yönden birinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a halel meydana gelir. Diğerlerine halel getirmeksizin aynı anda bütün yönlere hükmetmek Allah'a mahsüs bir durumdur. Artık bundan şunu açık ve net bir şekilde anlamışsındır ki, bir kimse Allah'tan ilgisini keserek sadece rızk elde etme peşinde olursa, isteme edebine uymamış olur. Bu şekilde istemeyen kimse edebe uygun hareket etmiş olur

Ikinci yön; Allah'tan bir istekte bulunurken, dilediği kadar, dilediği şekilde ve istediği zaman rızıklandırması için miktar, sebeb ve zaman belirtmemek ve bunu sürdürmek de isteme âdâbındandır. Kim isterken, miktar, sebeb ve zaman belirtirse, kendisi bu davranışıyla Rabb'ine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tahakkum/" tahakküm /a etmiş olduğu gibi kalbini de gaflet kaplamış olur

Anlatıldığına göre süfilerden biri şöyle diyormuş: Rızk peşinde koşmanın yorgunluğundan kurtulmak için çalışmayı terk edip, günde iki ekmeğim olsa (bana yeter) temennisinde bulundum. Böylece çalışmanın yorgunluğunu çekmemiş olurum diye düşündüm. Bunu temennim üzerine hapse düştüm. Orada bana her gün için iki ekmek veriliyordu. Hapis işi uzayıp, bıkkınlık vermeye başlayınca, bir gün oturup bu işin başıma neden geldiğini düşünmeye daldım. Derken bir ses bana şöyle dedi: Sen bizden iki ekmek istedin, ama afiyet istemedin. Biz de senin isteğini yerine getirdik. Hemen kendime gelip, yaptığım bu yanlışlıktan dolayı tevbe ve istiğfar ettim. O anda bir de baktım hapishanenin kapısı açılıyor. Böylece hapisten kurtulup çıkmış oldum. Sen de bu edeble edeblen ey mümin!

Üçüncü yön; Allah'tan isterken, istenen şeyin kendisini değil de, O'na münacâtı kastederek istemek de duânın âdâbındandır. Bu durumda istenen şey ancak Cenâb-ı Hakk'la münacât için bir vesile olmuş olur. Bu husüsla ilgili olarak Şeyh Ebu'l-Hasen şöyle der: Duâ ederken gayen sadece istediğin şeyi elde etmek olmasın. Sonra Rabb'ine karşı mahcub olursun. Gayen sadece Mevlâ'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcât /a olsun. Rivâyete göre Hz. Müsâ s5 İsrail oğulları arasında dolaşarak Kim benim için Rabb'ime münâcâtta bulunacak? dermiş. Yüce Allah'a münâcâtı uzasın diye böyle yaparmış

Dördüncü yön; duâ ederken esasen kaderde kendin için belirleneni istediğini ve onu kastettiğini bilmek de duânın edebindendir. Şayet böyle olmasaydı acizlik denizine batmış, zorluklar içinde kıvranan bir kimsenin duâsı, onu isteğine ulaştırMmazdı. Beşeri haz ile değil de, kulluğu izhar için istemek de duânın edebindendir. Rivâyete göre Semnün-ı Muhibb bir beytinde:

edeb Senden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a

hiçbir beklentim

dediği için idrar zorluğu çekmeye başlamıştı. Sabretmiş, dayanmak için kendini zorlamış, fakat bu durum epey uzamıştı. O yine de sabırlı olmaya çalışmış, kendini dayanmak için zorlamaya devam etmişti. Bir gün ziyâretine gelen bir müridi onu bu vaziyette görünce: Üstadım, duydum ki, sen dün gece Allah'tan. şifâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/afiyet/" âfiyet /a dilemişsin. demişti. Hâlbuki o böyle bir talebde bulunmamıştı. Derken ikinci, üçüncü nihâyet dördüncü müridi geldi (ve aynı şeyi söyledi). Semnün anladı ki, Cenab-ı Hakk'ın murâdı, ihtiyacını izhar etmesi ve âfiyet dilemesidir. Bunu anlayınca, lo günden sonra) sıbyan mekteblerine giderek oradaki çocuklara Bu yalancı amcanız için duâ edin demeyi âdet edinmişti

Beşinci yön; Allah'tan bir şey taleb ederken, kendine yetecek kadarını istemeli, azdıracak, isyâna götürecek kadar çok istememelidir

Altıncı yön; kulun, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ait isteklerde bulunmaması da duânın edeblerindendir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: İnsanlardan bir kısmı şöyle der: Ey Rabb'imiz! Bize dünyâda şunu bunu ver. Böyle diyenlerin âhiretten hiç nasibleri yoktur. Bir kısmı da: Ey Rabb'imiz! Bize dünyâda da, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru' derler. (Bakara, 2/200-201

Yedinci yön; isterken, Allah'ın kendisine takdir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a nasibten şübhe etmemek