Mücâdele, başkasını susturmak, onu âciz bırakmak ve sözüne karşı çıkarak değerini düşürmek, sözünün kusurlu ve cehâlette olduğunu söylemek kasdından ibârettir. Bunun delili, Hakk uğrundaki uyarısının bir başka yönden mücâdele edilen kimseye çirkin gelmesidir. Bu durumda kendisinin faziletli, arkadaşının ise kusurlu olduğunun ortaya çıkması için hatasını söylemelidir. Susacak da olsa, bundan, ancak günâha düşmeyecek her şeyden susarak kurtulur. (İhyâ', MI, 145
mücâhede/mücâhedât (hısn-ı beden; mücâhedât-ı mürid
Ebü Yezid (Bistâmi) demiştir ki: Bedenin kalesi olan on şey vardır: Gözleri korumak, dili zikirle döndürmek, nefs muhâsebesi, ilimle amel etme, edebi koruma, bedeni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a meşguliyetlerinden uzaklaştırma, insanlardan uzaklaşıp uzlet etme, nefsle miicâhede, çokça ibâdet etme ve Sünnet'e uyma.
Üstâd Ebü Ali Dekkak'tan şöyle duydum: Allah, dışını mücâhede ile süsleyenin içini müşâhede ile süsler. (Kuşeyri, 52
Mücâhedede aslolan sâlikin hevâsına muhâlefet etmesidir. Bunu gerçekleştirmek için de nefsini alışık olduğu şeylerden, şehvetlerden ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerden /a alıkoyar; vaktinin büyük bir bölümünde hevâsının zıddına yönlendirir. Şehvetlere daldığında nefsini takvâ ve Allah korkusu dizginiyle dizginler. Nefsi hüzünlendiğinde, tâatları ve uyması gerekenleri yerine getirmekten geri kaldığında onu havf, hevâsına muhâlefet ve hazlara mâni olma kırbacıyla (tâatlara) yönlendirir. (Gunye, Il, 184
Mücâhedât, nefsi alışkın olduğu şeylerden engellemek, hevâsının zıddına yöneltmek, şehvetlerden alıkoymak, güçlüklerle, acı tattırmakla, çok virdle, (emir ve mücâhede/mücâhedât
yasaklara) aykırı hareketten dolayı pişmanlık duyarak oruç ve nafile namazla ele geçirerek kötü alışkanlıklardan vaz geçirmektir. Bunun için de sâlik, uykuyu uykusuzlukla, tokluğu açlıkla ve refahı sıkıntılarla değiştirmeye çalışır. (Âdâb , 27
Hakiki mânâda nefsine mukavemet etmeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eden kişi mücâhede ve muhâsebe sâhibidir
Mücâhede, nefsi bedeni meşakkatlere yöneltmek ve her hâlükârda hevâya muhâlefet etmektir. (Istılâh, 534
Mücâhede şöyledir: Mürid, nefs muhâsebesi yaptığında eğer nefsinin bir günâh işlediğini görürse onu cezâlandırmalıdır. Eğer nefsinin faziletlerden veya virdlerinden birinde tembellik ettiğini görürse virdleri ağırlaştırmak süretiyle onu terbiye etmelidir. Nitekim İbn Ömer , bir cemaati kaçırınca, o gece bütün gecesini ihyâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a geçirmiştir. Eğer virdleri yerine getirme konusunda nefsi onu dinlemezse onunla mücâdele eder ve olabildiğince onu zorlar. (Kudâme, 403
Bazı müellifler, mücâhedâtı beden faaliyetlerine, riyazâtı da nefsâni hislere (duygulara) tahsis etmişlerdir. Bana göre bunların tümü nefsâni işlerle alâkalıdır. Allah'a hamdolsun her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a maksad hâsıl olacak tarzda bunlara dikkat çektik ve şöyle dedik:
Bil ki ârifin Hakk'ın hazretine sülük eden menzillerden ibâret olan makamıları teker teker geçmesi gerekir. Bir makamıdan diğerine yükseldiğinde bir sonraki makama yönelir ve o makamı menzilleri kapsayacak şekilde tamanılar ve merhaleleri aşar. İslâm, imân ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a olmak üzere üç tarz ve faziletleri birbirinden farklı derecelerle vasıflanır. O tarzların sicilini aşmış, sahifelerini iyice bellemiş, hepsinde mevcüd olan şekillerini geçmiş olarak onların vasıflarıyla kaim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyeti /a nihâyetine, başı sonuna bağlı olur. Cem onu tefrikadan, halk onu Hakk'tan alıkoyamaz. Nazarı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a folan) müşâhede kapısı ona kapanmaz. Makamı, makam-ı mahmüd'dur. Zâtı da varlığın tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a aynadır. Biz makamları ve bu makamlardaki derecelerini ve menzillerdeki sülükünü sayacak olsak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbı /a kağıtlar dolusu mazmıünlar ve ufku kaplayacak ıstılâhlarla doldururduk. (Ravza, 475
Fetih emâresi görmesen de, sakın müicâhedeyi terk etme. Aksine mücâhedeye devam et. Çünkü mücâhededen sonra fetih, amellerin beraberinde gelen ve nefslerin erişebildiği mutlaka olması gerekli bir hâldir. Ancak fethin şaşmaz bir zamanı vardır. Sakın Rabb'in hakkında töhmette bulunma. Çünkü ihlâslı isen amellerinin mutlaka bir semeresi vardır. Nefsinden Rabb'in hakkındaki töhmeti tamamen kaldır ve töhmet ehli olmaktan kaçın. (Envâr, I, 129
Müridin en yüksek mücâhedesi tâatı neticesinde yani mücâhedesinin sonunda meydana gelen şân ve şöhrete rağbet etmemektir. (Envâr, 1, 162
Mücâhede, rahatlıktan sıyrılmak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsata /a sığınmayı terk etmektir. (Câmi’, 54
Mücâhede üçe ayrılır. Birincisi avâmın mücâhedesidir. Bu da küfrünü açık olamücâhid-i sarih rak ortaya koyan kimseyle yapılan mücâdeledir. Ikincisi havâss ehlinin mücâhedesidir. Bu da küfrünü gizleyen kâfirle yapılan mücâdeledir. Üçüncüsü ehâss-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a mücâhedesidir. Bu da nefsle olan mücâdeledir. (Câmi’, 60
Mücâhedenin lugat mânâsı muhârebe etmek demektir. Şeriatta mücâhede etmek demek, Allah'ın düşmanlarıyla savaşmak demektir. Hakikat ehline göre mücâhede ise, devamlı kötülüğü emreden nefsle mücâdele etmek ve onu, kendisine ağır gelen dince istenilen emirlere yönlendirmektir. Bazıları mücâhedeyi nefse muhâlefet etmek , bazıları da nefsi alışık olduğu şeylerden alıkoymak şeklinde açıklamışlardır
Mücâhede ikiye ayrılır: Birincisi avâmın mücâhedesidir. Bu amelleri yerine getirmeye muvaffak olmaktır. İkincisi havâssın mücâhedesidir. Bu da hâlleri düzeltmektir. Çünkü kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a değiştirmeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a açlığa ve uykusuzluğa katlanmak hem kolay hem de basittir. Allah yolunda mücâhede etmek Allah'a ulaştıran en büyük sebeblerden biridir. (Câmi, 176
