Allahım! Bizi doğru yola ulaştırdığın için sana hamd ederiz. Sen ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcısın. Alemlere rahmet olarak gönderilen, insanlığı kurtaran, beşeriyeti hidayete erdiren iyi bir örnek, mükemmel bir önder olan büyük Habibin, Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ve amellerini tezkiye edip felaha eren ve kardeşlerine nasihat edip fayda veren ehline ve ashabına salât-ü selam ederiz. Onların kerametiyle bize ikram eyle. Bizi yollarına ulaştır ve onlara ilhak eyle. Bizi onlarla beraber Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sancağı altında topla. Şüphesiz sen istenilenlerin en cömerdi ve en hayırlısısın.
İslâm güneşinin tan yeri ağardığından beri birçok azgın düşman karşına çıktı. Esaslarını yıkmak, binasını harap etmek için çeşitli metotlar ve farklı vesilelerle uğraştılar. Bugün biz şarktan ve garptan gelen dinsizlik dalgalarıyla ve ibahiyye akımlarıyla karşı karşıyayız. Bu akımlar gençlerimizi saptırıyor, nesillerimizi bozuyor, inanç ve düşünce geleceğimizi kapkara bir sonla tehdit ediyor. Ümmetimizi tehlikeli bir çöküş ve her tarafı kaplayan bir şerle korkutuyor. Bu dalgalı havada fikrî bir mücadeleyi ancak Allah’ın metin ipine sarılarak, içtihattan kaynaklanan ferî muhalefetleri arkamıza atarak ve kalpleri Allah’a bağlayarak yapabiliriz. Bunun için Allah’tan kuvvet, sükûnet, izzet ve keramet istiyoruz.
İslâm davetçilerinin en önemli meselesi, bu dine ruhunu tekrar kazandırmak ve kalplerin kilitlerini bu dine açmaktır. Her asırda sûfiyyenin amacı, Müslümanları Allah ile ünsiyet gölgesine, münacatın nimetlerine, yakınlığın saadetine döndürmek olmuştur.
İslâm düşmanları İslam’ın öğrettiklerini çirkin göstermek için çok çalıştılar. Onu pasiflikle ve noksanlıkla lekelemeye çalıştılar. Tâbilerini ise çağın gerisinde kalmakla itham ettiler. Bunun için de çeşitli yollarla ve ön yargılı hamlelerle İslam’a saldırdılar. Bazen mutemet fıkıh mezhepleri hakkında insanları şüpheye düşürdüler. Bazen de İslam’ın dayanaklarını yıkmak için Sahabe (radıyallahu anhum)’den olan hadis ravileri hakkında asılsız sözler uydurdular. Bir başka zaman da ümmetin akidesini bozmak için iman meseleleri ile ilgili şüpheleri kışkırttılar. Biz çeşitli asırlarda bunları gördük. Burada önemli olan İslam tasavvufuna yönelik sert hücumlara ve uydurmalara karşı dikkatli ve uyanık olmamızdır. Çünkü o, İslâm’ın cevheri, çarpan ruhu ve faal enerjisidir. Yalancılar, tasavvufun öğrettiklerini çirkin göstermek istediler. Onu hayal ve felsefe denizinde yüzmek, zayıflık, dünyadan bütünüyle yüz çevirmek, hurafe, bidat ve hayat mücadelesinden kaçış olarak tasvir ettiler. Ama Hz. Allah (celle celâluhu) dini koruyacağını ve baki bırakacağını ilan etti. Bu sebeple kalemleri kırıldı ve davaları rüzgâra karıştı. Tasavvuf Allah’a yürüyenlerin yönlerini bulduğu bir fener, İslâm’ı yaymak ve binasını güçlendirmek için olumlu bir yöntem olarak baki kaldı.
Zikrettiğim sebeplerden dolayı tasavvufla ilgili bu kitabımı onu korumak, özünü kabuğundan ayırmak ve alakalı olduğu hakikatleri meydana koyarak Hakk’ı izhar edip batılı çürütmek için takdim ediyorum. Bunu da Allah’ın kitabına, Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ın sünnetine ve dört büyük mezhep imamın sözlerine, onların büyük âlim, fakih tabilerine, usulcülere ve muhaddislere, tasavvuf imamlarına ve İslâm’a güzel hizmetleri olmuş fikir adamlarına dayanarak yazdım. Allah-u Teâlâ bizi topluca İslâm’a, sevdiği ve razı olduğu şeylere hizmet etmeyi nasip etsin. 0ndan tevfik, sözde ve fiilde isabetli olmayı istiyoruz. Başlangıç O’ndan ve nihayet O’nadır. Başarım Allah’ın elindedir. O’na tevekkül ettim, O‘na yöneldim.
Abdulkadir İsa (rahmetullahi aleyh) 24 Ramazan 1381 Hicrî 17 Şubat 1961 Milâdî Halep BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla”
