İyilik ve vergide lütufta bulunan, Kıdem ve Bekâ sıfatlarıyla tek, Vahid, Ehad, Ferd ve Samed olan Allah’a hamdolsun.
Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü’minlerden dua, dünya ve ahiret meşakkatlerinden emin olmak, yüce Allah’ın alemlere rahmet, müttakilere mükemmel bir misal, salihlere güzel bir örnek, Allah’ın izni ile davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdiği Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem)’nın üzerine salat ve selam olsun. Muhakkak ki O, mürşit olan imamların, nefisleri tezkiye eden mürebbîlerin ve ilmiyle âmil olan ulemanın rehberidir.
Bundan sonra, muhakkak ki yüce Allah lütfu ve rahmetiyle İslâm ümmetini fesat ve sapıklık karanlıklarında bocalamaya, maddecilik ve kör şehvani akımların sürüklemesine bırakmamış, bilhassa Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar hak üzere onlara yardım edecek ve muhalefet edenlerin zarar veremeyeceği bir topluluk hazırlamıştır.
Onlara Resul’ünün mirasçılarından Sünnet-i Nebeviyye’yi ve Adab-ı Muhammediyye’yi ihya edecek deliller nasip etmiştir. Bunlar ilimleriyle, halleriyle ve irşatlarıyla insanlara fayda verir, sohbetine katılanları gözetir, tezkiye eder, onların ellerinden tutarak takva mertebelerine ve ihsan makamlarına götürürler. Muhakkak ki babamız; fadıl, mürşid, arif ve şeyh Abdulkadir İsa (rahmetullâhi aleyh), yüce Allah’ın ülkeleri ve kulları onun vasıtası ile faydalandırdığı vârislerden biridir. Çeşitli Müslüman ülkelerinde onların vasıtasıyla birçok kimseler hidayete ermişlerdir. Şimdi ise Hakk’a kavuşmuştur. Yüce Allah onu bol olan rahmetine garkeylesin! Yüce firdevs cennetlerine yerleştirsin! Yüce Allah ona hizmetlerinden dolayı İslâm ve müslümanlardan en hayırlı karşılığı versin!
O, kendinden sonra İslâm, iman ve ihsan yolu üzere sâlik olan nesilleri bıraktı. İslâm ümmetine bu büyük ve ilmî olan “Hakaik-u An-it Tasavvuf” adlı eseri bıraktı. Bu kıymetli eserden başka ilmî bir eser bırakmadı. Zira O, satırları yazmayı ve her şeyi bırakıp, usanmadan azimle kalpleri aydınlatmakla meşgul oldu. Bu nefis kitap, umumiyetle birçok âmil olan âlimlerin, ihlâslı davetçilerin ve münevver ilim talebelerinin onaylamalarıyla karşılaştı. Buna göre hakiki tasavvufun zevkî bir program ve şer’î bir amel üzere olduğu, insanların yanında apaçık meydandadır. Bu sebeple Hak yolunda olan bütün Müslümanların, imanın zevkini tahakkuk ettiren ihsanî makamla, nebevî edeplerle ahlâklanması, şer’î hükümlere iltizam etmesi, nefisleri tezkiye etmesi, alaka ve engellerden halas olmaları lazımdır. Seyyid-ül Mürselin (kainatın iftiharı) olan (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashab-ı kiram ve bizden evvel geçen salihler (rahmetullâhi aleyhim)’in hepsi de bu yüksek makamlarda idiler.
Bu kitabın beşinci baskısını bastırıp da şeref duymamıza sebep, İslâm aleminin çeşitli taraflarındaki çok sayıda faziletli kardeşlerimizin bu kitaba rağbet etmeleridir. Bu kitapla salih kullarına yarar sağlaması ve müellifin ecrinin kat-kat olmasını yüce Mevlâ’dan dileriz. Hamd Alemlerin Rabb’in olsun.
Müellifin Vârisleri
