Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

muhâl (Tasavvuf Sözlüğü)

Muhammed Hz. Muhammed'in göğsünü açtı, kadrini yüceltti, emrini vâcib hâle getirdi, bedrini (dolunayını) ortaya çıkardı, Yemâme bulutları arasından parladı dolunayı, Tihâme taraflarından doğdu güneşi, kandilini kerâmet …

Muhammed Hz. Muhammed'in göğsünü açtı, kadrini yüceltti, emrini vâcib hâle getirdi, bedrini (dolunayını) ortaya çıkardı, Yemâme bulutları arasından parladı dolunayı, Tihâme taraflarından doğdu güneşi, kandilini kerâmet madeninden aydınlattı. Her haberi basiretiyle verdi, emrettiği her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünneti /a de yalnızca güzel siretinden. Rabb'inin huzüruna yükseldi ve getirdi, gördü ve haber verdi, korkuttu ve sakındırdı. Onu hakiki olarak Sıddik'ten (Hz. Ebü Bekr'den başka kimse göremedi. Çünkü o, Hz Peygamber'e uymuş, sonra da aralarına başkası girmesin diye ona arkadaş olmuştu. Onu tasvir eden kimse, onu vasfetme konusunda cehle düşmüştür. Kendilerine kitâb verdiğimiz kimseler onu 5, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kuşkusuz onlardan bir fırka bilerek hakkı gizlemektedir. . (Tavâsin, 191

Nübüvvet nürları, O'nun nürundan çıkmıştır. Nürların aydınlığı da O'nun nürundan zuhür etmiştir. Nürlar içinde Sâhibu'l-harem'in nürundan daha parlağı, daha açık olanı, daha kıdemlisi yoktur. Onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a , tüm himmetlerden öndedir. Varlığı yokluktan, adı kalemden önce. Çünkü bütün ümmetlerden önceydi O. Bu niteliklerin sâhibinden daha merhametli, daha zarif, daha şerif, daha ârif, daha insaflı, daha raüf, daha merhametli, lütüfkar hiçbir yerde yoktur. Ne ufuklarda, ne ufukların üstünde ve ne de altında

O varlıkların seyyididir. O ki ismi Ahmed (övgüye en lâyık olan), vasfı Evhad (en tek olan), emri Evked (durumu en çok desteklenen), zâtı Evced , sıfatı Emced (en çok övülen), himmeti ise Efreddir (teklerin tekidir). Âh, ne kadar açık ve seçik, ne kadar keskin görüşlü, ne kadar temiz, ne kadar yüce, ne kadar meşhür, ne kadar nürlu, ne kadar güçlü, ne kadar dayanıklı!

Hâdislerden (sonradan yaratılmış olan varlıklardan), şeylerden ve kâinâtlardan önce meşhurdu O. Önceden önce, sonradan sonra, renklerden ve cevherlerden önce de dillerdeydi O. Cevheri safevi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a nebevi, ilmi Alevi, konuşması Arabi, kıblesi ne doğu, ne de batıdır. Hasebi ebevi, refiki rebevi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a Emevidir. Ancak O'nun irşâdıyla görür gözler, ancak O'nun aracılığıyla bilinir gönüllerdeki sırlar. Hakk'tır O'nu konuşturan, delildir O'nu doğrulayan ve yine Hakk'tır O'nu hür kılan. O hem delildir, hem de medlâül (kendisine delil getirilen kişi

Hasta kalblerin pasını silendir O. Mahlük eli değmeyen, uydurulmayan, Hakk'a bağlı, Hakk'tan ayrılmayan, akıl ötesi Kadim Kelâm'ı getiren de O. Sondan, sonlardan, sonun sonundan haber getirendir O

Beyt-i Haram'ı gösterdi, bulutları dağıtıp. O tamam, O hümâm (yüce gönüllü) kahraman. O'dur putların paramparça edilmesini emir buyuran. O'dur bulutları dağıtan, yeryüzündekilere peygamber olan. O'dur ikrâmla ihrâmın arasını ayıran

Üstünde tüllenen bulut; altında parlayan, çakıp yağdıran, her tarafı mahsüle boğan bir şimşek. Bütün ilimler O'nun denizinden bir katre, bütün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmetler /a O'nun nehrinden bir avuç, bütün zamanlar O'nun zamanından bir saat. Hakk O'nunla tecellide, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a O'nunla ayakta. O'nunla sıdk, O'nunla rıfk, O'nunla fetk, O'nunla retk. O vuslatta evvel, nübüvvette âhir, mârifette zâhir, hakikatte bâtın olan. Ne bir âlim ulaşabildi ilmine, ne de bir hakim (filozof ya da hikmet sâhibi) muttali olabildi kavrayışına. (Tavâsin, 192

Hiç kimse Hz. Muhammed'in mim inden çıkmamış, hiç kimse de onun hâ sına girememiştir. Hâ ve ikinci mim , dâl ve birinci mim. Dâl"i devâsı, mim''i mahalli, hâ sı hâli, ikinci mim de sözüdür. Davetini açıkladı, bürhânını gösterdi, furkanını indirdi, lisânını konuşturdu, gönlünü pırıl pırıl yaptı, akranını âciz bıraktı, binâsını sağlamlaştırdı, şânını yüceltti. Onun meydanlarından kaçarsan rehbersiz yolun nereye varır ey hasta! Onun hikmeti yanında hakimlerin hikmeti kum tümseği gibi kalır. (Tavâsin, 193