Muhasebe: Nefsin, dini yaşamasına engel olan durumları kontrol altında tutmak, safa (arınmak), muhabbet, isar (tercih) ve ihlâs yollarının önünde duran bütün engellerden nefsi tecrid ederek batınî levmi (kendi kendini kınamayı) arttırmak suretiyle nefsi terbiye etmektir. Sûfi için bu makam sağlam bir adım ve teşekküre değer bir savaştır. Çünkü onlar Peygamber’in izinde yol alarak, onun hidayeti ile hidayete ererler. Nitekim Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Akıllı, nefsini hesaba çekip, ölümden sonrası için amel edendir. Aciz ise, nefsinin hevâsına uyan ve Allah’tan kurtuluş temenni edendir” buyurdu.[1]
Her kim kendi nefsini hesaba çekerse nefsi bâtıl ile iştiğal etmeye yol bulamaz. Çünkü o taatla meşgul olur. Taksiratından dolayı Allah’tan korkarak nefsini levmeder. Bu nefis tembelliğe ve lehviyata (eğlenceye) nasıl yol bulur!
Ahmed Rifaî ( rahmetullâhi
aleyh ) der ki: “Korkudan muhasebe, muhasebeden murakabe ve murakabeden de devamlı yüce Allah’la meşgul olmak meydana gelir.”[2]
Sûfilerin bu halinin, hâlis ruhî terbiyede ve gizli yermeyi nefislerine bir fidan gibi dikmede Nebi ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’nin ashabına uyguladığı metoda benzemesi ne acayiptir! Rivayet edildi ki Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) bir gün karnı açlıktan bükülmüş olduğu halde evinden çıktı. Ebû Bekir ve Ömer ( radıyallâhu anhuma ) ile karşılaştı. Onların durumlarının da kendisinin durumuna benzediğini anladı. Çünkü onlar da günlük yiyecek bulamıyorlardı. Ensar’dan bir adam onlara rastgeldi. Onların güler yüzleri o adamı kandıramadı. Durumlarını anladı kendisine misafir olmalarını istedi. Evine ulaştıklarında hurma, soğuk su ve gölgelik buldular. Hurmalardan yediler ve sudan içtiler. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “İşte bu sorumlu tutulacağınız nimetlerdendir” buyurdu.[3]
O hangi bir nimettir ki insanlar ondan sorumlu tutulup hesaba çekiliyor! O, birkaç hurma ve susuzluğu giderecek bir içim sudur. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) bunların kıyamet gününde Rab’lerinin hesaba çekip sorumlu tutacağı nimetlerden olduğuna itibar ediyor. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın bu güzel bakışı nefsin tâbiatına atılan bir rahatlama, kuvvetli bir kontrol, hoş bir duygu, ince bir anlayış, büyük bir duyuş ve şimdiki zamandan gelecek zamana kadar nefsin her davranışında yoğun bir mesuliyeti hedef almıyor mu?
Nefis muhasebesi, yüce Allah’a, yarattıklarına ve şer’i emirler ve nehiylerle mükellef nefse mesuliyet hissi kazandırır. Muhasebe ile anlar ki insan abes (boş) yere yaratılıp var olmuş değildir. Muhakkak ki o yüce Allah’a dönecektir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın haber verdiği gibi: “Allah’la kulunun arasında tercüman olmadığı halde, Allah her bir kişiyle konuşacak, (kul) sağına bakar, takdim ettiği şeyden başka bir şey görmez. Soluna bakar takdim ettiği şeyden başka hiçbir şey görmez ve önüne bakar, önünde cehennemden (ateşten) başka bir şey görmez. Velev ki sadaka verdiğiniz yarım hurma sebebi ile şayet hurma bulamazsanız güzel bir söz ile de olsa cehennemden sakınınız.”[4]
Nasuh tevbesiyle kul Allah’a döner. Allah’tan alıkoyan fâni meşguliyetleri terk eder. Her şeyi bırakıp O’na koşar. Yüce Allah Zariyat Suresi 50. ayetinde:
“ O halde Allah’a koşun, çünkü ben sizi O’ndan açık bir şekilde korkutuyorum” buyuruyor.
Yüce Allah’a sefer eden, inanan sûfi toplumu ile beraber gaibten gelen seslere icabet ederek sen de koş!
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun. (Tevbe Suresi 119)
Şair şiirinde:
“Muhakkak sûfi toplumu Hakk’ın huzuruna göçen misafirlerdir.” dedi.
İşte böylece yüce Allah onları yüksek huzuruna alıp barındırır ve Cenab-ı Akdes (Allah) onlara Allah’ı seven bütün muhiblerin okuduğu, Kamer Suresi 55. ayetinde:
meclisindedirler” “ Güçlü,
yüce
Allah’ın
huzurunda
hak
buyruğundaki indiyeti (makamı) ikram eder.
Şeyh Ahmed Zerrûk ( rahmetullâhi aleyh ) “Kavaid”inde der ki: Nefsi hesaba çekmekten gafil olmak nefisle ilgili olan şeylerde ham ve gevşekçe davranmayı doğurur. Nefisle mücadelede kusurlu davranmak nefisten razı olmaya davet eder. Ona çok eziyet etmek onun nefretini meydana getirir, yumuşak davranmak ise tembelleşmesine yardım eder. İnsana lazım olan münakaşa ile beraber devamlı muhasebe etmek, amelde ise yakın ve sahihini almak ve hükmü açık olan noktalarda ona müsamaha göstermemektir. Amel bakımından gizli (şüpheli) durumları talep etmemektir. Terkettiği veya yaptığı fiillerin durumuna bakıp ilgilenmeli ve onların şu sözüne itibar etmelidir: “Her kimin bulunduğu gün, dünkü günden daha hayırlı değilse o aldanmıştır. Kimin amelinde ziyadelik yoksa o noksandır. Amelde sebat etmek ise ziyadeliktir.” Bu konuyla alakalı Cüneyd ( rahmetullâhi aleyh ) demiş ki: “Bir kişi sene boyu yüce Allah’a yönelip ibadet ile iştigal etse ondan sonra da uzaklaşıp yapmasa kaçırdığı şey, nail olduğu şeylerden daha çok olur.”[5]
Dipnotlar
- Tirmizi Kitab-ı Sıfat-ül Kıyame’de Şeddat bin Evs (radıyallâhu anhu)’den rivayet edip, hadis hasendir dedi.
- Seyyid Ahmet er-Rifaî (rahmetullâhi aleyh) El-Bürhanül Müeyyed, s.56’da
- Tefsir İbn-i Kesir c.4 s.545’de
- Müslim Kitab-uz Zekat’ta Adiy-bin Hatim (rahmetullâhi aleyh)’den, Tirmizi Kitab-u Sıfat-ul Kıyame’de rivayet etmişlerdir.
- Ahmed Zerrûk Kavaid’inde s.75’de
- El Erbain fi Usûliddin s.196’da
Erginli Sözlüğünden
(hısn-ı beden; mu'âkabe-i nefs alâ 5 1 9 1 1 10 912 1447 120 24 91.062897 taksirihâ; 5 1 9 1 1 11 1043 1447 150 21 92.025795 muhâsebe-i 4 1 9 1 2 0 142 1495 63 25 -1 5 1 9 1 2 1 142 1495 63 25 95.964378 nefs) 2 1 10 0 0 0 142 1550 1051 96 -1 3 1 10 1 0 0 142 1550 1051 96 -1 4 1 10 1 1 0 192 1550 1001 29 -1 5 1 10 1 1 1 192 1551 11 10 92.866692 5 1 10 1 1 2 214 1550 61 24 91.045219 Tâat; 5 1 10 1 1 3 287 1550 140 27 96.056931 kurtuluşun 5 1 10 1 1 4 439 1550 61 29 95.897270 yolu, 5 1 10 1 1 5 513 1550 46 21 96.666992 ilim 5 1 10 1 1 6 571 1551 35 20 96.625366 ise 5 1 10 1 1 7 614 1550 32 21 96.619278 bu 5 1 10 1 1 8 658 1550 70 29 96.752762 yolun 5 1 10 1 1 9 740 1550 131 21 92.386719 rehberidir. 5 1 10 1 1 10 882 1550 79 21 92.386719 Tâatın 5 1 10 1 1 11 974 1550 39 21 96.599213 aslı 5 1 10 1 1 12 1027 1550 92 26 93.277740 (temeli) 5 1 10 1 1 13 1132 1550 61 25 91.995651 verâ, 4 1 10 1 2 0 142 1587 1051 28 -1 5 1 10 1 2 1 142 1587 79 21 88.907707 verâın 5 1 10 1 2 2 233 1587 40 21 96.225594 aslı 5 1 10 1 2 3 284 1587 75 25 93.298264 takvâ, 5 1 10 1 2 4 371 1587 109 21 92.694305 takvânın 5 1 10 1 2 5 491 1587 41 21 96.371590 aslı 5 1 10 1 2 6 543 1587 43 28 93.280334 nefs 5 1 10 1 2 7 596 1587 135 24 91.323692 muhâsebesi, 5 1 10 1 2 8 741 1587 52 21 92.757500 nefs 5 1 10 1 2 9 801 1587 190 21 91.023544 muhâsebesinin 5 1 10 1 2 10 1001 1587 77 21 96.003204 temeli 5 1 10 1 2 11 1087 1588 39 24 96.810020 ise, 5 1 10 1 2 12 1136 1587 57 21 96.954277 havf 4 1 10 1 3 0 142 1625 660 21 -1 5 1 10 1 3 1 142 1632 28 14 93.271767 ve 5 1 10 1 3 2 178 1625 96 21 92.426559 recâdır. 5 1 10 1 3 3 282 1625 68 21 92.541168 Nefsi 5 1 10 1 3 4 357 1625 189 21 91.968925 muhâsebesinin 5 1 10 1 3 5 556 1625 88 21 96.614014 rehberi 5 1 10 1 3 6 653 1625 30 21 96.453041 de 5 1 10 1 3 7 691 1625 111 21 96.368111 ilimdir... 2 1 11 0 0 0 192 1679 999 29 -1 3 1 11 1 0 0 192 1679 999 29 -1 4 1 11 1 1 0 192 1679 999 29 -1 5 1 11 1 1 1 192 1680 93 28 44.511086 .. Nefs 5 1 11 1 1 2 297 1679 129 21 91.452194 muhâsebesi 5 1 11 1 1 3 437 1679 86 21 93.770569 nedir? 5 1 11 1 1 4 535 1679 53 29 96.254662 diye 5 1 11 1 1 5 599 1679 104 21 96.332703 sordum. 5 1 11 1 1 6 716 1680 60 20 96.536758 Bana 5 1 11 1 1 7 788 1679 63 29 92.605240 şöyle 5 1 11 1 1 8 862 1679 70 21 92.605240 cevâb 5 1 11 1 1 9 944 1679 72 21 93.298454 verdi: 5 1 11 1 1 10 1030 1679 105 21 75.598724 Allah'ın 5 1 11 1 1 11 1146 1686 45 14 93.133751 sev
mediği şeyi sevdiğinden ayırmak süretiyle nazar kılmak ve dikkat etmektir. Ayrıca nefs muhâsebesi, amellerin geleceği hakkında muhâsebede bulunmak, diğeri ise şu andaki ameller hakkında düşünmek şeklinde ikiye ayrılır. Amellerin geleceği hakkında muhâsebede bulunmaya Kitâb ve Sünnet a href "/tr/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a -sozlugu/isaret/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a /a etmiş, âlimler de bunda ittifâk etmişlerdir. (Ri'âye, 12)
Muhâsebe... Kardeşim nefsini tanı, hâllerini yokla, özenle ve telef olmasından korkarak şefkat içinde vicdanındaki düğümlerini araştır. Çünkü senin başka bir nefsin yok. Helâk olacak olursa büyük bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a /a ve korkunç bir felâket olur. Öyleyse kardeşim nefsine dikkatli ve keskin bir nazarla bak ki, amellerinin âfetlerini, içindeki bozukluğu ve dilini neye oynattığını tanıyabilesin.
Sonra (nefsin) hevâsının dizginlerini tut, korku a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a /" hikmeti /a ve muhâlefet sıdkıyla çek, yumuşak bir şekilde amelinde ihlâsa, vicdanında doğru irâdeye, konuşmasında düzgün mantığa ve kalbinde de düzgün niyete yönlendir. Gönlünü çeken, bakmakta sakınca görmediğin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a /a sevgisi olduğuna inandığın gereksiz şeyleri terk et ve nefsinin Mevlâ'sının istemediği hevâ, müstehcenlik gibi şeylerden gözünü yum. Allah'ın istemediği şeyleri dinlemekten, bunları yapmaktan, midesine giden gıdaya dikkat ederek, örtülmesi gereken yerlerini örterek ve bütün arzularını tashih ederek samimi bir şekilde nefsini koru ve Mevlâ'sının istemediği her şeyden haz almasına engel ol. (Ri'âye, 60)
Ebü Yezid (Bistâmi) demiştir ki: Bedenin kalesi olan on şey vardır: Gözleri korumak, dili zikirle döndürmek, nefs muhâsebesi, ilimle amel etme, edebi koruma, bedeni dünyâ meşguliyetlerinden uzaklaştırma, insanlardan uzaklaşıp uzlet etme, nefsle mücâhede, çokça ibâdet etme ve Sünnet'e uyma. (Şatahât, 104)
Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Ey imân edenler! Allah'tan ittika edin, herkes yarın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/icin-ne/" için ne /a (yapıp) gönderdiğine baksın. Haşr, 59/18) Azınettikten sonra muhâsebe yolunu tutmak, ancak tevbeye sarılmaya götürür.
Muhâsebenin dört rüknü (direği) vardır: Birincisi O'nun nimetiyle senin günâhını mukayese etmendir. Ama bu mukayese, şu üç şeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a /a olmayan kişiye ağır gelir: Bunlar, hikmet nüru, nefs hakkında kötü zan sâhibi olmak ve nimetle fitneyi birbirinden ayırd edebilmektir.
Muhâsebenin ikinci rüknü Hakk'ın senin üzerinde bulunan nimetiyle, sana ait olanı ve senden geleni (niyet ve amellerini, nimetlere karşı muâmeleni;) birbirinden ayırmandır. Böylece sen, suçunun aleyhinde delil ve tâatinin üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a /a bulunduğunu anlarsın. Hüküm, senin aleyhindeki delil olup, senin için mazereti olmayan bir hükümdür.
Muhâsebenin üçüncü rüknü ise, senden sâdır olan, O'nun hoşuna gidecek her tâatın sana gerekli olduğunu, kardeşini ayıpladığın her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyetin /a /a de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a /" mutlaka /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sana-donecegini/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sana-donecegini/" sana döneceğini /a /a (ayıpladığın hataya kendin düşebileceğini), vakti geldiği zaman Mizân'ı kendi elinle kurmayacağını anlamandır. (Menâzil, 8)
muhâsebe 691
Tüccarın ortağıyla olan muhâsebesi, fazlalığın ve eksikliğin ortaya çıkması için ana sermayeyi, kazancı ve zararı kontrol etmesidir. Eğer kazançta fazlalık varsa ortağına verir ve ona teşekkürde bulunur. Eğer bir zarar söz konusu ise ortağından onu ödemesini ve gelecekte telafi etmesini ister. Bunun gibi, kulun dini sermayesi farzlar, kazancı nafileler ve faziletler, zararı ise günâhlarıdır. Bu ticâretin mevsimi tüm günüdür.
Daima kötülüğü emreden nefsiyle muâmelesi ise şu şekilde olmalıdır: Öncelikle nefsini farzlara karşı hesaba çeker. Eğer farzları vaktinde yerine getirmiş ise Allah'a şükreder ve benzeri ibâdete nefsini teşvik eder. Eğer farz ibâdeti vaktinde yerine getiremeyip aksatırsa kaza eder. Eksik kılmışsa nafilelerle eksiğini gidermeye çalışır. Eğer bir günâh işlemişse tüccarın ortağına yaptığı gibi eksiğini telâfi etmek için nefsini cezâlandırmak ve onu kınamakla meşgul olur.
Bunun yanı sıra dünyâ hesabında zarara uğramamak için tane ve kıratı hesab ederek kâr ve zarar girdisini kontrol ettiği gibi, dininde de gününü kurtarmalıdır. Aynı zamanda kıyâmette başkasının bakacağı hesabı da nefsine garanti etmeli, bu şekilde bakışını, gönlünden geçenleri, düşüncelerini, oturmasını, kalkmasını, yemesini, içmesini, uykusunu hatta susmasını; niçin sustuğunu, durmasını; niçin durduğunu kontrol etmelidir.
Nefsinin yapması gereken bütün şeyleri bilip, yerine getireceği kadarını doğruladıktan sonra o miktarı hesab edince geri kalan da ortaya çıkar. O zaman onun üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a /a etmeli ve tüccarın hesabdan sonra geride kalanı hesab defterine kaydettiği gibi kalbinin sayfasına onu yazmalıdır. (Jhyâ', 139)
Makamlardan) ... nefs muhâsebesi; nefsin fazlalık ve eksikliklerini, lehinde ve aleyhinde olan şeyleri kontrol etmektir.
Hakiki mânâda nefsine mukavemet etmeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a /" gayret /a eden kişi mücâhede ve muhâsebe sâhibidir. ( Avârif, 47)
,..Bir şey özü itibâriyle hâl olur, sonra makam hâlini alır. Kulun kalbinde bir muhâsebe duygusunun doğması, sonra nefsâni husüsiyetlerin hâkim olmasıyla bu duygunun kaybolması, yine bunun bazen ortaya çıkması ve bazen kaybolması gibi. Kul, muhâsebe hâlini devam ettirirse bu durum devam eder. Nefsâni sıfatların ortaya çıkmasıyla muhâsebe hâlinin ortadan kalkması, ilâhi yardımın gelmesine kadar devam eder. Hakk'ın yardımıyla muhâsebe hâli kula hâkim olur ve nefs mağlub edilir. Muhâsebe hâli bütün te'siriyle onu kuşatır, nefsin vatanı, istikrâr yeri ve makamı olur. (Diğer hâller de böyledir (Câmi'))... ((Avârif, 273; Câmi , 138)
...Bunun devamlı olması ve kulda yerleşik duruma gelmesi hâlinde muhâsebe makamından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a /a makamına yükselmiş olur. Muhâsebe kişinin makamı olduğunda, murâkabe onun için hâl olur. Sonra murâkabe hâli, hata ve gafletin zaman zaman kulun iç dünyâsında galib gelmesinden dolayı, hata ve gafletin da692 muhâsebe
ğılmasına götürür. Allah, yardımıyla kulunu destekler. Böylece murâkabe hâl olduktan sonra makama dönüşür. Muhâsebe makamı, ancak murâkabe hâlinin gelmesiyle istikrâra kavuşur. Kula, müşâhede hâline yükselme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a /a verildiğinde, murâkabesi istikrâr bulur ve makamı hâline gelir. ('Avârif, 273-274)
Muhâsebe, fazlalığın ve eksikliğin ortaya çıkması için ana sermayeyi, kazancı ve zararı kontrol etmektir. Kulun dini sermayesi farzlar, kazancı nafileler ve faziletler, zararı ise günâhlarıdır. Öyleyse öncelikle nefsini farzlara karşı hesaba çekmeli, eğer bir günâh işlemişse eksiğini telafi etmek için nefsini cezâlandırınakla meşgul olur. (Kudâme, 401)
Mu'âkabe-i nefs alâ taksirihâ (kusurlarından dolayı nefsi cezâlandırmaj: Biliniz ki, mürid, nefsini hesaba çektiği zaman onda eksiklik görür; veya bir günâh işlediğinde onu salıvermemesi gerekir. Çünkü o esnâda günâh işlemesi ona kolay, o günâhtan kopması zor gelir. Bu durumda kişinin, ailesini ve çocuklarını cezâlandırdığı gibi, nefsini de mübâh olan bir cezâ ile cezâlandırması gerekir. (Kudâme, 402)
Muhâsebenin üç adımı vardır. Bunlar tevbeye azmettikten sonra devşirilir. İslâm adımında sâlik nimetlere kavuşur ve hikmet, nefse kötü zanda bulunma ve nimeti fitneden ayırma nürunu devşirir. İmân adımında Hakk için olanı veya ondan geleni diğerlerinden ayırır. İhsân adımında ise, kendini memnun eden tâatlerin kendisinin aleyhine, kardeşini kınadığı diğer tâatlerin ise kendi lehine olduğunu bilir. (Ravza, 477)
Muhâsebe, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" bidâyâtta /a /a iyiliklerle kötülükler arasında denge kurmaktır. Ebvâbda, hayırla şer arasında ve bunların önemi konusunda mukayasede bulunmak, hayra boyun eğmek ve şerri mahv etmektir. Muâmelâtta, huzür ve riâyet vakitleri ile uyanıklık ve gaflet vakitleri arasında mukayesede bulunmaktır.
Ahlâkta, faziletlerle rezillikleri, güzel melekelerle kötüleri mukayese etmektir. Usülde azimetle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fetret/" fetret /a /" fetret /a , sülükte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmet /a /" himmetleri /a bir araya toplamakla tefrikayı, Hakk ile ünsiyette bulunmakla halkla birlikte olmanın yalnızlığını mukayese etmektir. Edviyede muhâsebe, ihsân makamında, âyâna yakın olmak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a nüru ile nürlanmak süretiyle bâtılın sükünü hariç, vakitler arasında denge kurmaktır. Ahvâlde muhâsebe, parıltıların kişiyi sardığı ve uzaklaştığı; şevk ve vecdin hazır olup zayıfladığı ve zevkin meydana geldiği ve yok olduğu vakitler arasında, bu hâller sürdükçe muhâsebe yapmaktır.
Velâyâtta muhâsebe, vaktin huzüru ile bulanıklığı, nefsi rahatlatmak ile mümkünse sıkıntıyı def etmek arasında ölçüye dikkat etmektir. Hakaikte muhâsebe, bast-kabz vâridleri, tecelli ve setr (gizlenme) vakitleri ve mânevi sarhoşluğun galib olup yerleşmesine kadar sahv (uyanıklık) arasında olur. Nihâyâtta muhâsebe ise, sevginin başlarındaki fenâ hâlleri arasında ve fenâya erişinceya kadar telvinin (hâlden hâle geçmenin) ortaya çıkışında, cem ve farkta, tahakkuk ve teferrüd hâlinin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhasibiyyun/" muhâsibiyyün /a cem ve farkın, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a makamındaki mutlak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a gerçekleşmesi için yapılan muhâsebedir. (Câmi , 274)
Nefs muhâsebesi, fiil işlemek, fiili terk etmek ve mücâhedelerle elde edilen zevk ve vecdler hakkında konuşmakla alâklı olur. Sonra bu nefs muhâsebesi kulda bir makam olarak yerleşir ve kul bu makamdan bir diğerine yükselir. (Buğye, 18)
Kaynak: Zafer Erginli (ed.), Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
