Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

münâcât (Tasavvuf Sözlüğü)

Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Kalbimin sana itâatı arzuladığını, gözümün nurunun, kapının hizmetine âmâde olduğunu biliyorsun. Eğer iş benim elimde olsaydı, bir an bile senin hizmetinden ayrı kalmazdım. Ne var …

Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Kalbimin sana itâatı arzuladığını, gözümün nurunun, kapının hizmetine âmâde olduğunu biliyorsun. Eğer iş benim elimde olsaydı, bir an bile senin hizmetinden ayrı kalmazdım. Ne var ki, sen beni bu merhametsiz kulların insafına bıraktın.

Bir defasında da Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Yıldızlar parladı, gözler uykuya daldı, padişahlar kapılarını kapadı, her sevgili sevgilisiyle baş başa kaldı. Ben de senin huzürundayım.

Râbia'nın bir münâcâtı da şöyleydi: İlâhi! Bu gece de dönüp gitti; bu sabah da ağardı. Ah bir bilsem! Şayet benim gecemi libâdetimi) kabül ettinse sevinsem, kabül etmedinse sabretsem, teselli bulsam. İzzetine and olsun ki beni yaşattığın ve bana yardım ettiğin sürece benim tavrım böyle olacak...

Râbia münâcâtına şöyle devam etti: ... Eğer beni kapından kovacak olursan, kalbimdeki sevgin sebebiyle oradan hiç ayrılmayacağım.

Ey benim sevincim matlübumı dayanağını

Arkadaşım azığım ve murâdımı

Gönlümün canısın Sen umudumsun benim

Sen benim can yoldaşım

özlemin benim azığımı

Hayatımı yoldaşını benim

Sen olmasaydın eğer eğlenmezdini bu geniş topraklarda

Öyle minnettarını ki Sana

ne çok nimet ve ihsinın var bana

nimetin olur bana

Ve cilasıdır gözümün

şu pas tutmuş gönlümün

Ölünceye dek ayrılmanı Sen'den

karanlıkta sığınağımı

Eğer benden râzı olursan

ey gönlümün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sultani/" sultanı /a

işte odur benim mutlu ânını

Duân nürdur senin

namaza amansız düşman

Ömür bir fırsattır

ah bir düşünsen

gelir geçer süresi

Yalnızlıktadır benim rahatını

yanımda olur her zaman

Görmedim O'nun sevgisine bedel hiçbir şey

Mihmetimdir O'nun sevgisi varlıklar arasında

nereye baksam O'nun güzelliği

Mihrabımdır O benim

Vecde gelip ölürsem o râzı olmadan benden

Yazıklar olsun benim bedbahtlığıma

Ey gönlümün tabibi

bütünü arzularımın

şifâ bulsun rühum

Ey benim sonsuz sevincim

Sen'sin varlığımın kaynağı

münâcât Sen'dendir neşeni

Silmişim gönlümden Sen'den başka her şeyi

Vuslatındır Sen'den umduğunı

Budur en büyük arzunı

Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Eğer sana cehennem korkusuyla kulluk ediyorsam, beni cehennemde yak, cennet ümidiyle kulluk ediyorsan beni cennete sokma. Ben sana senin hoşnutluğundan başka bir sebeble kulluk etmiyorum. Öyle ise, seni müşâhede etmekten beni malırum etme

İlâhi! Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a benim için takdir ettiğin bütün hayırları düşmanlarına ver. Cennete benim için takdir ettiğin her şeyi de dostlarına ver. Ben yalnız ve yalnız sana yöneliyorum.

Kalbini koyduğun yer bakımından miinâcât ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a , kalbini arşın yakınına koyarak oradan münâcâtta bulunmandır. Kalbini murâkabeye hazırlamakta iki müracaat noktası vardır. Birincisi, ilim tezekkür etmekle birlikte nazar murâkabesidir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: Şiibhesiz O, kalblerin içindekini en iyi bilendir. Allah gönlünüzdekileri bilir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Allah'tan sakının. Bundan sonra tat almak için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azameti /a tezekkür etmektir

Bir başka makam şöyledir: Rivâyet edildiğine göre Allah Teâlâ Hazretleri Hz. İbrâhim'e a: Ey İbrâhim, seni kendime niçin dost edindiğimi biliyor musun diye vahyedince Hz. İbrâhim: Bilmiyorum Allah'ını diye cevâb vermiş. Bunun üzerine Allah Teâlâ: Seni kendime huzürunıda çokça ibâdette kaim olduğun için dost edindim buyurmuştur. Hz. İbrâhim'in kıyâmının namazla değil, kalble olduğu söylenmiştir. (Âdâbı, 70

Ebü Yezid şöyle demiştir: Dünyâyı, ona geri dönmemek üzere üç talâkla boşadımı. Sonra onu terk ettim ve yalnızca Rabb'ime yöneldim. O'ndan yardım isteyerek şöyle yalvardını: İlâhi! Ey Mevlâ'm! Sana, senden başka hiç kimsesi olmayan kişinin yalvarışıyla yalvarıyorum. Ümüdsizlikle karışmış içten yaptığını duâmdaki sadakatimi görünce, bu duâma icabetin ilk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a olarak bana nefsimi tamamen unutmamı vârid kıldı. Onlardan yüz çevirmeme rağmen yaratıklarını huzüruma dikti.

Sen'i işâret etti kalbim

kaybettim bende beni

Sen kaldın geriye

Yok ettin ismimi

Kayboldun gözümün önünden Sen

Nereye döndümse hep

Rabb'imize yakarıştan gafil olunca

üstümüze çullandı diğer gafletler

köreldi yakınlık ufkumuz

akla geldi sınırlarımız

döküldü gözyaşımız

Hatamıza secde emri vermişti Mevlâ'm

ve yandı şeytan

hasretlerle yoğrulmuş bir alçaklıkla

Orada ne eş var ne benzer

Mümkün değil hiçbirinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olması O'na

Benim vücüda bağlı sevgim

O'nun aynıyla beraber

Aklın onu ayırması şekillerledir ancak

Tenzih etse de akıllar O'nu

atarlar ona sözle teşbih okları

Hepsi aldanış bunların

Yayılsın ikrârın varlığı diye

İşte bunun için söyledim aldattığını

Sözleri cevâb oldu

edâsıyla kendinden

İhlâl bunların tamamı

aynı sâbit oldu O'nun

akılda ve imânda birzıtlıktır o

Bunun için aşırıya gitmedi

sakınır yorumlamaktan onu

İclâldir Allah katında sıfatı onun

Ben yorumlarımı

oysa aklına tapar

söylenecek gibi değil bu durun

münâsebet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zatiyye/" zâtiyye /a 711