Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Kalbimin sana itâatı arzuladığını, gözümün nurunun, kapının hizmetine âmâde olduğunu biliyorsun. Eğer iş benim elimde olsaydı, bir an bile senin hizmetinden ayrı kalmazdım. Ne var ki, sen beni bu merhametsiz kulların insafına bıraktın.
Bir defasında da Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Yıldızlar parladı, gözler uykuya daldı, padişahlar kapılarını kapadı, her sevgili sevgilisiyle baş başa kaldı. Ben de senin huzürundayım.
Râbia'nın bir münâcâtı da şöyleydi: İlâhi! Bu gece de dönüp gitti; bu sabah da ağardı. Ah bir bilsem! Şayet benim gecemi libâdetimi) kabül ettinse sevinsem, kabül etmedinse sabretsem, teselli bulsam. İzzetine and olsun ki beni yaşattığın ve bana yardım ettiğin sürece benim tavrım böyle olacak...
Râbia münâcâtına şöyle devam etti: ... Eğer beni kapından kovacak olursan, kalbimdeki sevgin sebebiyle oradan hiç ayrılmayacağım.
Ey benim sevincim matlübumı dayanağını
Arkadaşım azığım ve murâdımı
Gönlümün canısın Sen umudumsun benim
Sen benim can yoldaşım
özlemin benim azığımı
Hayatımı yoldaşını benim
Sen olmasaydın eğer eğlenmezdini bu geniş topraklarda
Öyle minnettarını ki Sana
ne çok nimet ve ihsinın var bana
nimetin olur bana
Ve cilasıdır gözümün
şu pas tutmuş gönlümün
Ölünceye dek ayrılmanı Sen'den
karanlıkta sığınağımı
Eğer benden râzı olursan
ey gönlümün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sultani/" sultanı /a
işte odur benim mutlu ânını
Duân nürdur senin
namaza amansız düşman
Ömür bir fırsattır
ah bir düşünsen
gelir geçer süresi
Yalnızlıktadır benim rahatını
yanımda olur her zaman
Görmedim O'nun sevgisine bedel hiçbir şey
Mihmetimdir O'nun sevgisi varlıklar arasında
nereye baksam O'nun güzelliği
Mihrabımdır O benim
Vecde gelip ölürsem o râzı olmadan benden
Yazıklar olsun benim bedbahtlığıma
Ey gönlümün tabibi
bütünü arzularımın
şifâ bulsun rühum
Ey benim sonsuz sevincim
Sen'sin varlığımın kaynağı
münâcât Sen'dendir neşeni
Silmişim gönlümden Sen'den başka her şeyi
Vuslatındır Sen'den umduğunı
Budur en büyük arzunı
Râbia şöyle münâcâtta bulunmuştu: İlâhi! Eğer sana cehennem korkusuyla kulluk ediyorsam, beni cehennemde yak, cennet ümidiyle kulluk ediyorsan beni cennete sokma. Ben sana senin hoşnutluğundan başka bir sebeble kulluk etmiyorum. Öyle ise, seni müşâhede etmekten beni malırum etme
İlâhi! Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a benim için takdir ettiğin bütün hayırları düşmanlarına ver. Cennete benim için takdir ettiğin her şeyi de dostlarına ver. Ben yalnız ve yalnız sana yöneliyorum.
Kalbini koyduğun yer bakımından miinâcât ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a , kalbini arşın yakınına koyarak oradan münâcâtta bulunmandır. Kalbini murâkabeye hazırlamakta iki müracaat noktası vardır. Birincisi, ilim tezekkür etmekle birlikte nazar murâkabesidir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: Şiibhesiz O, kalblerin içindekini en iyi bilendir. Allah gönlünüzdekileri bilir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Allah'tan sakının. Bundan sonra tat almak için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azameti /a tezekkür etmektir
Bir başka makam şöyledir: Rivâyet edildiğine göre Allah Teâlâ Hazretleri Hz. İbrâhim'e a: Ey İbrâhim, seni kendime niçin dost edindiğimi biliyor musun diye vahyedince Hz. İbrâhim: Bilmiyorum Allah'ını diye cevâb vermiş. Bunun üzerine Allah Teâlâ: Seni kendime huzürunıda çokça ibâdette kaim olduğun için dost edindim buyurmuştur. Hz. İbrâhim'in kıyâmının namazla değil, kalble olduğu söylenmiştir. (Âdâbı, 70
Ebü Yezid şöyle demiştir: Dünyâyı, ona geri dönmemek üzere üç talâkla boşadımı. Sonra onu terk ettim ve yalnızca Rabb'ime yöneldim. O'ndan yardım isteyerek şöyle yalvardını: İlâhi! Ey Mevlâ'm! Sana, senden başka hiç kimsesi olmayan kişinin yalvarışıyla yalvarıyorum. Ümüdsizlikle karışmış içten yaptığını duâmdaki sadakatimi görünce, bu duâma icabetin ilk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a olarak bana nefsimi tamamen unutmamı vârid kıldı. Onlardan yüz çevirmeme rağmen yaratıklarını huzüruma dikti.
Sen'i işâret etti kalbim
kaybettim bende beni
Sen kaldın geriye
Yok ettin ismimi
Kayboldun gözümün önünden Sen
Nereye döndümse hep
Rabb'imize yakarıştan gafil olunca
üstümüze çullandı diğer gafletler
köreldi yakınlık ufkumuz
akla geldi sınırlarımız
döküldü gözyaşımız
Hatamıza secde emri vermişti Mevlâ'm
ve yandı şeytan
hasretlerle yoğrulmuş bir alçaklıkla
Orada ne eş var ne benzer
Mümkün değil hiçbirinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olması O'na
Benim vücüda bağlı sevgim
O'nun aynıyla beraber
Aklın onu ayırması şekillerledir ancak
Tenzih etse de akıllar O'nu
atarlar ona sözle teşbih okları
Hepsi aldanış bunların
Yayılsın ikrârın varlığı diye
İşte bunun için söyledim aldattığını
Sözleri cevâb oldu
edâsıyla kendinden
İhlâl bunların tamamı
aynı sâbit oldu O'nun
akılda ve imânda birzıtlıktır o
Bunun için aşırıya gitmedi
sakınır yorumlamaktan onu
İclâldir Allah katında sıfatı onun
Ben yorumlarımı
oysa aklına tapar
söylenecek gibi değil bu durun
münâsebet-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zatiyye/" zâtiyye /a 711
