a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olmasıdır. Diliyle zikre devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a müddetçe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a makamındadır. Zikir kalbine indiğinde ise imân makamına ulaşır. Zâkirin zikredilmesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamında gerçekleşir
Süfiyenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyeti /a tahalluk fahlâklanma), nihâyeti ise tahakkuk (yani a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâk /a ve mârifette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a gerçekleştirmedir). Eziyete katlanmak, eziyet etmemek, rahatlık gibi cismâni tahalluka devam ettiği müddetçe islâm makamındadır. Cismâni bağlardan kurtulup melek ahlâkına yöneldiğinde imân makamında bulunur. İlâhi sıfatlarla bezendiğinde ise ihsân makamına ermiş olur
Fakirlerin bidâyetleri (başlangıçları) tecrid (dünyâyı terk etmek), nihâyetleri de tefriddir Hakk ile birlikte olmak). Fakir, dünyevi mülklerden sıyrıldığında İslâm makamında olur. Uhrevi mülklerden sıyrıldığında ise ?mân makamında olur. Hakk'ın dışındaki her şeyden sıyrıldığında da ihisan makamında olur. (Ravza, 618
İmân iki rükün (dayanak, temel) üzere bina edilmiştir. Birinci rükün, Allah'ın birliğini, meleklerini, kitâblarını, peygamberlerini, âhiret gününü, hayır veya şer hangisi olursa olsun, bunların Allah'ın takdiriyle olduğunu tereddütsüz bir şekilde tasdik etmektir. Bu tereddütsüz tasdik, kalbin, kendisine gayptan haber verilen şeyin tahkikini, adeta gözüyle görmüş gibi şübhe etmeden kabül etmesinden ibârettir
İkinci rükün ise, İslâm'ın üzerine bina edildiği şeyleri yapmaktır
İhsân, dört temel üzerine kurulmuştur: İslâmı, imân, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salah/" salâh /a ve şu yedi makamdaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istikamet/" istikâmet /a : Tevbe, inâbe, zühd, tevekkül, rızâ, tefviz, bütün hâllerde ihlâs. (İnsân, II, 84
İhsân, bir makama verilen isimdir. Kul, bu makamda, yüce Hakk'ın isim ve sıfatlarının izlerini mülâhaza eder. Kulluk yaparken, kendisini Allah Teâlâ'nın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/iman-islam-ihsan/" imân-islâm-ihsân /a huzürunda imiş gibi tasavvur eder. Bu durumunu her zaman devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tirme/" ettirmeye /a çalışır. En düşük derecesi Allah Teâlâ'nın kendisine nazar ettiği şuurunda olmaktır. Bu durum a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a derecelerinin başlangıcıdır. Şu yedi şart olmadan bu dereceye ulaşılamaz: Tevbe, inâbe, zühd, tevekkül, tefviz, rızâ ve ihlâs. (İ nsân, II, 91
İmân, gayb âlemine ait keşf derecelerinin ilkidir. Bu öyle bir binektir ki, ona binen kimse yüce makamlara ve üstün mertebelere doğru yükselir. İmân, kalbin akıl üzerinde olan şeyi kabül etmesinden ibârettir. Akılla bilinen ne varsa, bunları kalbin tasdik etmesi imân olmaz. Bu, gözle görülen şeylerden elde edilen nazari bir bilgidir, imân değildir. Çünkü imânda şart olan, kalbin bir şeyi delilsiz kabül etmesidir. İmân, sırf tasdikten ibârettir. Bu yüzden aklın nüru, imânın nürundan eksiktir. Çünkü akıl kuşu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a kanadıyla uçar. Hikmet kanatları delillerden ibârettir. Deliller ise eseri görülen şeylerde bulunur. Bâtıni şeyler hakkında delil bulunmasına imkân yoktur. Oysa imân kuşu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a kanatlarıyla uçar. Bu kuş gökyüzünde uçarken bir yerde durmaz. Bilâkis bütün âlemde uçar durur. (İnsân, IL, 89
İmam Şârâni, Dürerü'l-gavvâs fi fetâvi Seyyid Ali el-Havvâs adlı eserinde şöyle der: Ona, kulun en a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a azabının ne olduğunu sordum: Rühun kendisinden alınması dedi. En lezzetli nimetin ne olduğunu sordum, 'Nefsin alınması dedi
En mükemmel ilmin hangisi olduğunu sordum, Hakk'ı bilmek" dedi. Amellerin en faziletlisini sordum, Edeb dedi
İslâm'ın başlangıcının neyle olduğunu sordum, Teslimiyetle' dedi. İmanın başlangıcını sordum, Rızâ dedi
İlimde râsih (derin) olanın kim olduğunu sordum, Nefsinin alınmasında temkinin artması olduğunu söyledi. Çünkü, Hakk'la beraberken, nefsiyle değil, kendi istediğiyle beraber olması gerekir. Kim ilim hâlindeyken lezzeti bulur, nefsin kendisinden alınması sırasında da kaybederse, o kimse hem huzür, hem de gaybet hâlinde nefsiyle beraberdir. (Meşârık, 32
İmân tasdik olup, tamamı söz, amel ve niyettir. Sünnete (âdetullaha) uygun olan, imânın artması, eksilmesi, güçlenmesi ve zayıflamasıdır. (Buğye, 21
İmân, nefsin tatmin olması ve kalbin kararlılığından ibârettir. Bu şöyledir: Kul, Rabb'ini ararken, bazen puta, bâzen rabb diye güneşe ve aya, bazen de ateşe yönelir. Kul bu vaziyette şaşkın bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a olduğu için durup dinlenmez. Allah kulun bu arayışında samimi olduğunu görürse, onun kalbine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a nürunu boşaltır, böylece kalbi karara, nefsi de rahat ve itmi'nâna kavuşur. (Buğye, 23
İhsân makamının kemâli, ameli karşılık beklemekten, Allah'ın rızâsından başkasını kasd etmekten ve riyâ karıştırmaktan temizlemektir ki, işte ihlâsın hakiki mânâsı budur. İhsân makamının kemâline ancak bütün ibâdetlerde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a nüruyla ulühiyyet mertebesini müşâhede etmekle ulaşılabilir
imân-islâm-ihsân
Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a alâkayı keserek huzürun devamından ibâret olan kulluğun devamını gerçekleştirecek olan işte bu ihsân makamıdır. Bu huzür, onlar tarafından Hz. Nebi'ye vuslata a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a adlandırılır. Aynı şekilde bu makama a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a de denir. Fenâ olarak da tâbir edilir ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a odur. Aynı şekilde sâlikin sıfatlarının Hakk'ın sıfatlarında fenâsı ve onda bekası olarak da adlandırılır. Bu, sadece ilim bakımından değil, hem ilim, hem müşâhede, hem de hâl olarak böyledir. (Buğye, 26
Tahkik ehli olanlara göre şükrün mânâsı, ihsânda bulunanın nimetini ona boyun eğerek itiraf etmektir. Bu görüşe göre Hakk Teâlâ'ya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a yoluyla değil de, mecaz yolu ile Şekür (çok şiikreden) sıfatı verilir. Bu yüzden, kötülük ve haddi aşmanın karşılığına ve cezâsına seyyie (kötülük) dendiği gibi, şükre Allah tarafından verilen karşılığa ve mükâfâta da şükür adı verilir
Derler ki, Allah Teâlâ'nın şükründen maksad, az amel karşılığında çok sevâb vermesidir. Şükür sözü, Arabların, verilen ota nazaran semizliğini fazlaca gösteren hayvana şekür hayvan adını vermelerinden gelir
Şöyle de denilmiştir: Şükrün hakikatı, ihsânda bulunanı, ihsânını zikrederek medhetmektir. Şu hâlde kulun Allah Teâlâ'ya şükretmesi, ihsânını anarak O'nu medh senâ etmesidir. Allah şekür olarak adlandırıldığı için bu konunun müşkil olduğu ileri sürülemez. Çünkü O, itâat eden kullarını itâatlarını anarak medh senâ etmiştir. Itâat de bir ihsân türüdür. Kul da Allah Teâlâ'yı büyük ve çeşitli ihsânlar olan nimetlerini anarak senâ ettiğinden dolayı Şekür diye isimlendirilmiştir. (Câmi, 198
Tefviz ve teslim, ihtiyârı (seçmeyi) terk etmektir. Teslim, islâm ve istislâm boyun eğmektir. Bu da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyetin /a ortaya konmasıdır... (Câmi’, 199
İmânın şartlarının kaç olduğunu sorarsan, cevâb ondur: Allah'tan korkup, lütfunu ümid etmek. Allah'a iştiyak fözlemek), Allah'ın değer verdiğine değer vermek, değer vermediğine değer vermemek, Allah'ın kazâsına râzı olmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mekrinden/" mekrinden /a sakınmak, Allah'ın nimetine şükretmek, Allah'a tevekkül etmek, Allah'ı hamd ile tesbih etmek. İmânın kaç kısım olduğunu sorarsan, cevâb şudur: Beş kısımdır. Birincisi, matbü imândır. Ne artar, ne de eksilir. Bu, meleklerin imânıdır. İkincisi, mâsümun imânıdır. Bu da Peygamberlerin se imânıdır. Bu tür imân peygamberlerde şer'i hükümlerin inmesiyle artar, fakat eksilmez
Üçüncüsü makbul imândır. Bu da mü'minlerin imânı olup, bazen tâatla artar, bazen da günâhla eksilir. Şâfii'ye göre imânın kendisi itâatla artar, günâhla eksilir. Dördüncüsü mevkuf (tutuklu) imândır. Bu da Ümmet-i Muhammed'den olan münâfıkların imânıdır. Kalblerindeki nifak giderse imânları sahih olur. (Câmi’, 264
Süfiler imânı, İslâm, imân ve ihsân olmak üzere üç mertebeye ayırmışlardır. (Nefehât, 21
Süfilere göre, ihsân makamına dahil olmanın yedi şartı şunlardır: Tevbe, inâbe, zühd, tefviz, rızâ, ihlâs ve tevekkül. Bunlar İslâm'ın ne yabancısıdır, ne de imkân-ı eşref sonradan ona dahil edilmiştir. İslâm tasavvufunun aslı ve esası Kur'an'da, Sünnet'te, İslâm akidesinde ve hanif dinin kendi kaideleri içinde mevcüddur. ŞâzeliYeşrutilere göre, Kitâb ve Sünnet'in tasdikinden geçmeyen hiçbir ilimle amel edilmez. (Rihle, 14
