Hakkı müşâhede etmek fenâdır. Onda lezzet yoktur. Fenâ hâlinde hitâb bulunmaz, bu doğru da olmaz. Çünkü hitâbın faydası düşünmektir. (Esfâr, 260
müşâhede-i murâkıbin ( Oy3! yl ödülde ) Müşâhede-i murâkıbin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a eden kişilerin müşâhedesi), müşâhede makamında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a ilk murâkabesidir. Bu, makamı murâkabe, hâli ise muhâsebe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsenin /a murâkabesidir. Müşâhede makamında olan kimsenin vasfı murâkabe olur. Murâkabede bulunanın gördüğü ilk şey, âciz kalsa da, üç mânâdan hiçbirinden ayrı olmaması gerektiğini yakinen bilmesidir. (Bu mânâların ilki) Allah'ın kendisine farz kıldığı şeylerin Allah için olması gereğidir. Farz iki çeşittir: Yapılması emredilen ve terkedilmesi emredilen. Bu da yasaklananlardan sakınmaktır
İkinci mânâ teşvik edilen mendübdur (müstehabdır). O da, kişiyi Allah'a yaklaştıran bir husüs olarak hayırda yarışmak ve geçip gitmeden hemen önce hayırlı bir işte acele etmektir
Üçüncü mânâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunun /a ve kalbinin sıhhat ve kurtuluşunu barındıran mübâh şeylerdir. Mü'minin dördüncü bir vakti yoktur. Eğer dördüncü bir vakit ihdas ederse, Allah'ın koymuş olduğu sınırı aşmış olur. (Küt, I, 88
Müşrif-i zamâ'ir Müşrif-i zamdâir (kalbleri gözetleyen), Allah'ın insanların kalblerini kendisine bildirdiği kimedir. Allah'ın Bâtın ismi tecelli eder ve o kimse artık bâtınlara (gizli olan şeylere) bâtına (Câmi')) hâkim olur... (Kâşânî, 85; Câmi’, 98) ... Şeyh Ebü Said Ebu'l-Hayr bunlardan biridir. (Kâşânî, 85
