Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mütehayyiz olduğuna (Tasavvuf Sözlüğü)

inananların görüşüne göre orada karar kılar, ya mütehayyiz ile kaim olduklarına inandıkları gibi orada ikamet eder ya da mütehayyiz olmadığı gibi, mütehayyiz varlıkla kaim olmadığını isbât edenin görüşüne göre, cisimde a …

inananların görüşüne göre orada karar kılar, ya mütehayyiz ile kaim olduklarına inandıkları gibi orada ikamet eder ya da mütehayyiz olmadığı gibi, mütehayyiz varlıkla kaim olmadığını isbât edenin görüşüne göre, cisimde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifeye /a tahsis edilmiş olan muayyen yer, o halifenin emri, sözü ve ahkâmının nüfüzu, hükümlerinin mevziidir. Hakk Teâlâ bu cisim ve beden şehrini dört esas üzerine ikame etmiştir ki bunlar, ustukussât ve unsurlardır (ateş, hava, su ve toprak ile bunların nitelikleridir). (Tedbirât, 131

Cisim, hissi (duyusal) olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilen şey olup iki kısımdır. Birincisi esiri denen bozulmayan cisimlerdir. Bunlar felekler ve yıldızlar gibi bozulmayan semâvi cisimlerdir. Ikincisi unsüri (unsurlara bağlı) olanlardır. Bunlar, kamer (ay) feleği maddesindeki unsurların birleşmesiyle oluşan bitki, maden ve canlılardır. cü 181 Rühun cisimle irtibât yolu, kamer feleğinden sudür eden ve dokuzuncu felek olan ilk esiri cisimdir. Bu feleklerin en büyüğü olup, ondan öte cisim ya da yıldız bulunmaz. Külli olup, maddesinde hareket ve üç boyutu kabül etmekten başka herhangi bir şeyle sınırlı değildir. Rühâniyyete bundan yakın ve latif bir cisim yoktur. İşte bu yüzden, Bâri Teâlâ'nın nürunu gizleyerek üzerine doğmasını engelleyecek bir perde bulunmadan, o nüru ve onun üzerine doğmasını kabüle hazır değildir. Bütün varlıkları üzerine doğan nür, ancak nüra münâsib bir tarzda ona doğmuştur. Bu nür, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mertebelere göre onlara vücüd, hayat ve şekil verir. (Ravza, 572

cü" (fâka) Cüun (açlığın) dört yönü vardır: O, müridler için riyâzet, tevbe edenler için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a , zâhidler için siyâset, ârifler içinse ikrâmdır. (Luma , 269

(Müridde bulunması gereken) hasletleri, ...dört haslet destekler. Bunların ilki açlık, diğerleri uykusuzluk, susmak ve halvettir. Bunlar nefsi habseder ve onu baskı altında tutar. Nefsi bu hasletlerle bağlamak onun vasıflarını zayıflatır ve bunlarla nefsin muâmelesi güzelleşir. (Küt, I, 94

Ebü Said (Harrâz) dedi ki: Açlığın mânâsı halka bağlı bir isimdir. Halk pek çok sebeble açlığa dahil olmaya ve onunla amel etmeye ihtiyaç duyar. Kimi insan (helâl ve) temiz bir şey bulamadığında verâ için aç kalır. Kimisi, temiz bir şey bulur, âhiret hesabı, hesaba çekilmek üzere durdurulma ve sorgusunun uzaması korkusuyla zühd için onu bırakır. Kimi de ibâdet lezzeti, dinç kalma ve hafiflik için açlığı tercih etmiş, yeme-içmeyi ibâdetten uzaklaştıran, hizmet ve halvetten alıkoyan bir iş olarak görmüştür

Kimisi de Allah'a 85. yaklaşması ve kalbinin müşâhedesinde Allah Teâlâ'yı bilmesi sebebiyle, hayânın hakikatine sarılmıştır. Onun makamı hayâdan başka bir şey değildir. Böyle bir kul, yer ve içerken de Allah Teâlâ'nın huzürunda olduğunu, Allah'ın kendisini gördügünü, bunun da Allah'ın hoşuna gitmediğini düşünür ve bu görüşü sebebiyle aç kalabilir. (Küt, Il, 171

Sehl Abdullah (Tüsterij dedi ki: Allah dünyâyı yarattığı zaman a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyet /a ve câhilliği tokluğa, ilim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a de açlığa yerleştirdi.

Yahyâ Muâz (Râzi) dedi ki: Açlık müridler için riyâzet, tevbe edenler için imtihân, zâhidler için siyâset, ârifler içinse ikrâmdır.

Üstadı (Ebü Ali Dekkak'ı) şöyle söylerken işitmiştim: Biri şeyhin yanına girdi ve onun ağladığını görerek ona sordu: Niçin ağlıyorsun? O da dedi ki: Ben açım. Bunun üzerine soruyu soran Senin gibi bir adanı açlıktan ağlıyor Şeyli ise şöyle cevâb verdi: Sus! Anladım ki, O'nun benim açlığımdan murâdı, benim ağlamamdır.' (Kuşeyri. 72

Yine Yahyâ Muâz şöyle demiştir: Açlık nür, tokluk nârdır lateştir). Şehvetse odun gibidir, yangına sebeb olur. O öyle bir yangındır ki, sâhibini yakmadan onu söndüremezsin. (Kuşeyri, 73

Fâka, bazılarına göre iki günde bir, bazılarına göre üç günde bir, bazılarına göre haftada bir, bazılarına göre kırk günde bir, bazılarına göre de bir gün yemektir. Bundan dolayı ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a göre gerçek açlık kırk günde bir yemektir. Bu da