değildir. Lüemütenâhiden (sonsuzdan) ve lâ-mütenâhi olan şeylerden çok değildirler. (Fütühât, TI, 472
Bu riyâzetlerle dervişân ayân
Cismini ifnâ ider ibkâ-yı cân
Tâ bekâsın itmeye sâlik şiâr
Niçün eyler cismini zerd nizâr
Her amelde bezl cüda varmaz el
Görmese verdiklerin câna bedel
Bi-ivaz ol kimider fazl u atâ
Ol Hüdâ'dır ol Hüdâ'dır ol Hüdâ
Yâ veliyy-i Hakk ki hulk-ı Hakk ile
Nür ola ol tâbiş-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ile
riyâzet/riyâzât Ol Gani'dir mâsivâ cümle fakir
Bi-ivaz itmez fakir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a -ı sir
(Mesnevî, III, 128
Dervişlerin bu riyâzetleri ne içindir? Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a gelen eziyetler, sıkıntılar rühların sağlığını temin eder
Bir Hakk yolcusu riyâzâtta rühun bekasını, ölümsüzlüğünü bulmasa, fazla oruç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a , fazla yorucu ibâdetlerde bulunmak süretiyle, bedenini hırpalar, hasta eder mi idi?
İnsanın rühu, verdiğinin karşılığını görmese yahut görmüş gibi verileceği bilmese, elini açar da cömertlik eder, ibâdette bulunur mu?
Kâr kazanmak, faydalanmak ümidi olmadan veren ancak Allah'tır, Allah'tır, Allah!
Yahut da Hakk'ın velisidir, çünkü o da Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a ile ahlâklanmış ve baştan aşağı nür kesilmiştir. (Mesnevî , III, 267
Zengin olan ancak O'dur. O'ndan başka herkes fakirdir. Fakir, karşılıksız, Al! diyerek mal verebilir mi? (Mesnevî , III, 268
Müridin gazab ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvete /a meylettiğini gördüğünde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mursid/" mürşidin /a onu orta yola döndürebilmek için umümi mânâda bu iki kötü vasfı mübâlağalı bir şekilde kötülemesi güzel bir şeydir. Riyâzetten murâdın itidâl olduğunun delili, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehanin/" sehânın /a (cömertliğin) şer'an arzu edilir bir vasıf olmasıdır. Sehâ, cimrilik ve müsriflik arasında orta bir yerdedir. Allah bu hâli övmüştür: İnfâk ettiklerinde isrâf da cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında itidâli muhafaza ederler. (Furkân, 25/67
Bil ki itidâl, bazen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtratın /a kemâliyle hâsıl olur. Bu, Allah'ın bir armağanıdır. Nice çocuk vardır ki, doğru sözlü, cömert ve yumuşak huylu olarak yaratılır. Bazen de iktisâbla, riyâzetle çalışarak elde edilir. Bu ise nefse istenilen ahlâkı celbeden amelleri yüklemekle olur. Cömertlik ahlâkını elde etmek isteyen, bu ahlâk onun tabiatı olana kadar cömertlik fiillerini yüklenerek yapmaya çalışsın! (Kudâme, 157
Bazı müellifler, mücâhedâtı beden faaliyetlerine, riyazâtı da nefsâni hislere (duygulara) tahsis etmişlerdir. Bana göre bunların tümü nefsâni işlerle alâkalıdır. Allah'a hamdolsun her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a maksad hâsıl olacak tarzda bunlara dikkat çektik ve şöyle dedik:
Bil ki ârifin Hakk'ın hazretine sülük eden menzillerden ibâret olan makamları teker teker geçmesi gerekir. Bir makamdan diğerine yükseldiğinde bir sonraki makama yönelir ve o makamı menzilleri kapsayacak şekilde tamamlar ve merhaleleri aşar. İslâm, imân ve ihsân olmak üzere üç tarz ve faziletleri birbirinden farklı derecelerle vasıflanır. O tarzların sicilini aşmış, sahifelerini iyice bellemiş, hepsinde mevcüd olan şekillerini geçmiş olarak onların va822 riyâzet/riyâzât
sıflarıyla kaim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyeti /a nihâyetine, başı sonuna bağlı olur. Cem onu tefrikadan, halk onu Hakk'tan alıkoyamaz. Nazarı mutlak folan) müşâhede kapısı ona kapanmaz. Makamı, makam-ı mahmüd'dur. Zâtı da varlığın tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a aynadır. Biz makamları ve bu makamlardaki derecelerini ve menzillerdeki sülükünü sayacak olsak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbı /a kağıtlar dolusu mazmunlar ve ufku kaplayacak ıstılâhlarla doldururduk. (Ravza, 475
Riyâzet nefsi sıdka (doğruluğa) alıştırmaktır. İlk inceliği ahlâkı ilimle, amelleri ihlâsla güzelleştirmek, ikinci inceliği ilimle ittika ederken, tefrika ve iltifâtlara son vermektir. Üçüncü inceliği müşâhededen sıyrılmak ve muârazasız (saf) cem'e yükselmektir. (Ravza, 478
Riyâzet, ahlâkı güzeleştirmek, yani münâsib olmayan şeylerden arındırmaktan ibârettir. Bil ki, övülen hiçbir ahlâk yoktur ki, herhangi bir hâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a yerilmeyi gerektirmesin! Mezmum (yerilen) ahlâktan sıyrılmak, onlardan tamamen çıkmak ve hiçbir şekilde kullanmamakla gerçekleşir diyenler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a bilmiyor demektir. (Esfâr, 101
Riyâzât, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" bidâyâtta /a (başlangıçta) hazları terketmek, hareketlerin şeriat hükümlerine muvâfık ve tabiatın gereğine muhâlif olarak alıştırma yapması yoluyla haklarla yetinmektir. Ebvâbda, kuvvetlerin hâkim olması, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve içindekilerin reddedilmesi, nefsin iddiâ ve fetvâlarının reddedilmesi, nefsin içinde saklı şeylerin yok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a
Muâmelâtta, kalbi Hakk'a bağlamak ve halktan nazarı kesmektir. Ahlâkta, kötü huy ve tabiattan sıyrılmak ve güzel ahlâkla ahlâklanmaktır. Usülde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetleri /a (düşünceleri, endişeleri) tek bir himmet kılmaktır ki, bu da maksüdu taleb etmek, Mahbüb huzârunda edebli davranmak ve O'nun dışındaki şeyleri mâdüm ve
