başka bir şey değildir. Bu da eşyâ-yı mahzdır (şeylerin ta kendisidir). O, ahadiyyetinde vahdet ve taayyüne muhtaç değildir. Şey'den, bununla, yani ayn'ının vahdetiyle ayrılır. Ondan başka ayn yoktur, O'nun vahdeti de Zât'ının ayn'ıdır
Bu vahdet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahidiyyet/" vâhidiyyetin /a menşeidir. Çünkü o, vahdet cihetinden Zât'ın ayn'ıdır. Bununla, O'nun, hiçbir şeyin şartına bağlı olmadığını, yani kendisiyle beraber hiçbir şeyin olmaması şartıyla, (her şeyi) içine alan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olmasını kasd ediyorum. Mevcüdiyeti, kendisiyle beraber başka bir şeyin olması şartına bağlı olan ise ahadiyyettir. O şart ise, tıpkı çekirdekteki ağaç gibi, vâhidiyyet ve Ahadiyyet-i Zât'taki hakikatlerdir. Bunlar da gaybü'l-guyübdur (gaybların gaybıdır
Tecelli-yi sâni (ikinci tecelli), sâbit mümkün mevcüdların aynlarıyla kendisine zâhir olduğu tecellidir. Bu da Zât'ın, kendi Zât'ına ait işleri, yani âlemiyyet ve kabiliyyet sıfatıyla taayyün-i evveldir (ilk taayyündür). Çünkü aynlar O'na ait olan bilgilerdir (ilk bilgilerdir (Kâşânî)). Zâtiyyet, şuhüdi tecelli kabiliyyetidir. Bu tecelli ile Hakk, isimlere ait nisbetlerle, ahadiyyet mertebesinden vâhidiyyet mertebesine iner (Hakk'a ait olan bu tecelli, isimlere ait nisbetlerle, ahadiyyet mertebesinden vâhidiyyet mertebesine iniştir (Câmi')). (Kâşânî, 155; Câmi’, 79
Sizin sınırlı gözleriniz O'nu (Allah'ı), sizden son derece uzak bir gaye üzerindeyken idrâk edememiştir. O'nu ancak sizin üzerinde bulunduğunuz gayede idrâk edebilmeniz mümkün olmuştur. Ancak nefsinizi (O'nun nefsinizdeki yansımalarını) idrâk edebildiniz. Başlangıçtaki gaye, O'nun, nefsinizi idrâk etmeniz için bir sebeb olarak tecelli etmesidir. Çünkü siz, bu tecelliden önce, Hakk'a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a değil
