Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mutmeinne ve râziyye (Tasavvuf Sözlüğü)

hâline gelir. (Mektübât, I, 211 Oğlum, mâlürndur ki, vücüd her hayır ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâlin /a başı, adem ise her noksanlık, kötülük ve zevâlin kaynağıdır. Vücüd, Vâcib (yokluğu düşünülemeyen …

hâline gelir. (Mektübât, I, 211

Oğlum, mâlürndur ki, vücüd her hayır ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâlin /a başı, adem ise her noksanlık, kötülük ve zevâlin kaynağıdır. Vücüd, Vâcib (yokluğu düşünülemeyen Allah) için sâbit olur. Adem ise mümkünün (sonradan var olan şeylerin) nasibidir. Çünkü, hayır ve kemâlin tamamı O'na, her noksanlık ve kötülük de mümküne aittir. Mümkünde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a sâbit olduğuna kanâat getirmek, iyilik ve kemâli ona tâbi kılmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a onu, Hakk Sübhânehü'nun mülkü husüsunda, O'na ortak etmek olup O'nun mülkünün hâkimiyeti bundan münezzehtir

Bunun gibi, mümkünün Vâcib Teâlâ ile aynı olduğuna inanmak, mümkünün sıfat ve fiilerini, O'nun sıfat ve fiillerinin aynı olduğuna hükmetmek sü-i edeb ve O'nun isim ve sıfatları hakkında ilhâddır. O nefsi kir ve noksanlıklarla damgalanmış alçak süprüntü toplayıcısının, her hayır ve kemâlâtın kaynağı olan şân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a Zât'ın kudretiyle aynı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudretin /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a de bulunduğunu tasavvur etmeye, o çirkin sıfat ve fiillerinin, O'nun güzel sıfat ve fiillerinin aynı olduğunu vehm etmeye ne haddi vardır?

Zâhir ulemâsı da mümkünde bir vücüd olduğunu sâbit görerek, Vâcib Teâlâ'nın vücüduyla mümkünün vücüdunu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a vücüdun ferdlerinden saydılar. Bu husüsta söylenecek son söz şudur ki, onlar, bu şübheye düşürücü kaziyyeye dayanarak Vâcib'in vücüd ve evveliyyetinin kadim olduğu görüşüne inandılar. Hâlbuki bu, Allah Teâlâ'nın vücüdundan neşet eden kemâlât ve faziletler husüsunda, mümkünü Vâcib Teâlâ'ya ortak etmek mânâsına gelir. Hâlbuki Allah, bu tür mânâlardan münezzeh ve yücedir. Hatta bu husüsta şu hadis-i kudsi vârid olmuştur: Kibriyâ ridâm, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a ise izârımıdır. Müslim, Tahrimü'l-kibr, 10; Ebü Dâvüd, Mâ câ'e fi'l-kibr, 4; Tayâlisi, 314

Eğer ulemâ bu mânâya dikkat etmiş olsalardı, asla mümkünde vücüd sâbit olduğu görüşüne sapmaz ve onda hayır ve kemâlât olduğunu söylemezlerdi. Vücüdun O'na mahsüs olması itibâriyle, hayır ve kemâlât da sadece O'na mahsüstur. Rabb'imiz, eğer unutur ya da yanılırsak, bizi azarlama! (Mektübât, TI, 4

Vücüd, havâ içindeki hebâ gibidir. Çünkü o, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mefkud/" mefkud /a olan (görülmeyen) mevcüddur. Güneş pencereden girince, hebâ oraya yerleşir. Güneş kaybolunca, onun da orada eseri kalmaz. Hazret-i Muhammediyye'nin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddaki/" vücüddaki /a durumu da işte böyledir. (Nefehât, 50

Vücüd, Kitâb'dır. Peygamberler bu kitâbın süreleri; müslümanların ileri gelenleriyle kâfirler, onun âyetleri; bütün varlıklar onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a ; nâkıs vücüd onun harfleri, bunların cümlesi de Allah'tır. (Nefehât, 77

Vücüdun hepsi ilimdir, vücüdun hepsi sıfattır. Kendisine isim verilen her şey