Müzâhât beyne'l-hazarât ve'l-ekvân mertebeler ve varlıklar arasındaki benzerlik), varlıkların üç mertebeye bağlı olmasıdır. Yani vücüb mertebesi, imkân mertebesi ve bu ikisini birleştiren mertebe. Mahlükattan vücüba a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a en kuvvetli olan en şerefli ve en üstün ise, onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a yüce rühâni veya meleki yahut basit feleki olur. Mahlükattan imkâna nisbeti en kuvvetli olan en düşük ve en alçak ise, onun hakikati basit veya bileşik süfli unsur (element) olur. Mahlükattan cem'e nisbeti en güçlü ise, onun hakikati inşâi (orijinal) olur. İmkâna daha çok meyilli olan her insanda imkân çokluğunun hükümleri galib ise merdüd (reddedilmiş) kâfirlerden olur. Vücüba daha çok meyilli olan her insanda vücüb hükümleri galib ise peygamberlerden ve velilerden olur. Bütün yönlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a eşit olduğu kimse orta hâlli mü'minlerden olur. Bu iki yönden birinden diğerine meyletmelerine göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a imânı güçlü ya da zayıf olur. (Kâşânî, 85; Câmi’, 98
müzâhât beyne'ş-şu'ün ve'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/haka-ik/" hakâ'ik /a ( Gilâ51 , OĞAN Oy ölaldar
Müzâhât beyne'ş-şu'ün ve'l-hakaik (fiillerle hakikatler arasındaki benzerlik), kevni (varlıkla alâkalı; hakikatlerin, fiillerin isimlerinden (isimlerden (Câmi') ibâret olan kevni hakikatler üzerine oturması, isimlerin de zâti fiilere dayanmasıdır. Varlıklar isimlerin gölgeleri ve süretleridir; isimler ise fiillerin gölgeleridir. (Kâşânî, 85; Câmi’, 98
na'lân na'lân/na'leyn Nâleyn (iki nalın), rahmet-azab, gazab-rızâ ve benzerleri gibi zıt ikili mefhumlardır (kavramlardır). Kademeyn ile nâleyn arasındaki fark, kademeynin birbirine zıt Zâti hükümlerden; nâleynin ise te'sirleri mahlükata uzanan iki zıttan ibâret olmasıdır. Yani nâleyn mahlükatta eser bırakmak ister. Kademeynin altındaki nâleyndir (iki ayağın giydiği terlikler gibidir; ayak asıl, terlik ise ayağa ait olup, ayağın yerle irtibâtını kesmekle beraber yerde iz bırakır). Çünkü akli sıfat, Zâti sıfatın altındadır (akli sıfat, terliğin yere ayaktan daha yakın olması gibi, maddeye Zâti sıfattan daha yakındır). Nâleynin gider vaziyette olması, eseri fiz bırakmayı) bizzât istemesi demektir. Bunlar (sözü edilen zıt kavramlar), gidici, yani hükmü her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudda/" vücüdda /a câri (geçerli) olan mefhumlardır. Mevcüdâttan her biri, hangi türle mevcüd olursa olsun, onların (nâleynin) o mevcüdda te'sir ve hükmü vardır. (İnsân, II, 4
(Ayrıca bk. kademân/kademeyn
