ortak değildir. Allah'ın velisi, sevdiği, râzı olduğu, buğzettiği, kızdığı, emrettiği ve nehyettiği konularda O'na muvâfık olduğunda, O'nun velisine düşman olan O'na da düşman olur. Nitekim Allah şöyle buyurur: Benim de sizin de diişmanlarınız olanları kendilerine sevgi gösterdiğiniz veliler edinmeyin. Allah'ın velilerine düşmanlık eden, Allah'a düşmanlık etmiştir. Kim O'na düşmanlık ederse, O'na harb ilan etmiş olur. (Furkân, 6
İbn Arabi, şu meâlde bir şiir nakletmiştir:
Berzahtadır makamı nübüvvetin
Resül'ün ötesinde
berisinde velinin
Velâyet, mukaddes mertebesine vâsıl olan kuluna, Allah'ın, -peygamberine yaptığı hıfz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfik /a , temkin, istihlâf, ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasrif/" tasrif /a gibi pek çok şeyle- yardım etmesidir. Veli, birçok husüsta peygambere denktir. Bunlar arasında, kesbi yolla föğrenmekle) elde edilmeyen ilim, hârikulâde işler türünden olan beden ve organlarla 1188 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/velayet-nubuvvet-risalet/" velâyet-nübüvvet-risâlet /a
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a göstermeksizin fiil ortaya koyma gibi âlemdeki (sıradan) bedenlerin yapaınayacağı husüslar yer alır. (Ravza, 519
Kurbet yedi rükün üzerine binâ edilmiştir. Bu yedi rükün şunlardır: İslâm, imân, salah, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdet /a , sıddikiyyet ve yedinci rükün olarak da velâyet-i kübrâ. Velâyet-i kübrânın dört hazret makamı vardır: Birinci hazret makamı, girenin emin olduğu Makam-ı İbrâhim olan hullet makamıdır
İkinci hazret makamı, hubb (sevgi) ınakamıdır. O ınakaında Hz. Peygamber için Habibullah ( Allah'ın sevgilisi) adını taşıyan bir elbise ortaya çıkmıştır
Üçüncü hazret makamı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hitam/" hitâm /a makaınıdır. Orası hamd sancağının yükseldiği Makam-ı Muhammedi 'dir
Dördüncü hazret makamı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a makarnıdır. O makamda Allah, kuluna kul adı vermiş ve şöyle buyurmuştur: Kulunu gecenin bir vaktinde yürüten Rabb'in şânı ne kadar yücedir. İsrâ, 17/1) Hz. Peygamber o ınakaında peygamber olmuş ve âlemlere rahmet olması için ımahlükata gönderilmiştir. (İnsân, II, 85
Velâyet; kul ile Rabb'i arasında husüsi bir durumun adıdır. Nübüvvet-i velâyet (velâyet nübüvveti), velide, Hakk ile halk arasındaki ortak bir durumun adıdır. Nübüvvet-i teşri (teşrii nübüvvet) ise ibâdetleri husüsunda kendi başına hiç kimseye ihtiyaç duymaksızın istiklâl (hür ve bağımsız olma) durumunun adıdır
Risâlet, kul ile diğer halk arasındaki durumun adıdır. Bundan anlaşılıyor ki, nebinin velâyeti, nübüvvetinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak daha faziletlidir. Onun nübüvvet-i velâyeti, nübüvvet-i teşriinden daha faziletlidir
Nübüvvet-i teşri ise, onun risâletinden daha faziletlidir. Çünkü nübüvvet-i teşri kendisine, risâlet ise kendisi dışındakilere aittir ve urnümidir. Kendisine ait olan ibâdetler ise, başkasını başkasına ait olanlardan daha faziletlidir. (İnsân, II, 86
Şeyh İbn Arabi buyurmuştur ki: ...Teshir (boyun eğdirme) iki kısma ayrılır: Musahhirin murâdı olan teshir, emri altında olan şalısı (kendisine) râm etme husüsunda hâkimiyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmasıdır. Insâniyyet sahasında bunun misâli olarak, efendinin kölesine hâkimiyyeti ve sultanın tebâsını emir altında tutması gösterilebilir. Bu ikinci misâl, insâniyyet sahasına emsâl gösterilirse, sultan tebâsını (aralarındaki) mertebe farkından dolayı emri altında tutmaktadır... Yani sultan tebâsını hâkimiyyeti altına almıştır
...Diğer teshir ise hâl ile teshirdir. Reâyânın, korunup kollanması, düşmanlarıyla savaşılması, can ve mallarının muhâfaza a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a işlerini yürüten hükümdarlarına hükmetmeleridir. İşte... zikredilen ...bu (teshir), bütünüyle reâyâdan kaynaklanan hâl yoluyla teshirdir. Onlar, bununla hükümdarlarını hükümleri altına almış olurlar. İşte bu da... yani bu teshir de, ... a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a göre mertebe teshiri olarak adlandırılır... Zâhire göre ise hâl ile teshirdir. ...Mertebe ona hükmetmiştir... Yani reâyânın ınertebesi hükümdara hükmetmiştir
velâyet-nübüvvet-risâlet 1189 ..,Hükümdarlar arasında bunun (bu hükmün) yoluyla kendi nefsi için çalışanlar vardır... Bunlar, mevcüd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a tebâlarının itâat etmesinin mertebesini anlayamamışlardır. .../Hükümdarlarının) aralarında durumu anlayanlar, tebâlarının boyun eğdikleri mertebeyi anlamışlar, onların değer ve haklarını da gözetmişler, böylece Allah da onlara ecir vermiştir... Yani Allah bilen ve bildiğiyle amel eden bu hükümdarlara ihsânda bulunmuştur. ...Hangi durumda bulunuyorsa onunla alâkalı olarak âlimlerin ecri de buna göredir... Bu, ilim ve amele göredir. ...Bunun... yani bu amelin ...misli
olan ecir, Allah'ın kullarının işlerini yürütmesi husüsunda Allah'a aittir... Bu hükümdar Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifesi /a gibidir ve ftebâsının) ihtiyaçlarını karşılama konusunda O'nun makamında bulunur. Bu amelin ecri Allah'a aittir
,..Âlim bütün gücüyle hâl ile musahhirdir (boyun eğdirir)... burada ism-i fâil olarak kullanılmıştır ...fteshirin, yani boyun eğdirmenin) kendisine hamledilmesi mümkün olmayan ise musahhardır (boyun eğdirilendir)... Şeriat ehline göre bu (musahhar) isminin Allah'a verilmesi imkânsızdır. Hakikat ehline göreyse, mânânın varlığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerreddir /a (soyuttur), bu mânâdaki ismin Allah'a verilmesi mümkündür. Bu tür bir teshirin kendisiyle kulları arasında mümkün olduğu konusunda ... Allah buyurmuştur ki: O her an yeni bir iştedir" (Burada kasd edilen) kullarının işleridir. (Sofyavi, 377
Şunun bilinmesi gerekir: Sekriyyet hükümlerinden (sekr hâline ait hükümlerden) olan her şey velâyet makamındandır. Salıv hükümlerinden olan her şey de nübüvvet makamına bağlıdır. Salât ve selâm üzerlerine olsun, peygamberlere uyma husüsundaki en mükemmel velilerin, tabiiyyet yoluyla ve sahv vâsıtasıyla bu makamdan nasibleri vardır
Bistâmiler sekri sahvdan üstün tutarlar. Bu sebeble, (şatahâtından birinde) Ebü Yezid Bistâmi's demiştir ki: Benim sancağım, Muhammed'in sancağından daha yüksektir. (O, bu sözünde,) kendi sancağıyla velâyet sancağını, Hz. Muhammed'in sancağıyla da nübüvvet sancağını kasd etmiş, sekre dönük olan velâyet sancağını, sahva dönük olan nübüvvet sancağına tercih etmiştir. Bazı süfilerin, velâyetin nübüvvetten üstün olduğu görüşü bu kabildendir. Bunun böyle olması, onların velâyeti Hakk'a, nübüvveti ise halka müteveccih görmelerinden dolayıdır. Hakk'a müteveccih olan bir şeyin, halka müteveccih olan bir şeyden daha üstün olduğu husüsunda hiçbir şübhe yoktur
Bazı süfiler, bu sözdeki tevcihle alâkalı olarak demişlerdir ki: Peygamberin velâyeti nübüvvetinden daha üstündür. Bu fakire göre, buna benzer sözler doğru olmaktan uzaktır. Çünkü nübüvvetteki teveccüh sadece halka doğru değildir. Aksine bu teveccühle beraber aynı zamanda Hakk'a doğrudur. Çünkü onların bâtınları Hakk ile, zâhirleri ise halk ile beraberdir. Teveccühü sadece halka doğru olan
