Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

nâların mahsüs (Tasavvuf Sözlüğü)

ya da mâkul (düşünülebilir) cinsinden sözü edilen mânâların tecellileridir. Mahsüs olan (Hz. Peygamber'in 5) şu hadisindeki gibidir: Rabb'imi, sakalı bitmemiş bir genç süretinde gördüm Hatib, I, 214; Zehebi, II, 363) …

ya da mâkul (düşünülebilir) cinsinden sözü edilen mânâların tecellileridir. Mahsüs olan (Hz. Peygamber'in 5) şu hadisindeki gibidir: Rabb'imi, sakalı bitmemiş bir genç süretinde gördüm Hatib, I, 214; Zehebi, II, 363) Mâkul süret de şu hadis-i kudsideki gibidir: Ben kulumun hakkımdaki zannı üzereyim. Hakkımda dilediği zanda bulunabilir. Buhâri, Tevhid, 15; Müslim Tevbe, 1, Zikr, 6) Teşbihle kasd edilen, bu mahsüs ve mâkul olan sürettir. Hiçbir şübhe yoktur ki Allah Teâlâ, cemâl süretiyle zuhür edişinde, tenzih konusunda hak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeye göre bâkidir (zuhür etmesi O'nun münezzeh oluşunu ve bekasını zedelemez). O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a nasıl, Cenâb-ı İlâhi'ye tenzih konusunda hakkını veriyorsan, tıpkı bunun gibi ilâhi teşbih konusunda da hakkını ver

Allah hakkında teşbih, tenzihe aykırı bir hükümdür. O'nun hakkında teşbih ayni bir durumdur. Ancak buna ehlullahtan kâmil olanlardan başkası a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olamaz. Kâmiller dışındaki ârifler ise, söylediğimizi ancak imâni ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/taklid/" taklidi /a olarak idrâk edebilir. Bu da O'nun hüsn (güzellik) ve cemâlinin süretlerinin gerektirdiği kadar mümkün olur. Çünkü mevcüdüâtın süretlerinden her biri O'nun hüsnünün süretidir. Eğer süreti teşbihi bir yönden müşâhede eder de, tenzihten herhangi bir şey müşâhede etmezsen, Hakk sana hüsn ve cemâlini bir tek yönden müşâhede ettirmiştir. Eğer onu sana teşbihi sürette müşâhede ettirir de, (bu tecellide) ilâhi tenzih de taalluk ederse, (işte o zaman bil ki, Hakk sana cemâl ve celâlini, teşbih ve tenzih yönünden müşâhede ettirmiştir. Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın vechi oradadır. O zaman sen O'nu ister tenzih et, istersen teşbih, artık her hâlde, asla ayrılamayacağın tecellilere boğulmuş durumdasın, demektir

tenzih-teşbih 1055 ..Hakk'ın iki teşbihi vardır: Bunlardan teşbih-i zâti, mahsüs (hissedilebilir, duyularla algılanabilir) olan mevcüdların süretlerinde ya da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâlde /a mahsüs olanlara benzeyen şeylerde Hakk'ın tecelli ettiği sürettir. Teşbih-i vasfi ise, mahsüsa benzeyen şeylerden münezzeh olan ilâhi isimlere ait mânâların süretlerinde tecelli etmesidir. Sözü edilen süretler zihinde tasavvur edilebilen, fakat hislerde (duyular âleminde) keyfiyeti olmayan süretlerdir. Eğer keyfiyeti olursa, Zâti teşbihe katılır. Çünkü keyfiyete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmak teşbihin kemâlidir. Kemâl ise Zât'a lâyıktır. Geriye teşbih-i vasfi kaldı. Bu da, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a türlerden herhangi biriyle keyfiyet sâhibi olması mümkün olmayan teşbihtir. Bunu açıklayacak hiçbir misâl de yoktur. (İnsân, I, 33

Tenzih, ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a , yani isirnlerin hakikatlerine muttali olanlara göre ...İlâhi Hazret husüsunda tahdid ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/takyid/" takyidin /a ta kendisidir... Allah ise tahdid ve takyidden münezzehdir. Hakikat ehli ise, (O'nu) tenzihten de tenzih etmişlerdir. Onlar asla tenzih etmezler. Bilakis onlar tenzih makamında tenzih, teşbih makamında da teşbih ederler. Tahdid ve takyid olmaksızın Hakk'ı tanımak da mümkün değildir. .../Sadece) tenzih eden ise... ancak ve ancak ...ya câhildir... yani akıllarınca Hakk'ın kendisinin muttasıf olduğu sıfatlardan O'nu tenzih etmeye kalkışan filozoflar ve onları taklid etmeye çalışanlar gibi şeriatı bilmeyenlerdir. Bunlar kendileri sapıtmış, başkalarını da saptırmışlardır. ...ya da sü-i edeb sâhibidir... yani şeriatı bildikleri hâlde yanlış söylerler. ... Ancak onu... yani Allah'ı tenzih etmeyi ... a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak söylediklerinde... yani Allah'ın ilim, sem', basar ve bunun gibi vücüdi sıfatlarından münezzeh olduğuna itikad ettiklerinde ...şeriata muvâfık olmayan bir görüşe sâhib olmuş olurlar... Bundan dolayı onlar câhil, yani kâfirdirler, onların görüşlerinin batıl olduğunu söylemeye gerek yoktur

,..Şeriata kail olan... yani inanan ...ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'mindir /a ... (gramer bakımından) şeriata kail olan ifâdesine atf-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a olarak gelmiş. .../Mü'min) tenzili ettiğinde, tenzilite karar kıldığında ve bundan başkasını kabül etmediğinde.. yanı teşbih makamı gelince teşbih etmediğinde ...sü-i edeb sâhibi olmuş; Hakk ve elçilerini yalanlamış olur. O, böyle bir neticenin hasıl olacağını düşünüp hesaplayamaz. Kendisi buradadır, O ise gaibdedir. Bu hâliyle o... şeriatın ...bir kısmına imân edip, bir kısmını inkâr eden kimse gibidir. Bilhassa... Mütezile gibi. Onlar da Allah'ın sıfatları ve bir kısım âhiret hâlleri gibi şeriatın bir kısmını inkâr etmişlerdi. (Şeyh Ibn Arabi'nin, burada geçen) (Mü'min) tenzili ettiğinde, tenzihte karar kıldığında ve bundan başkasını kabül etmediğinde sü-i edeb sâhibi olmuş; Hakk ve elçilerini yalanlamış olur. sözüne gelince, o bu