Allah için nasihat eden kişinin alâmeti, bütün gücüyle Allah'a, O'nun Kitâb'ını anlamaya, Kitâb'ıyla amel etmeye, Peygamber'inin sünnetlerine uymaya yönelmesi, isyân etmeden itâat etmeyi ve unutmadan zikretmeyi sevmesidir. İnsanlara nasihat etmenin alâmeti, Allah'a itâat konusunda kendin için istediğini insanlar için de istemen; Allah'a isyânla ilgili olarak da kendin için çirkin gördüğünü insanlar için de çirkin görmendir. (Âdâbı, 145
nâsüt/ebnâ'-yı nevâsit Ebnâ-yı nevâsit (nâsütların çocukları): Nevâsit nâsüt'un çoğuludur. Bununla insanlığın ortaya çıkışı kasd edilir. Bunu ilk defa Hıristiyanların Hz. İsa hakkında Lâhüt nâsüt ile kaplıdır diyerek kullandığı söylenir. Sonra Şeyh-i Nüri (Şeyh Şihabeddin Sühreverdi-yi Maktül), daha sonra da onu takib eden süfiler kullanmış, derken yaygınlaşmıştır. (Heyâkil, 94
Devenin böğürmesi, koçun bağırması, keçinin melemesi, insanın sesleninesi ya da konuşması gibi sesler, eşyâya nüfüz eden hayattan nasibi olan şeylerdir. Bu hayat rüh olarak; rüh da eşyâda var olan hayatla muttasıf olduğu için ...lâhüttur... böyle isimlendirilir. ...Nâsüt ise bu rühun kendisiyle kaim olduğu mahaldir... Yani nâsüt bedendir. .— Nâsüt, bu rühun kendisiyle kaim olmasıyla... yani rühun, nâsüt ile kaim olması (bedenle ayakta durabilmesi) sebebiyle ...rüh olarak adlandırılmıştır... O, O'ndan bir rühtur hadisinde geçtiği gibi, (lâhütun da nâsütun da) tamamı Tül olarak isimlendirilmiştir. (Sofyavi, 251
