hâtırıdır veyahut da melekten gelen bir İtems dir. (Küt, I, 126
Niyet, irâde ve kasd, aynı mânâya gelen birbirine benzer terimlerdir. Niyet kalbin bir hâli ve sıfatıdır. Onu iki durum içine alır: İlim ve amel. İlim amelden önce gelir. Çünkü ilim, amelin aslı ve şartıdır. Amel ondan sonra gelir. Çünkü o, ilimden ortaya çıkan şeydir. Böyledir, çünkü her amel —yani her hareket ve sükünihtiyaridir. Amel ancak üç şeyle tamamlanır: İlim, irâde ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a . İnsan bilmediği şeyi irâde edemez (isteyemez), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a (yapacağı şey hakkındaj bilgi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olması gerekir. İrâde edemediği şeyle amel edemez. İrâde etmesi gerekir. Niyet orta sıfattan, yani irâdeden ibârettir. İrâde, kalbin şimdi ya da daha sonra maksada muvâfık gördüğü şeye doğru yönlendirilmesidir. (İhyâ', 90
Niyetin anahtarı nedir? diye sordular, ben de Yakindir dedim. Yakinin anahtarının ne olduğunu soranlara ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekküldür /a dedim. Bu sefer de tevekkülün anahtarının ne olduğunu sordular, buna da Havf cevâbını verdim... (Gunye, Il, 125
Niyet amelin başıdır. Amel, ona uygun olarak gerçekleşir. Bir topluluğa göre işin başında müride lazım olan en önemli şey, süfilerin yoluna girmesi, onların hâlleriyle bezeninesi ve bu insanlarla Allah için oturup kalkmasıdır. Müridin, süfilerin yoluna girmesi, hâlini ve vaktini terketmesi demektir
Mürid, bu yola sülük etmesinin başlangıcında niyetini sağlam kılmaya muhtaçtır. Niyetin sağlamlığı, onu hevânın iddiâlarından uzaklaştırması demektir. Nefsin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a hazlarından istediği her şey, onu Allah'a hâlis kul hâilne getirinceye kadar devam eder. ( Avârif, 312
Havâtır ehline göre (kalbe) hâtır gelir. Kalbi idâre edenlere göre bu hâcistir. Bir defa daha ona dönüp gelirse irâde olur. İrâde, (istediği şeye ulaşması konusunda) sâhibine yardımcı olur. Üçüncü kez dönerse, o zaman bu hemın olur. Bu ancak mühim bir durum için döner. Dördüncü kez gelirse azın olur. O, ancak kesin karar hâline gelmiş bir duruma ulaşmak için döner. Beşinci kez dönerse niyet olur. Bu, başlamış olan mevcüd fiilin kaynaklandığı niyettir. Fiile yönelmeyle fiilin kendisi arasında da kasd ortaya çıkar. O, Rabb ile kulun sıfatlandığı mukaddes bir sıfattır. (Letâ'if, 65
Niyet kasd demektir, o da kalbirı azmetmesidir. (Bustân, 8
Niyet, kesbin kısımlarından biridir. Niyet, bu kısımların en tercihe şayan olanıdır. Çünkü niyet, diğer iki kısmın aksine tek başına ibâdettir. Söz ve amel ise riyâ ile fesâda uğrayabilir. Ama niyet bu şekilde fesâda uğramaz. (Bustân, 10
Niyet, nefsin, şimdi veya gelecekte olan maslahatına olan şeye meyl etmesi ve yönlendirilmesidir. (Kudâme, 389
Amel bedenin, niyet ise kalbin Allah uğrundaki gayretidir. (Buğye, 22
İlk hâtır dedikleri hâcis... kolaylaştırıcı ilk sebeb olarak da adlandırılır... Nefste tahakkuk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a buna irâde... , üçüncü defa tekrarlanırsa henımı... , dör776 nokta
düncüsünde azmı .., murâdına yöneldiğinde kasd ..., fiile başladığında ise nıyet adını alır. Eğer bir fiilin hâtırı değilse, buna da ilhâm yahut vehbi ya da ledünni ilimler denir... (Câmi’, 27
Niyet dört şey üzerine bina edilir: Kasd, azim, irâde ve meşiet. Bunların hepsi aynı mânâdadır. Niyetin kalbe yönelik iki şekli vardır: Biri kalbde hüsn-i teyakkuzun bulunması; diğeri ise O'nun (Allah) katındaki ecir ve rızayı isteyerek Allah için yapılan ameldeki ihlâstır. (Câmi’, 41
nokta/nukat-dâ'ire
Dâire, kapısı olan şeydir. Dâirenin ortasındaki nokta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatin /a mânâsıdır. Hakikatin mânâsı, kendisinden zâhir ve bâtınların kaybolmadığı; şekilleri kabül etmeyen şeydir. (Tavâsin, 198
Noktaları zikretti. Nokta asıldır. Artmaz, eksilmez ve yok olmaz. Münkir dıştaki dâirede kaldı. Beni göremeyince hâlimi de inkâr etti. Zındık diye isimlendirdi beni. Adımı kötülükle andı. İkinci dâiredeki beni rabbâni âlim sandı. Üçüncü dâireye ulaşan kişi, benim kuruntular içinde olduğumu sandı. Hakikat dâiresine ulaşan ise unuttu beni ve beni görmekten gaib oldu. (Tavâsin, 199
