düğüm noktasıdır. Bu da üç derecedir. Birinci derecesi, vesveseleri kesen, (O'nun yolunda) hizmet etmeyi lezzetli hâle getiren, musibetlerden teselli bulmayı sağlayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu mehabbet, (Allah'ın kuluna olan) cömertliğini düşünmekten doğan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnetle /a sâbit olan, ihtiyaç içindeyken bile (emirlere ve sünnete) uymaya yükselen bir mehabbettir
Mehabbetin ikinci derecesi, Hakk'ı başkalarına tercih etmeye götüren, dili O'nu zikr etmeye düşkün hâle getiren, kalbi, O'nun müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a derdine düşüren mehabbettir. Bu mehabbet, (ilâhi) sıfatlara muttali olmaktan, âyetlere nazar etmekten ve makamlar yoluyla terbiye edilmekten zuhür eden mehabbettir
Mehabbetin üçüncü derecesi ise, ibâreyi ortadan kaldıran, işâreti aradan çıkaran ve vasfetmekle sonu gelmeyen, göz kamaştıran mehabbettir. Bu mehabbet, bu dilin kutbudur. Bunun altında kendisine dilin târif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mehabbet bulunur. Tabiatların iddiâ edip, akılların münâsib gördüğü mehabbet budur. (Menâzil, 32
Allah'ı sevmek makamların en yükseği ve derecelerin zirvesidir. Mehabbetin ötesinde mehabbetin meyvesinden ve onun tâbilerinden olan şevk, üns, rızâ gibi makamdan başka makam yoktur. Mehabbetten önce de tevbe, sabır, zühd gibi mehabbetin başlangıcından sayılabilecek bir makam yoktur. Diğer makamların varlığı güç olsa da, kalb bu makamların mümkün olabileceğine inanmaktan geri kalmaz. Allah sevgisine gelince; bu sevgiye inanmak güç olmuştur. Bu yüzden de bazı âlimler buna inanmanın mümkün olabileceğini inkâr etmişler ve şöyle söylemişlerdir: Mehabbetin Allah'a itâate devam etmekten başka bir mânâsı yoktur. Hakiki sevgi ancak cins ve örnekle gerçekleşir. Allah'a karşı mehabbeti inkâr ettiklerinden ünsü, şevki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtın /a lezzeti ve sevgiyi gerektiren şeylerle bunlara bağlı diğer şeyleri de inkâr etmişlerdir. (İhyâ , V,3
Aşkın aslı kıdemden gelir. Arabca yuhibbuhun (O, onları sever) kelimesin636 mehabbet
deki bâ harfinin noktası ve yuhibbünehü fonlar da O'nu sever) toprağına tohum olarak atılmıştır. Hayır, eğer nokta hum fonlar) üzerine atılmamış olsaydı, yuhibbünehü" ortaya çıkmazdı. Aşkın nergisi büyüyünce tohum meyve ile ve meyve de tohumla aynı renge bürünür
Eğer Sübhâni (kendimi tenzih ederim)... denilmişse bu yüzdendir
Bu sözler ya noktanın ya da noktanın Rabb'inin sözleridir veya bu tür iddiâlar meyve üzerinden yapılmaktadır; kaldı ki meyve de tohumla aynı şeydir. (Sevânih, 93
Tevhid kalbdedir, zühd kalbdedir, takvâ kalbdedir, mârifet kalbdedir, Hakk'ı bilmek kalbdedir, Hakk Teâlâ'ya melhiabbet (O'nu sevmek) kalbdedir, O'na yaklaşmak kalbdedir. (Feth, 49
(Hâllerden) ...mehabbet, sevdiği ve sevmediği şeyler konusunda sevilene muvâfakat etmektir... (Âdâb , 21
Mehabbet, şeyhle mürid arasında bir vâsıtadır. Mehabbet, kuvvetine göre hâllere sirâyet eder. Çünkü mehabbet tanışmanın, tanışmak cinsiyetin (aynı türden olmanın), cinsiyet ise şeyhin hâllerinin tamamı veya bir kısmına müridi celbeder. (Avârif, 241
Mehabbetin zâhiri ve bâtını vardır. Zâhiri sevilenin (Cenâb-ı Hakk'ın) rızâsına uymak, bâtını ise, her şeyden uzaklaşarak yalnızca sevgiye tutulmak ve (sevgiliden) başkasına ya da kendisine hiçbir şeyin kalmamasıdır. Mehabbetin yüce hâllerinden biri şevktir. Seven devamlı olarak iştiyak içerisinde olur. Çünkü Hakk Teâlâ'nın tecellileri sonsuzdur. Sevenin vardığı hâllerin hangisi olursa olsun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a ardında daha üstün ve mükemmeli vardır
Güzelliğin gibi hüznüm
Sonu yok hüznümün
sonu olmadığı gibi
Sonra kulda meydana gelen şevk, kulun kesbi, çalışmasıyla elde edilen bir şey değildir. Şevk, yalnızca Allah'ın (kendisini) sevenlere tahsis ettiği bir lütüftur. (Avârif, 298
Yakin makamları dokuzdur: Onlar, tevbe, zühd, sabr, şükr, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve mehabbettir. Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin
