Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

nüzülüyle de (Tasavvuf Sözlüğü)

zayıflamıştır. (Heyâkil, 65 Cüneyd diyor ki: Allah, rühla alâkalı bilgileri kendisine tahsis etmiş, bu husüsta mahlükatın hiçbirine bilgi vermemiştir. Rüh hakkında, mevcüd bilgilerin dışında bir şey söyleme a href …

zayıflamıştır. (Heyâkil, 65

Cüneyd diyor ki: Allah, rühla alâkalı bilgileri kendisine tahsis etmiş, bu husüsta mahlükatın hiçbirine bilgi vermemiştir. Rüh hakkında, mevcüd bilgilerin dışında bir şey söyleme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a da yoktur. Ancak biz, sâdıkların bu husüstaki söz ve fiillerini kendilerine havale ederiz (bunlar özel bilgiler olup, ancak kendi şartları içerisinde anlaşılıp değerlendirilebilir). (Avârif, 259

(Bir görüşe göre) görme hissinin (duyusunun) latif (şeffâf, duyularla algılanamayan) bir şey olarak kesif (yoğun) bir bedende bulunması gibi, rüh da kesif bir bedende bulunanlatif bir cevherdir. Bu görüş bir nazar (akli bir çıkarım) mahsülüdür. Bazıları rühu bir ibâre ve eşyâ ile kaim olan Hakk olarak târif etmişlerdir. Bu görüş de bir nazar mahsülüdür (her iki görüş de doğru olabileceği gibi, yanlış olma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâli /a de taşımaktadır

Bazıları da tıpkı tahlikin (yaratmanın) Hâlık'ın sıfatı olduğu gibi, ihyânın da (diriltmenin de) Muhyi'nin (diriltenin) sıfatı olduğunu söylemiştir

Rüh, Allah'tan gelen ve belli mekânlara sirâyet eden bir latifedir. Bu husüsta Allah'ın verdiği mevcüd bilgilerin dışında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a yapılamaz. Bazıları şöyle der: Rüh, Kün (Ol) emriyle var olmamıştır. Eğer öyle olsaydı üzerinde zillet olurdu. Burüh nun üzerine Öyleyse rüh nasıl var oldu? sorusu soruldu. Buna şöyle cevâb verildi: Rüh; Allah'ın cemâl ile celâl tecellisi arasından, kendisine verilen husüsi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretle /a zilletten sâlim olarak var olmuştur. Allah onu kendi sözüyle selamlamış ve Kün' zilleti altına girmekten âzâde kılmıştır.

Ebü Said Harrâz'a rühun mahlük (yaratılmış) olup olmadığı soruldu. O da Evet, mahlüktur, eğer mahlük olmasaydı, kendisine sorulan soruya Evet diyerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyeti /a kabül etmiş olmazdı cevâbını verdi. Rüh, bedenin kendisiyle ayakta durduğu varlıktır, beden onunla canlı olma vasfını kazanır, akıl ancak rüh sayesinde var olur, varlığa rühla delil getirilir. Rüh olmasaydı akıl âtıl olurdu, ne lehine, ne de aleyhine delil getirilebilirdi

Yine rüh hakkında şunlar söylenmiştir: O, yaratılmış bir cevher, yaratıkların en latifi, cevherlerin en berrak ve en nürlu olanıdır. Gayb âlemi onunla sezilir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehli onunla keşfe nâil olur. Eğer rüh, seyrini tam olarak gerçekleştiremez ve perdelenirse, organlar ona karşı edeb dışı davranırlar. Bundan dolayıdır ki rüh, devamlı sürette, tecelli, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istitar/" istitâr /a , kabz ve nâz arası bir durumda bulunur

Rühlara göre, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhiret birbirine eşittir. Rühlar kısım kısımdır. Bir kısmı Berzah'ta dolaşır, dünyâ hâllerini ve melekleri seyrederler, semâda insanlar hakkında neler konuşulduğunu dinlerler. Arşın altında olan rühlar vardır. Cennetlere ve diledikleri yere uçan, diledikleri yere kadar giden ve hayatları boyunca Allah yolunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eden rühlar da vardır

Ebü Said Kureşi şöyle der: Rüh, hayat ve ölüm rühu olmak üzere iki tanedir. Bunlar birleşince cismi (bedeni) düşünürler. Ölüm rühu bedenden çıkınca, canlı beden ölü olur. Hayat rühu, kendisiyle nefes alınıp verilen, yeme ve içme gücü gibi güçlerin elde edildiği rühtur."

Denilmiştir ki: Rüh, kalbe tevdi edilmiş, övülmüş sıfatların ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a kaynağı olan bir latife olduğu gibi, nefs de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a tevdi edilmiş, kötü ahlâk ve sıfatların kaynağı olan bir latifedir. (Avârif, 264

Akıl, rühun dili ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretin /a tercümânıdır. Basiret rüh için kalb, akıl ise dil mesabesindedir

Nefs, Kur'ân'da vârid olduğuna göre, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ve eksiklik sâhibidir. Onun kemâli akıl ve ilimle, eksikliği cehâlet ve şehvetlerdir. Nasıl ki ay tutulması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a ayın eksikliği, âlemin en alt tabakası olan dünyânın karanlığına sebeb oluyorsa, aynı şekilde nefsin eksikliği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetleri /a yapmaktan kaynaklanır ve böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mekani-esfel-i-safilin/" mekânı esfel-i sâfilin /a faşağıların aşağısı; olur. Nasıl ki yeryüzü güneşin ışığıyla aydınlanıyorsa, bedenler de rühun nüruyla aydınlanır. (Tedbirât, 110

Ulemâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a tâbir ettiğimiz bu rüh hakkında ihtilâf etmişlerdir. Onların bir kısmı rühun cevher-i ferd ve mütehayyiz (yer kaplayan) bir varlık olduğunu ileri sürdüler ve onun hayvâni bedenin aksine mânevi sıfatlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olduğunu iddiâ rüh

ettiler. Diğer bir kısmı ise, her bir idrâkin kendi yerine ait olduğunu, fakat Allah'ın, bunların yerlerini bedene bağladığını iddiâ etti. Onların bekası, rühun bekasıyladır, rüh bedeni terk edince, idrâkler de bedeni terk eder. Bir başka tâife ise, rühun bedende husüsi bir yeri olmadığını, suyun yüne sirâyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi rühun da bedene sirâyet ettiğini iddiâ etmektedir

Abdülmelik Habib şöyle der: Rüh, bedenin şekli üzerinde olan latif bir sürettir. Bedende onun, iki gözü, iki kulağı, iki eli ve iki ayağı vardır. Bunların her biri, insan bedeninde bulunan aynı organların karşılığıdır.

İşte bütün bu topluluklar, bunların araz olmasını a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a görürler. Bu görüşte olanlara, buna neyin engel olduğu sorulduğunda, Bize göre bu —yani rühun araz olması- uzak bir ihtimâl değildir. Ancak, Hz. Peygamber'den işittiğimize göre, rühlar da mutlu olur veya azab çeker, çünkü onlar bâkidir. Hâlbuki bu iki sıfat, arazın sıfatları değildir. Mânânın mânâ ile kıyas a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a gerekir. Bu durum, aklı başında olan her ilim ehli için aklen imkânsızdır, şeriat muhâl olan şey getirmemiştir

Rüh hakkındaki ikinci görüş, onun bâki oluşudur. Bu da akıl deliliyle çelişir. Çünkü rüh araz olsaydı, arazın bâki olması câiz olurdu. Onlar (arazlar) her zaman yenilenir. Rüh da araz olsaydı, onun da yenilenmesi gerekecekti. Buna göre de, her canlı için geçirdiği zamanlar sayısınca rüh olması gerekirdi. Bütün bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıldır /a . Rühun cevher olmadığını iddiâ edene gelince, onun delili de cevherlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mumasili/" mümâsili /a (rühla cevherin birbirlerine benzer) olmasıdır. Buna göre, eğer bir cevher rüh olmuş olsaydı, her cevherin rüh olması gerekecekti. Bu da akıl deliline aykırı bir durumdur. (Tedbirât, 129

Bil ki Allah Teâlâ, yukarıda zikrettiğimiz bu halifeyi (rühu) yarattığı vakit, o halife için bir şehir bina etti. Onun tebâsını ve devlet erkânını hazret-i cism veya beden denen bu şehre yerleştirdi. O halifeye bir mekân tâyin etti. Ya onun