söylemez. Ehlullah ve onun seçkinleri bunu nasıl söyleyebilir? (Esfâr, 6
Mümkünâtı önce yok iken, sonra var bulduk. Böylece, onların yokluklarının varlıklarından önce olduklarını ve Allah Sübhanehü'nun önce var olduğunu ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mumkunatin/" mümkünâtın /a olmadığını anladık. (Esfâr, 7
Mümkünât, hâlâ ilmi hazrettendir. Onun süretleri (şekilleri) Hakk'ın vücüd (varlık) aynasında zuhür etmiştir. Bunların (bu süretlerin), sadece (varlıkların ilâhi ilimdeki süretleri olan) âyân-ı sâbitenin şuürunda bizzât kendileri olarak varlıkları bulunur. Görmüyor musun ki, aynadaki süretine baktığın zaman, onda senin şekline benzeyen bir şekil bulunduğunu düşünüyorsun! Daha ince düşündüğünde anlıyorsun ki, ışık bakanın gözünden çıktığında ve parlayan aynaya ulaştığında, sertliğinden dolayı bakana döner ve kendini onun yerinde görür, kendisini aynada görmez, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a ayna, onun kendisini mekânında görmesine sebeb olur ve bulunduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a görmesine vesile olur. Bu sebeble bakan kişi aynadan uzaklaştığında, ondan uzaklaştığı kadar şeklinin de aynadan uzaklaştığını görür
İlmi bakımdan bakan kişi mevcüd, ayna da Allah Sübhanehü ve Teâlâ hükmündedir. Gözden çıkıp aynanın kesâfeti (yoğunluğu) sebebiyle kendisine geri dönen ışınlar ise sübüti idrâktir. (Varlığın) Hakk'a göre değil, ama kendisine göre yokluk karanlığındayken, ilmi mevcüda (Allah'ın, onun var olacağına dâir bilgisine) yönelmesi bu idrâkle mümkün olur. Hakk'a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a o mevcüddur (çünkü Hakk onun var olacağını bilmektedir). Bu, Şeyh'in (İbn Arabi'nin) Eşyâyı hiç şübhesiz Hakk icâd etmiştir. Eşyânın kendisi, O'na ait olmayan bir varlık değildir (her şey, hakiki varlık ve yaratıcı olan O'na aittir. Eşyâ da O'nun bir yansımasıdır, çünkü yokken de O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a mevcüddur). sözünün mânâsıdır. (Esfâr, 17
Mümkünât nâmütenâhi (sonsuz) olsa da mâdümdur. Hakk'ın müşâhedesi altında görülebilen varlıklardır. Biz görmeyi vücüd (varlık) yoluyla bir sebebe bağlayamayız, ancak eşyâyı sebebe bağlayabiliriz (görmeye değil, eşyâya varlık izâfe edebiliriz). İster bizzât mâdüm, isterse mevcüd olsun görülebilecek olan şey; görme fiiliyle alâkayı kabül etmeye istidâdlıdır. Mümkünât nâmütenâhi olsa da Allah Teâlâ tarafından görülür. Bu (görüş) ilim nisbetiyle değil, aksine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yetü /a kânet mâ kânet folduğu gibi görme) denilen başka bir (görme) nisbeti türündendir. (Esfâr, 25
