Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

onlara (Tasavvuf Sözlüğü)

artırmak için onların ellerinde kerâmetler gösterir. Ancak onlarla kerâmet/kerâmât peygamberler sea arasında fark vardır. Peygamberlere mücize, davetleri hakkında onunla hüccet getirmeleri, Allah Teâlâ'ya delâlet etmesi …

artırmak için onların ellerinde kerâmetler gösterir. Ancak onlarla kerâmet/kerâmât

peygamberler sea arasında fark vardır. Peygamberlere mücize, davetleri hakkında onunla hüccet getirmeleri, Allah Teâlâ'ya delâlet etmesi ve onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahdaniyyetini/" vahdâniyyetini /a (birliğini) ikrar için verilir. Velilere ise kerâmet, tıpkı Hz. İbrâhim'in rahatlaması için kendisine hârikulâdelikler verilmesi gibi, onları rahatlatmak için verilir. (Luma , 394

Kerâmâtın (kerâmetlerin) en büyüğü nefsindeki kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a güzel ahlâkla değiştirmendir. (Luma , 400

Süfiler, su üstünde yürümek, hayvanlarla konuşmak, tayy-ı mekân (uzun mesafeleri kat etmek), bulunması gerekenin hâricinde bir yerde ve zamanda bir şeyin zuhür etmesi gibi mücizeler kabilinden sayılsalar da, veliler için kerâmetlerin var olduğu husüsunda ittifâk etmişlerdir. Nitekim bu konuda haberler vârid olmuş, sahih rivâyetler gelmiş ve Kur'ân-ı: Kerim bundan bahsetmiştir. (Ta'arruf, 44

Kerâmet-i veli (velinin kerâmeti); duâsının kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , hâlinin tamam olması, bir iş yapmaya gücünün yetmesi, yeterince Hakk'ın yardımına erişmesidir. Kerâmet hârikulâde hâllerdendir. Peygamberlerin mücizesi bir şeyi yokluktan varlığa çıkarmak ve maddenin âyânını (özlerini) başka bir şekle çevirmektir. (Ta'arruf, 46

Tabiat âlemindeki ımtür-i garibe (garib, olağanüstü işler) üç ilkeden kaynaklanır: İlk olarak nefse ait birtakım güçler sayılabilir. İkinci olarak cisimlerin yapılarındaki husüsiyetlerden dolayı olur. Meselâ mıknatısın kendine mahsüs gücü sebebiyle demiri kendisine çekmesi gibi. Üçüncü olarak da semâvi güçlerle, yerde bulunan birtakım cisimlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a oldukları husüsi mevkiden veya yeryüzünde bulunan kişilerin gökteki güçlerle irtibât kurup, onları harekete geçirmelerinden dolayı birtakım hârikulâde (olağanüstü) hâdiseler meydana gelir. Meselâ sihir, hatta mücize ve kerâmetler, bu üçüncü ilkenin birinci kısmına girer. Göz aldatması ve el çabukluğu ise ikinci kısma girer. Tılsımlar da üçüncü kabilden olaylardır. (İşârât, IV, 158

Veliler hakkında kerâmet câizdir. Bunun câiz olmasının delili aklen meydana gelmesinin mümkün olmasıdır. Meydana gelmesi herhangi bir aslın ortadan kalkmasını gerektirmez. Allah Teâlâ'yı kerâmeti yaratma kudretiyle vasıflandırmak vâcibdir. Kerâmetin Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudreti /a dahilinde olması vâcib ise, meydana gelmesinin câiz olmasına mâni olacak bir şey olamaz. Kerâmâtın (kerâmetlerin) zuhüru, hâllerinde sadık olanın doğruluğunun alâmetidir. Hâllerinde sadık olmayanda kerâmetlerin zuhüru câiz değildir

Mücizeler peygamberlerin dâvâlarında doğru olduklarının delilidir. Sağlam akıl, âlim olması yönüyle âlime delil olursa ve ancak âlimde bulunursa, peygamber olmayan kimsede de peygamberlik delili bulunmaz. Nitekim İsferâyini şöyle demiştir: Velilerin, duânın kabülü gibi kerâmetleri vardır. (Kuşeyri, 172

kerâmet/kerâmât 537

Kerâmetler bazen bir duânın kabül edilmesi, ihtiyaç anında sebebsiz olarak yiyecek ortaya çıkarmak, susuzluk zamanında su tedarik etmek, kısa bir zamanda uzun bir mesafe kat etmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dusmandan/" düşmandan /a kurtarmak, gizliden ses işitmek ve benzeri olağan dışı fiiller şeklinde olur. Bil ki bugün kesin olarak Allah'ın takdiri olarak meydana gelen şeylerin, veliler için bir kerâmet olarak zuhüru câiz değildir. Bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a olarak veya buna yakın bir tarzda bilinmektedir. Anne babasız bir insanın meydana gelmesi, cansız bir varlığın hayvana veya canlıya dönüşmesi ve bunun gibi pek çok şey bunlardan bazılarıdır. (Kuşeyri, 173; Bustân, 57

Kerâmet, bir velinin doğru olduğunun alâmetidir. Yalancı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsede /a zuhür etmesi câiz olmaz, zuhür etmesi de ancak iddiâsının yalancılığına alâmet sayılabilir. Kerâmet, mükellefiyetin bâki olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a meydana gelen hârikulâde bir fiildir. Delil edinmek süretiyle Hakk'ın bildirmesiyle doğruyu yalandan ayırırsa, o da velidir

Ehl-i Sünnet'ten bir tâife, icâz (aciz bırakmak) derecesine vardırmamak kaydıyla kerâmetin sahih olduğunu söylemektedir. Buna göre, meselâ duânın kabül edilmesi, maksadın hâsıl olması ve benzeri hârikulâde olmayan türde hâdiseler de kerâmettir. (Hücvîrî, 263

Mücizâtın gereği açıklanmaları, kerâmâtın (kerâmetlerin) gereği ise gizlenmeleridir. Mücizenin semeresi başkasına aittir, kerâmet ise sâhibine mahsüstur. Mücizenin sâhibi onun mücize olduğunu kesin olarak bilir. Veli, elindekinin kerâmet mi, yoksa istidrac mı olduğunu bilemez. Mücizenin sâhibi şeriat husüsunda tasarrufta bulunur. Allah'ın emriyle şeriatın yasakladığı veya kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a husüsların düzenlenmesinde söz söyler ve yapar. Kerâmet sâhibi için ise bu konuda teslim olma ve hükümleri kabül etme dışında bir yol yoktur. Çünkü velinin kerâmeti hiçbir şekilde peygamberin şeriatının hükmüne aykırı olmaz. (Hücvîrî, 265

Kerâmât-ı evliyâ (velilerin kerâmetleri), kesinlikle peygamberlerin başlangıcıdır (veli ne kadar kerâmet izhârında bulunursa bulunsun, bu ancak peygamberliğin başlangıcıdır, velinin bu noktadan ileri geçebilmesi imkânsızdır). Allah Resülü

, Rabb'iyle başbaşa kaldığı ve ibâdette bulunduğu Hırâ dağına çıktığı zaman, ilk hâli böyle idi. Nitekim Arablar Muhammed Rabb'ine âşık oldu demişlerdi. Bu hâl, o yola girenin zevkiyle (tatmasıyla) gerçekleşir. Bu zevki tatmayan kimse, bu hâli ancak onlarla bir araya gelerek ve onlardan dinlemekle bilebilir. Onlarla çokça sohbette bulunursa hâl karineleriyle onları yakin olarak anlayabilir. Onlarla oturup kalkan kimse onlardan bu imânı elde eder. Onların meclisine katılan kimse kötü olmaz. Onların sohbetinden yararlanmayan kimse delillerin şahidliğiyle olarak bunun hakikaten mümkün olduğunu bilmelidir. (Munkız, 142

Mücize ile kerâmet arasındaki fark şudur: Nebinin mücizeyi açık olarak göstermesi ve onunla meydan okuması, velinin ise kerâmetini gizlemesi vâcibdir. Ancak kerâmet/kerâmât

Allah gösterirse gösterebilir. O takdirde de Allah, katında sâbit olanı gösterir. (Adâb, 9

Sihir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a mânâda kötü bir şeydir. Evliyânın bundan payı Allah'ın onları