Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ortadan kalkmasıyla (Tasavvuf Sözlüğü)

doğru olmaz. (Tenvir, 8 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a ..., a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a makamıyla tenâkuz teşkil eder (çelişir). Çünkü a href …

doğru olmaz. (Tenvir, 8

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a ..., a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a makamıyla tenâkuz teşkil eder (çelişir). Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seven-kimse/" seven kimse /a , sevgilisinin sevgisine batmış, sevgilisiyle irâde birliği hâlinde olmuştur. Artık sevgili, onun bizâtihi arzusu olmuştur. Sevenin Allah'a karşı tedbir almaya zamehabbet manı yoktur. Çünkü onun Allah'a olan sevgisi, kendisini yeteri kadar meşgul etmektedir. Bunun içindir ki bazıları şöyle söyler: Kim sırf Allah rızâsı için bir şeyin lezzetini tadarsa, Allah da onu mâsivadan alıkoyar. ... (Tenvir, 14

Mehabbetin (sevginin) alâmeti, sevilebilecek şeylerden hiçbirini O'na tercih etmemektir. Sevilebilecek şeylerden birini O'na tercih edenin kalbi hastadır. Tıpkı çamur yemeyi ekmek yemeye tercih eden mide gibi. Böyle bir midenin, hastalıktan dolayı ekmek yeme arzusu yok olur. (Kudâme, 159

Mehabbetin (sevginin) alâmeti, Sevgili'ye yakarışla ünsiyetin, halvetle nimetlenmenin, halvete halel getirecek her şeyden uzak durmakla vahşet (yalnızlık) isteğinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermesidir. Mehabbet ve üns ne zaman hâkim olursa, halvet ve yakarış bütün kaygıları gideren gözbebeği olur. Hatta kalbini mehabbet ve üns kaplar. O kadar ki, çılgına dönmüş âşık misâli, kulağına defalarca tekrar etmedikçe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerini anlamaz hâle gelir. (Kudâme, 375

(Bir topluluğa göre) mârifet zâtı itibâriyle mehabbetten önce gelir. Çünkü bir şeyi tanımadan sevmek düşünülemez. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bir şeyi sevmek ve sevmemek — hayvanlarda olduğu gibi doğuştan gelen bir şey değilse- o şeyi tanımaktan kaynaklanır. Buna göre mârifet sevginin sebebidir

Bir başka topluluk da söyle söylemiştir: Mehabbet, mârifetten önce gelir. Çünkü mârifet, dedikleri gibi uzak bir hedeftir ve Allah'ı tanımanın ötesinde de hiçbir şey yoktur. Ârifin, makamları ve hâlleri aşmış olması, ancak irâde ve mehabbet sebebiyle olmuştur. İrâde ve mehabbet önceden gelmeseydi, bu makamlar aşılmaz ve hâller elde edilemezdi. Öyleyse mârifet ve mehabbetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a birbiriyle bağlantılıdır. (Ravza, 234

Mehabbetin birçok mânâsı vardır. Genel olarak mehabbet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a habbe kelimesinin fiilinden ve bu fiilin sıfatlarından türetilmiştir. Habbe' bu kısımların özel ismi gibi sayılmıştır. Bu sıfatlar habbe kelimesinden gelir ve ona bağlıdır. Habbe bu sıfatların kaynağıdır. Habbe kelimesi bu kelimelerin aslı ve onun beytinin ana kısmıdır

Lugatçılar habbe kelimesinin mânâsında değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısım lugat âlimine göre habb varil, fıçı gibi içine su konulan kap demektir. Mehabbet kelimesi de bu kelimeden türetilmiştir. Çünkü kap, su ile dolduğunda başka bir şey almaz. Kalb de su kabına benzer; sevgi ile dolduğu zaman sevdiğinden başkasının sevgisi oraya giremez. Mehabbet kelimesinin ehabbe'l-ba'iru (deve çöktü, kalkamadı) cümlesinden alındığı söylenmiştir. Tıpkı bunun gibi, seven kimse kalbinde sevdiğini anar durur ve ondan ayrı kalamaz. Nitekim şair şöyle söylemiştir:

Durdurdu sevgin beni

senin olduğun yerde

ne ileri gidebilirim ne geri

Tatlı bir sitem bulurum sevginde

şevk duyarım seni anmaktan

kınayan kınasın beni

Mehabbet kelimesinin habbetü'l-kalb kelimesinden türetildiği söylenmiştir. Habbe kalbde sevginin doğduğu yerin adıdır. Mehabbet adını kalbin özü olan o yerden alır. Mehabbetin habbe (bitki tanesi) kelimesinden alındığı da söylenmiştir. Çünkü tane bitkinin özüdür. Tane hayatın özüdür. Tane ve tohumlar bitkinin asıl maddesi olduğu gibi, sevgi de faziletlerin ve meleklerin asıl maddesidir

Mehabbetin hibb f(küpe) kelimesinden doğduğu da söylenenler arasındadır. Sevgiye hibb denilmesinin sebeblerinden biri, tıpkı küpenin kulaktan ayrılmaması gibi kalbden ayrılmamasıdır. Bu yüzden de kulağı, sevdiğine yakarışı ve içinden geçen konuşmaların sırları ile dolar durur. Bir başka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâl /a de, küpenin kulakta sallandığı gibi kalbin sevgi ile çarpıp çalkanması sebebiyledir. Şair söyle söyler:

Âşık oldu kulağımı

işitti bir nağmeli söz

Kalbimse daha âşıktır güzele güzelliğe

Nasıl unutulabilir sözü sevgilinin

kaybetsem de onu

küpedir kulağımda söylediği söz

Mehabbetin ibâbu'l-mâi kelimesinden türetilmiş olduğu da söylenmiştir. Büyük su kütlesine hibâbu'l-mâi denilmektedir. Çünkü kalbdeki duyguların büyük bir kısmını sevgi işgal eder

Mehabbetin habâb kelimesinden türediği de söylenmiştir. Habâb , yağmur yağdığında veya su kaynadığında üstünde oluşan kabarcıklardır. Çünkü kalb sevdiğine olan özlemle tıpkı suyun üstündeki kabarcığın fokurdaması gibi kaynar ve heyecanlanır. (Ravza, 334

Arabca'da mehabbet pekişmiş irâdeden kinâyedir. Meselâ, Şunu yapmak murâd ettim ve Şunu yapmak istedim dersin. Aralarındaki fark şudur: Keremini, ilmini veya yakınlığını murâd ettim demek süretiyle irâdeyi bir sıfata veya fiile bağlarsan irâdeyi o sıfat veya fiille sınırlarsın. Eğer bir zâta bağlayacak olursan genelde bunu mehabbetle sınırlandırırsın

Hevâ kelimesi ise sukut (düşmek) kelimesinden türetilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Düştüğü (battığı) zaman yıldıza andolsun Yani batmak üzere inişe geçtiğinde demektir. Buna göre hevânın mânâsı, havanın berraklığından ve inceliğinden dolayı hızlı bir şekilde değiştiği gibi kalbin sevgiden dolayı meyletmesi ve süratli bir şekilde değişmesidir

mehabbet Tâc adlı lugat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbında /a hevâ şöyle açıklanır: Adam aşağı doğru yuvarlandığında hevâ'r-racülü' denilir. Hüvvet', derin uçurum demektir. Bir topluluk uçuruma yuvarlandığında ise hevâ'l-kavmu fi'l-hüvveti denilir. Hevâ fiilinin düşmek mânâsında hevâ kelimesinden türediği söylenmiştir. Mesela, duvar yıkıldığında hevâ'l-hâitu' denilir. Buna göre seven aşk uçurumuna yuvarlanır. (Ravza, 338

Mehabbet, sevgi ve aşkın bütün kısımlarını bünyesinde toplayan bir isimdir. Ancak aralarında şöyle bir fark vardır. Ya muhibb (seven) mehabbeti kullanır ya da mehabbet onu. Eğer mehabbeti kullanıyorsa ve bunu kendi istek ve irâdesi ile yapıyorsa bu kimseye muhibb (seven) denir. Eğer mehabbet onu kullanıyorsa, yani mehabbette kendi istek ve irâdesi yoksa bu tür mehabbete aşk adı verilir. Şu hâlde muhibb mürid (isteyen), âşık ise murâddır (istenen kimsedir). Aşkın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetler /a , mehabbetin ise bizzât kendisi karşılığında kullanıldığı söylenmiştir. Âlimler, Allah Teâlâ hakkında aşk kavramının kullanılamayacağını söylemişlerdir. Bu kullanım karışıklığı ortadan kaldırmakta ve bu konuda çok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musamaha/" müsâmahalı /a olunmaktadır. (Ravza, 350

Ebü Said Harrâz'a mehabbetle mârifetten hangisinin daha üstün olduğunu sorunca o, buna şöyle cevâb vermiştir: Mârifet, mehabbetin ahlâklarından biridir.

Bazı kimseler şöyle söylemiştir: Harrâz'ın 'Mârifet, mehabbet ahlâklarından biridir' demesi Ebü Yezid'e a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilen şatha a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmek içindir. Nitekim Ebü Yezid şöyle demiştir: Hakk Teâlâ bana dedi ki: 'Ey Ebü Yezid! Sen hariç bütün bunlar benim malılükumdur. Sen bensin, ben de sen.' Buna rağmen şatha itibâr edilmez ve ona güvenilmez. (Ravza, 353

Mehabbet, derece derece yükselen ünstür. Sonra dizginlenen ve eğer vurulan şevk gelir. Daha sonra da varlığı zorlayan ve ondan çıkartan fenâ gelir. Azimet, azimet sâhiblerinin değerine göre gelir. (Ravza, 372

Mehabbet inceliktir. Sonra düşünce gelir. Bundan sonra şevkin kanatlandırdığı şevk gelir. Bundan sonra da tahammül bırakmayan aşk gelir. Bundan sonra ise ne üst vardır ne alt. (Ravza, 373

Mehabbet, sevenin sıfatlarını yok etmesi ve sevdiğinin zâtını isbât etmesi demektir

Mehabbet şu şekillerde de târif edilmiştir: Mehabbetin hakikati, kalbden sevilenden başka ne varsa mahvolmasıdır

Mehabbet, kalbde, sevilenden başka her şeyi yakan bir ateştir.

Mehabbet, kendini bütünüyle, sende hiçbir şey kalmayacak derecede sevdiğine vermendir.

Mehabbetin hakikati, mehabbeti görmekten çıkıp sevileni görmeye götürmeye elverişli olmasıdır.

Mehabbet, sevilenden bir mânâdır ki kalbleri kahreder.

Mehabbet, dalları kalbde yetişen ve akla göre meyve veren bir ağaçtır.

Şibli şöyle söylemiştir: Mehabbet lezzette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a , uyanıklıkta ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrettir /a .

Bir kimseye Mehabbet nedir? diye sorulunca o kimse buna: İyiliğin lütüfları sayesinde sırlardan bahsetmektir diye cevâb vermiştir

İbnü'l-Ârif ise şöyle söylemiştir: Mehabbet, sevende lafzıyla değil şekli ve şemâiliyle görülür.

Şöyle de târif edilmiştir: Mehabbet, bir şeye bütün varlığınla meyletmen, sonra onu kendine, rühuna ve malına tercih a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a gizli ve açık olarak ona muvâfakat etmen ve ona olan sevgindeki kusurunu bilmendir.

(Diğer târifler şunlardır:) Mehabbet, sevilen hâller değişse de, devamlı olarak Sevgili'yi anmaktır.

Mehabbet, lezzette erimek, gaybette müşâhede etmek demektir.

Mehabbet, sevilenin yâdının, sevenin tüm kalbini kaplamasıdır.

Mehabbet, devamlı bir şekilde yâd etmektir.

Mehabbet, dünyâda kalmak istememektir. İşte şevk budur.

Mehabbet, senden geride bir şey kalmayacak şekilde eserlerini yok etmen demektir. Mehabbet irâdenin yok olması ve bütün sıfatların yanması demektir. (Ravza, 379

Mehabbet, hem asıl hem unsur, hem de bütün süfilik makamlarını ve zevk hâllerini birleştiren bir kapıdır. Bütün makamlar o aslın içerisindedir. Ebu'l-Kâsım Halsün şöyle söylemiştir: Her makam, ya kendinden sonraki makamın bir hazırlığı ya da kendisinden önceki makamın bir şübesidir ve her makam mehabbet için istenir. Mehabbet makamı ise sadece kendisinden dolayı arzulanır. Biz yardımın yalnızca kendisinden gelen Allah) yardımıyla buna bir nebze işâret etmiş bulunuyoruz. (Ravza, 409

Mehabbet, kulun kulu, kulun bilhassa Allah'ı sevmesi gibi altında sevgi türlerinin toplandığı umümi bir cinstir. Mehabbet, ona konu olanın şerefine göre yücelir veya basitleşir. Şevk, hüyâm (aklı başından gitmek), aşk, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a (kıskançlık) ve