Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

rağbet-rehbet (Tasavvuf Sözlüğü)

Rağbet (istek, arzu): Sevâb husüsunda nefsin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a husüsunda kalbin ve Hakk husüsunda setrin (gizliliğin) istenmesidir Rehbet (korkma): Zâlimin rehbeti cezâyı hak etmesinden …

Rağbet (istek, arzu): Sevâb husüsunda nefsin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a husüsunda kalbin ve Hakk husüsunda setrin (gizliliğin) istenmesidir

Rehbet (korkma): Zâlimin rehbeti cezâyı hak etmesinden olur. Bâtının (iç âlemin) rehbeti, (kendi imânı ve geleceğine ya da imânla göçeceğine dâir olan) bilginin değişmesinden korkmadır, tahkik rehbeti ise (eskiden işlenmiş hatalarla alâkalı) geçmiş bir iştir. (Istılâh, 535

Ehli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvufa /a göre, rehbet üç kısımdır: Cezânın gerçekleşmesinden rehbet, ilmin değişmesinden rehbet ve geçmişteki işlerin (hataların) gerçekleşmesinden rehbet. Bunlardan birincisi, cezâya dâir bir haber olunca, bunun (hükmünün) ortadan kalkması mümkün değildir, bu sâbittir. İkincisi ilmin değişmesidir. Allah dilediğini silip yok eder, dilediğini olduğu gibi bırakır. Üçüncüsü ise, bana göre mükâfât için olsun, cezâ için olsun) verilen söz değiştirilmez

Sınırı olmayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a rehbet ise, hiçbir sınıra tâbi olmayan muayyen bir hâl rahmân-rahim olup, Allah'ın şer'an koyduğu sınırları aşma korkusudur. Bu sınırlar, ya meşrü ilâhi hükümlerdir, ya da hükmi olan hükümlerdir. (Fütühât, II, 522

Tasavvuf ıstılâhında rağbet üç kısımdır. Yeri nefs, alâkası sevâb olan rağbet; yeri kalb, alâkası hakikat olan rağbet; yeri sır, alâkası Hakk olan rağbet. Nefsi rağbet sadece avamda bulunur. Kemâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a Allah erlerinde, Allah'ın, insanda tabii, rühâni ve ilâhi cevherleri bir araya getirdiği bilgisi mevcüddur. Onlar, Allah'ın kendisine vaadettiği sevâbı taleb etmeyi de bilirler. Böylece, ilâhi hükmü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isbat-etmek/" isbât etmek /a için sevâba rağbet ederler. Avâın bunu bilmez

Avâm da, kâmil insanlar da rağbetin süreti Işekli) husüsunda müşterektirler. Fiil noktasında her biri arkadaşından ayırd edilir. Büyük korku günü (olan kıyâmetteki korku) gibi. Orada en yüce mertebede bulunan Peygamberler de bulunmaktadır. Avâm günâhkâr ve âsidir. Peygamberler, kendileri için değil, ümmetleri için korkarlar. Onlar bu husüsta emindirler. Avâm kendisi için korku içerisindedir. Bu iki sınıf, korkuda müşterek olmakla birlikte, korkuyu gerektiren sebebler husüsunda birbirinden ayrılırlar. (Fütühât, II, 521

Rağbet recâdan üstündür ve incelik noktaları üçtür: İlki hayır ehlinin ilimden doğan rağbeti, ikincisi hâl ehlinin rağbeti, üçüncüsü ise müşâhede ehlinin rağbetidir. Diğerleri bunlara tâbidirler. Onu temiz bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmet /a yüklenir. Diğerlerinin onunla tefrikaya düşmesi yakışmaz. (Ravza, 480

rahmân-rahim — 32) ) Bir kısım âlim, Rahmân ve Raltim isimlerinin mânâsının aynı olduğunu, rahmet sâhibi mânâsına geldiğini ve zâti sıfatlardan olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da Hak edene cezâsını vermemek, hak etmedi ği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a iyilikte bulunmaktır. Ve her ikisi de fiili sıfatlardandır demişlerdir. Bazıları ise bunları birbirinden ayırmışlar, bunlara ayrı ayrı mânâlar vermişlerdir. Ralhımân isminin mübâlağa için olduğunu ve rahmeti her şeyi kuşatmıştır mânâsına geldiğini, Rahim isminin ise derece itibâriyle bundan aşağı olduğunu söylemişlerdir. Bazıları Rahmân isminin, inanan veya inanmayan, iyi veya kötü, yarattığı her varlığın rızıklarını da yaratmak süretiyle acıyan Rahmân isminin lafzının husüsi, mânâsının umümi olduğunu, Rahim isminin ise lafzının umümi, mânâsının husüsi olduğunu söylemişlerdir

Rahmân isminin husüsi olması, onun Allah'tan başkasına isim olarak verilmesinin câiz olmadığı, genel olması yaratmak, rızık, fayda ve zarar vermesi yönüyledir. Rahim isminin umümi olması bütün varlıklara isim olarak verilebilmesi, husüsi olması ise mânâ yönüyledir. Çünkü onun mânâsı lütuf ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfike /a yöneliktir. (Gunye, , 113

Rahmân, Hazret-i İlâhiyye'deki bütün isimleri ihtivâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için Hakk'ın adıdır. Bütün mümkünâttaki kemâlâtın tâbi olduğu mevcüd O'ndan zuhür etmiştir

Rahim, imân ehline, mârifet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a gibi mânevi kemâlâtın feyezânının lakışının) itibârı bulunan bir isimdir. (Kâşânî, 149; Câmi’, 84

Rahmân ismi Allah'tan başkasına verilemez. O'nun sırrı latiftir, O'na o isimle yaklaşmak, O'nun yaratıklara olan rahmetiyle olur. (O'na yaklaşan kişinin) üzerinde huşü izleri belirir

Rahim (Rahmân ile) aynı kökten türemiştir. Ona yaklaşanda Allah'a karşı tevâzü, mahlükatı görmeme ve âhiret yurduna yaklaştıran şeylere muttali olma vardır. (O'na yaklaşmaya çalışan,) Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahim (Ralımân, Rahim Allah adıyla) der. (Ravza, 313

Ralımân, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a hiçbir nâkısa bulunmayan, halka (yaratmaya) bakmaksızın bütün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a sıfatlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a ve varlığın en yüce a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a olan Zât'ın alemidir (özel ismidir). Allah ismi de Vâcibü'l-Vücüd olan Zât'ın alemidir. Ancak, buradaki kemâl sıfatlara sâhib olma, hem Hakk cihetiyle olan tam yaratmayı, hem