ortadan kalkmasıdır. Beka ise kulun bu (fenâ hâlinde) kalmasıdır. Yine fenâ, kulun fiilleri konusunda, Allah'ın fiillerini o şekilde kaim kıldığını (bütün hâl ve hareketlerine hakim olanın Allah olduğunu) görmesidir. Beka, kulun Allah için kıyâmında, Allah'ın kendisini kaim kılmasından önce, Allah'ın kendisini kaim kılmasıyla görmesinin Allah ile bâki olmasıdır (yaratılışın başından itibâren Allah'ın tedbiri içinde olduğunu anlaması ve kendini sürekli olarak böyle görmesidir). (Lüma', 417
Fenâ, kuldan hiçbir şeyde nasibi kalmayacak şekilde hazların yok olması ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a fâni olduğu şeyle meşgul olmasından dolayı tüm şeyler yok olduğundan temyizin (eşyâyı ayırd etme durumunun) ortadan kalkmasıdır. Nitekim Âmir Abdullah bu konuda şöyle söylemiştir. Bir kadın mı gördüm, yoksa bir duvar mı aldırmam. Hakk, onu (kendisinden başka bir tarafa) çevrilmemesi için kollar, onu kendi vazifelerine ve uygun davranışlara yöneltir. Böylece o, Allah için aleyhine olacak, sorguya muhâtab kalacağı şeylerden ve tüm aykırılıklardan korunmuş olacağından onları yapmaya bir yol bulamaz. İşte bu ismettir. (Ta'arruf, 92
Fenâdan sonra gelen beka, (nefse) âit olan şeylerden fâni, Allah'a âit şeylerle bâki olmaktır. Büyüklerden biri şöyle demiştir: Beka, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sekinet/" sekinet /a elbisesi giydirilmiş olan nebilerin makamıdır. Bundan dolayı onların serbestlikleri, Allah'ın farzına ve fadlına engel olmaz. 'Bu Allah'ın dilediğine bahşettiği bir fazlıdır. Bâki olan kul için her şey bir ve aynı şey hâline gelir. Bu sebeble bu makamdaki bir zâtın bütün hareketleri Hakk'a uygunluk dâiresi içinde kalır. Kul, bu dâireyi aşarak Hakk'a muhâlif olma vaziyetine girmez. Bunun için bu makamdaki kul muhâlefet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a fâni, muvâfakat hâlinden bâki olur. Kul için her şeyin bir olması demek, Allah'ın irâdesine uygun olmayan şeylerin, rızâsına uygun olan şeylerle eşit hâle gelip, nehyettiği şeylerin, emrettiği şeyler gibi olması demek değildir. Bunun mânâsı, bu hâldeki kulun üzerinde sâdece emredilen şeylerle O'nun hoşlanmadığı şeylerin değil, râzı olduğu şeylerin cereyân etmesidir. Yaptığı her işi, şimdi veya ilerde elde edeceği bir haz veya menfaat için değil, sâdece Allah için yapar
Süfilerin Veli, kendi vasıflarından fâni, Hakk'ın vasıfları ile bâkidir demelerinin mânâsı budur. Çünkü Allah Teâlâ yaptığı hiçbir işi kendine menfaat temin emek veya zararından korunmak için değil, başkaları için yapar. Çünkü Allah, bundan münezzehtir. Yaptığı şeyleri ancak başkalarının fayda veya zararı için yapar
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fena-beka/" fenâ'-bekâ' /a Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Hakk ile bâki ve nefsinden fâni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a , yaptığını kendine menfaat temin etmek veya karşılaşacağı bir zararı defetmek için yapmaz, fayda temin etmeyi veya zararı defetmeyi, amelin gayesi olarak düşünmez. Bunun mânâsı, bir ameli yaparken maksad ve niyet nefs için fayda temin etmek veya onu zarardan korumak değildir. Çünkü nefsinin haz ve arzuları yok olmuştur. Bu, o kimsenin yaptığı işten haz duymaması mânâsına da gelmez. Ne var ki, yaptığı şeyi Allah için yapar, sevâb ummak veya azabdan korktuğu için yapmaz. Sevâb ümidi ve azap korkusu kulda devamlı olarak vardır. Bu kişi, Allah Teâlâ'nın rızâsına muvâfakat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için sevâbı arzular. Çünkü Allah Teâlâ, bu husüsa rağbet etmelerini ve bu tür şeyleri kendisinden herhangi bir şey dilemelerini, kullarından bizzât kendisi istemiştir. Yoksa nefsiri hazzı için amel edilmez
Kul Allah'ın azabından, O'nu saymak istediği ve emirlerine uygun hareket etmek arzusunda olduğu için korkar. Çünkü Allah kullarını korkutmuştur. Kul diğer yaptıklarını kendi zevki için değil başkalarının zevki için yapar. Nitekim şöyle bir söz vardır: Mü'min, aile efradının iştahını artırmak için yemek yer. (Ta'arruf, 92
Kısaca fena ve beka kendi hazlarından fâni olup, (kendisinden) başkasının hazlarıyla bâki kalmaktır. (Allah'ın emirlerine) muhâlefet etmeyi, kasden ve azm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a bu muhâlefetle hareket etmeyi görmekten fâni olmak, (yine Allah'ın emirlerine) muvâfakat (uyma) etmeyi, kasden ve fiilen bu muvâfakatla hareket etmeyi görmekle bâki olmak, Allah'ın dışındaki her şeye tâzimden fâni olup, Allah'ı tâzimde bâki olmak fenâ cinsindendir. (Ta'arruf, 93
Fenâ, sıfatını görmeyenin hâlidir. Aksine sıfatını gaib eden (Allah'la) kaplanmış olarak görür. Nitekim müellif şöyle demiştir: Beşeriyetin fenâsı, onun yok olması değil, kulun, o hâlde iken üzerinde câri olan elem ve lezzeti görmekten geçme lezzetiyle kaplanması mânâsındadır. (Ta'arruf, 95
Onlardan (süfilerdeni, ibâreleri değişik de olsa, bu hâllerin tümünü tek bir hâl sayanlar vardır. Buna göre fenâyı beka, cem'i fark saymışlardır. Tıpkı gaybet, şuhüd, sekr ve sahvı (da tek hâl saydıkları) gibi. Bu da kendisi için olandan fâni olan Hakk için olanla bâki olur. Hakk için olanla bâki olan kendisi için olandan fâni olur. Fâni olan cem hâlinde olur. Çünkü o, ancak Hakk'ı müşâhede eder. Cem' hâlinde olan da fark hâlinde bulunur. Çünkü ne kendini ne de mahlüku görür. Devamlı Hakk ile birlikte olduğundan bâkidir. Hakk onu kendisiyle cem etmiştir. Mâsivâ-yı Hakk'tan fâni olmuş ve onlardan ayrılmıştır. O, gaibdir ve temyiz (ayırd etme) ondan kalktığı için sekr hâlindedir... Eşyânın onun için bir hâle gelmesi mânâsında (olan fenâ), Hakk onu ancak kendi (emirleriylej muvâfakat içindeki davranışlara yönelttiğinden muhâlefet görmez. Şey ile diğerlerini ayırır, ancak şeyler tek şey hâline gelirse temyiz ortadan kalkar
Bir cemaat fenâyı şu şekilde yorumlar: Kul, her türlü şekil ve şekle tâbi olan şeyden alınır. O zaman ne bekayı bilir, ne fenâyı hisseder ve ne de içinde bulunduğu vakte vâkıf olur. Aksine yaratıcısı onun bekasını, fenâsını ve vaktini bilir ve onu her türlü kötü şeylerden korur.
Fâni hakkında Acaba vasıfların bekasına döner mi, dönmez mi? diye ihtilâf vardır. Bir kısmı, Kul, vasıfların bekasına döner, fenâ hâli devamlı olmaz. Çünkü fenâ hâlinin devamı farzlarla, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhiret işlerinde (gerekli) hareketleri yerine getirme konusunda azaların ibtâlini gerektirir forganların çalışmasına engel olur) demiştir. Ebü Abbâs Atâ'nın bu konuda Kitâbu 'avdeti's-sıfât ve bed'ihâ (Sıfatların Geri Dönüşü ve Başlangıcı Kitâbı) adını verdiği bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbı /a vardır
Cüneyd, Harrâz, Nüri gibi süfilerin büyük muhakkikleri ise, fâninin beka vasıflarına geri döneceği kanaatinde değildirler. Fenâ Allah'ın kula bir lütfu, bağışı, ikrâmı ve tahsisidir. Fenâ mükteseb (kazanılan) fiillerde değil, Allah'ın kendisi için
