Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

rahmâniyyet (Tasavvuf Sözlüğü)

Rahmâniyyet, isim ve sıfatların hakikatlerinin zuhürundan ibârettir. Rahmâniyyet, zâti isimler gibi Zât'a mahsüs şeyleri ihtivâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi, mahlükata bakan a href …

Rahmâniyyet, isim ve sıfatların hakikatlerinin zuhürundan ibârettir. Rahmâniyyet, zâti isimler gibi Zât'a mahsüs şeyleri ihtivâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi, mahlükata bakan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ve sıfatları da ihtivâ eder. Alim, Kadir, Semi ve vücüdi hakikatlara taalluk eden sıfatlar gibi. Rahmâniyyet, Hakk'ın mertebelerinin hepsine verilen isimdir. O mertebelerde halk mertebelerinin iştirakı söz konusu değildir. Bu sebeble rahmâniyyet, ulühiyyetten daha husüsi bir mânâ ifâde eder. Çünkü rahmâniyyet, Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın tek olduğu sıfatına mahsüs olarak tektir

Ulühiyyet ise hem Hakk'ın, hem de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a hükümlerini içine alır. Onun için umümiyyet ulühiyyete, husüsiyet ise Rahmâniyyete aittir. Bu itibârla rahmâniyyet ulühiyyeten daha güçlüdür. Çünkü Rahmâniyyet, zâtın illiyet (yücelik) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a zuhür etmesi ve deniyyet (aşağılık) mertebesinde ise mukaddes olmasından (temiz olmasından, zuhür etmemesinden) ibârettir. Bu yüzden Zât'ın muhtevâ itibâriyle yüce mertebelere mahsüs zuhüru ancak rahmâniyyettir

Rahmâniyyet mertebesinin ulühiyyete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a , şekerin şeker kamışına nisbeti gibidir. Şeker, şeker kamışında bulunan yüksek bir mertebedir; kamış ise hem şekeri, hem de başka kimyevi maddeleri içinde bulundurduğu için, delâleti daha umümidir. Bunu göz önünde bulundurarak Şeker, şeker kamışına nisbetle dala üstündür diye düşünürsen, rahmâniyyet, ulühiyyetten üstün olur. Şâyet kamışın hem şekeri, hem de başka kimyevi maddeleri içermesini düşünerek, Kamış üstiündür dersen, ulühiyyet rahmâniyyetten üstün olur

Rahmâniyyet mertebesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a isim Rahmân ismidir. Çünkü bu hem zâti isimleri, hem de nefsi sıfatları içine alır. Nefsi sıfatlar yedi tanedir: Hayat, ilim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a , irâde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a , sem ve basar. Zâti isimler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahidiyyet/" vâhidiyyet /a , samediyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a , kuddüsiyyet gibi Zât'a mahsüs isimlerdir. Bu zâti isimler sadece Vâcibü'lVücüd, Melik-i Mâbüd olan Hakk'ın Zât'ına mahsüstur. Rahmâniyyet mertebesinin Rahmân ismine mahsüs olması, rahmetin Hakk ve halk mertebelerine şâmil olması itibâriyledir. Rahmetin Hakk mertebelerinde zuhüru, halk mertebelerinde zuhüruna sebeb olmuştur. Bu yüzden, bütün mevcüdâta şâmil olan rahmet, Rahmâniyyet Hazreti'ndendir. (İnsân, I, 27

Rahmâniyyet en büyük mazhar İzuhür yeri), en mükemmel ve en umtunt meclâdır. Bunun içindir ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a onun arşı, mülkiyyet onun kürsüsü, azamet rahmet

onun refrefi, kudret onun zili ve kahr da onun zilinin sesidir. Rahmân isminde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a sıfatlarını gerektiren her şey mevcüddur. Bunun için bu sıfatın muktezâsı (gereği) bütün mevcüdüâta sirâyet etmiş ve onları hükmü altına almıştır. Bu, O'nun arşa istivâ etmesidir. Istivâ, O'nun Zât'ının her şeyde mevcüd olmasıdır. Ondaki Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın Zât'ından gelen bu zâhir yönüyle vücüdu (varlığı) O'nun arşıdır. (İnsân, 1, 28

Merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a biri de vücüd-i sâri (sirâyet eden varlık) diye de adlandırılan Rahmâniyyet mertebesidir. Hz. Peygamber de buna Rahmân'ın nefesi diye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a buyurmuştur. Bu, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a kevni ve ilâhi kesret ile her şeyi kuşatan rahmetinin tamamlandığı Rahmân Hazreti'dir. Bu duruma göre Rahmân Hazreti, hem isim ve sıfatları ve bunların eserlerini ortaya çıkaran ilâhi kesreti, hem de varlığı yokluğa tercih etmek süretiyle varlık sahasına çıkararak terkib edilmiş olan kevni kesreti kuşatmış ve rahmetini umüunni olarak herkese tahsis etmiştir. (Merâtib, 16

rahmet (â2) ) Rahmet iki çeşittir: Biri nimeti târif etmeye mahsüs rahmet, diğeri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a ortaya koymayla tertib edilen rahmet. Bunlardan birincisi, bilhassa