bulunmak bizim O'nu tesbih etmemize mâni oluyor. Tesbih olsa da dil, beden, hareket ve titreme gibi vâsıtalarla değil dedi. (Cebrâ'il, 148
Akıl, rühun dili ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretin /a tercümânıdır. Basiret rüh için kalb, akıl ise dil mesabesindedir
Bazılarına göre akıl iki kısımdır. Birincisi kendisi ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işleri görülen akıl; ikincisi de kendisi ile âhiret işleri görülen akıldır. Birinci aklın rüh nürundan; ikinci aklın da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a nürundan olduğu belirtilmiştir. Birinci akıl bütün Âdem oğullarında vardır. İkinci akıl ise müşriklerde olmayıp, yalnızca Allah'ın birliğine inananlarda bulunur
Cehâlet karanlık olduğu için akla, akıl ismi verilmiştir. Karanlıktayken aklın görüşünü nür kaplayınca, karanlığı ortadan kalkar, gerçekleri görmeye başlar. İşte akla cehâlete engel olduğu için ( 'akkâl fengel) mânâsında) akıl denilmiştir. (Avârif, 267
Hebâ ve akıl arasında olan külli nefstir. Hebâ sırf zulmet (karanlık), akıl ise sırf nürdur (aydınlıktır). Nefs bu ikisinin arasında perde gibidir. Şimdi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a latife üzerine iki vasıftan biri hâkim olmadığı zaman mutedil olur, her hak sâhibine hakkını verir. (Tedbirât, 168
Hazret-i cismiyyet, zikrettiğimiz mahsüsâtı (duyularla algılanabilen şeyleri) içinde toplar. Bunun emiri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a , haracına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a da hisstir. Hisler (duyular;, izâfi bir ihtilâfta oldukları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , mahsüsâtı alıp haracın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan hisse teslim eder, hayâlin hazinesine yükseltir. Burada kendisine yükseltilen şeyin cinsinden bir isim elde eder. Bu durumda bunlardan mahsüsât ismi kalkar ve mitehayyilât fhayâl edilebilir olan şeyler) ismi verilir
Bundan sonra hayâl, hatırlama gücü altında mahsüsât gibi harac sâhibi olur, onları ezberler. Burada mütehayyilât ismi onlardan mezkâürât a (hatırlanan şeylere) ya da mahfüzât a (ezberlenen şeylere) intikal eder
akl/ ukül Sonra fikrin gücü altında harac sâhibi olan zikir (hatırlama), bunları ona arz eder, tecrübe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a ayırır. Bunlar hakkında kendi idâresine bağlı bulunanlara soru sorarak bunlardaki hak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a şeyleri birbirinden ayırır. Çünkü, hissin pek çok yanıltıcı tarafı vardır. Mezkurâtın ismi, onlardan mütefekkerâta (düşünülen şeylere) intikal eder. Onları tedkik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a , yanıltıcı unsurları hisse geri gönderdiği, sahih olan şeyleri alıp onları akıl hazretine (huzüruna, mertebesine) aktardığı zaman fikir, aklın gücü altında (aklın çalışma sürecinde elde edilen) bereketin de sâhibi olur
Akıl mertebesine ulaştığında, kendisine gelen ilim ve ameller ona dahil olur ve kendilerini ona arz eder ve böylece ameller, bu kulağın ameli , bu gözün ameli , bu dilin ameli şeklinde birbirinden ayrılır. Bu durum, amellerin hepsinin tamamlanmasına, ilimler ve onların isimlerinin mâkulâta (düşünülen şeylere) intikal etmesine kadar devam eder
Vezir olan akıl onları alır ve Külli Kudsi Rüh'a götürür. Nefs-i nâtıka da (nâtık nefs de) onun için izin ister, böylece o da oraya dahil edilir. Oraya dahil olunca, onun elindeki tüm mâkulaâtı bırakır ve ona der ki: Seyyid, kerim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifeye /a selâm! İşte bu, sana hazretinin laklının) çölünden, işçilerinin elleri üzerinde ulaşmıştır.
Rüh onları alıp Kudsi Hazret'e götürür. Secde ederek yere kapanır. Bu secde
