ve düşünme aracı olan akıl kasd edilir. Yunanlılara göre ise akıl, âkil ism-i fâili gibi kendiyle kaim olan bir cevherdir
Bu târif, Peygamber ve Kur'an diline uymaz. Ebü Hâmid'in (Gazâli'nin) zikrettiği gibi onlara göre halk (yaratılış) âlemi demek, cisimler alemi, yani akıl ve nefsler demektir. Onlar bunları emir âlemi olarak da isimlendirirler. Aklı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ceberut/" ceberüt /a âlemi , nefsleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a âlemi , cisimleri de mülk âlemi olarak isimlendirirler. Peygamberin dilini, Kitâb ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnetin /a mânâsını bilmeyen kimse, Kitâb ve sünnette geçen mülk , meleküt ve ceberüt gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimelerin /a bunlarla aynı mânâya geldiğini zanneder. Oysa durum böyle değildir. (Furkân, 79
Ona (ibn Arabi'ye) göre kaynak akıl, mülk ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldir /a . Hayâl akla tâbidir. Onun iddiâsına göre akıl, hayâlin aslından türemiştir. Resül, hayâlden almıştır. Ona göre, bundan dolayı resül nebiden üstün olmuştur. Nebinin husüsiyetleri dedikleri gibi olsaydı ve üstün olması bir yana, onun (resülün) cinsinden olmasaydı, onların söyledikleri şey a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a her biri için nasıl elde edilebilirdi?! Nübüvvet bunun ötesinde bir durumdur. (Furkân, 80
Akla müşterek mânâlar verilir. Tek bir târif tüm mânâları kapsamaz. Sözlükte idrâk ve zabt mânâsında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a akledilmesi için kullanılır. Kelimenin kökü Deveyi bağladı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cumlesinde/" cümlesinde /a olduğu gibi akale fbağladı) fiiline dayanır. Çünkü akıl ilimlere bağlanır, onlarla irtibâtlıdır. fAkıl) nefsi şehvetlerden alıkoyarak bağlar da denilmiştir. İlim, sanat, nazar ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a ehli ise aklı çeşitli mânâlarda kullanır. Mesela Faal Akıl. Bu, Allah'ın yarattığı ilk varlıktır
Müteahhiründan bazı şeyhler şöyle demiştir: Onda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ışınları vardır. Târifi şöyledir: O, eşyâyı bütünüyle rühâni bir ihatayla kuşatan rühâni, basit bir cevherdir. Onlara göre akıl, uzaklaştırıcı bir kelime, ayırıcı bir inniyyet ve nefsin çocuğudur. Fayda verdiğinde ve sağladığında iki yöne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibdir /a . Yani biri Bâri'ye, diğeri eşyâya bakan iki yönü vardır
Bazıları O'nun nürunun misali, içinde lamıba bulunan bir kandil gibidir âyeti hakkında şöyle der: Kandil, Allah'ın nüruyla aydınlanan en büyük nefstir. O da ilk yaratılan külli akıldır. Işte bu, lambadır; ilk şeffaf heyülâni camı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a şekilli inciden bir yıldızdır. Mübarek ağaç furuların özü olan nefs-i külldür. Ne doğudadır, ne batıda; ne (birden fazla özün bir araya gelmesiyle) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-lif/" te'lif /a edilmiştir ne miürekkebdir (birleşiktir), ne de hayat sâhibidir. (Ravza, 113
Akıl yardımı kabül eder. Kelime, İlk Sebeb'ten gelir. Nefs akla yönelir. Nefsin aşağısında olanlar da ona yönelir. Nefsin aşağısındaki mevcüdâta, istidâdına göre cüz'i olan nefslerden bir nefs verilmiştir. Böylece maddeden arınmış cevherlere yönelir. Bunlar, onlara mütenâsib nefsler olan felekler ve yıldızlardır. Bunlar rühâni süretler şeklinde olup meleklerdir, aydınlatıcı yüce rühlardır. Ardından kendileriyle mütenâsib karanlık cismâni cevherlere yönelir. İlk yaratılan sebeb akıldır. O, en mükemmel varlık olup İlk İlke'ye en yakın durandır. O, kendini akleder. Kendi dışında zâtı olanları da akleder. Onun dışındaki şeyler İlk Fail'in emriyle sudür etmeye devam eder. Bir kısmı bir kısmına vâsıtalar hükmüyle sudür eder. Kemâl, parlaklık ve nürun kaynağı olan İlke'den uzaklaşması sebebiyle (sudür , feleki cisimlerden uzaklaşana kadar ilâ nihâye kesif (yoğun) hâle gelir. Onu, izle
