orayı tutuşturur. Kadih a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a (çakmaktan ateş ya da kıvılcım çıkarmak mânâsına gelen) Kadeha'n-nâre bi'z-zinâd lafzından türetilmiştir. Kadih, ateşi tutuşturan kimse demektir. (Luma , 419
Tavâli, mârifet ehlinin kalbine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a nürlarının bütün azametiyle doğması ve kalbde bu nürlardan meydana gelen etki ile bir itmi'nan oluşmasıdır. Nitekim güneş doğunca ona bakan yıldızları göremez olur; oysa yıldızlar yerinde durmaktadır
Tavârık, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinin kalbine kulak yoluyla giren ve ondaki hakikatleri yenileyen şeydir. Nakledildiğine göre şeyhlerden biri şöyle demiştir: Hakikat ilimlerinden biri kulağıma giriyor; ancak onun kalbime girmesine Kitâb ve Sünnet'e arzetmeden müsaade etmiyorum. Tavârık sözlükte gece doğan yıldızlar demektir. (Luma , 422
İlk zuhür eden parıltı levdihtir. Sonra levâmi, daha sonra da tavâli gelir. Levâih, şimşek gibidir; görünür görünmez kayboluverir. Nitekim şair şöyle söylemiştir: uzun süre ayrı kaldık buluştuğumuzda
elvedâ oldu bana selâmı
evimizin kapısından uğrayıp geçti acele
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/leva-ih-levami-tavali-tavarik-sevarik-kadih/" levâ'ih-levâmi'-tavâli'-tavârık-şevârık-kâdih /a
ateş almış gibi sanki
ne zararı olurdu girse içeri
Levâmi, levâihten daha açıktır, onun kadar hızlı kaybolmaz. Ancak o Göz ağlar bakmaya doymadığından ve Gece bizi faziletli örtüsüyle kaplar/gündüz ise bizi gidiveren peleriniyle sarar mısralarındaki gibi iki veya üç vakit devam eder. Tavâli, daha süreklidir, kuvveti daha fazladır, karanlığı daha fazla giderir ve şübheyi daha iyi kaldırır, ancak kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır, derecesi yüksek değildir, sürekli kalıcı değildir. Meydana geldiği vakitlerde çabucak kaybolur, uzun süreli olarak kaybolabilir
Bu levâih, levâmi ve tavâli mânâlarının hükümleri değişiktir. Bunların bazıları, tıpkı parıldayan yıldızlar kaybolduğunda gece sanki sürekliymiş gibi, yok olduklarında geride hiçbir iz kalmaz. Bazılarından geriye bir iz kalır, kendisi gitse acısı kalır, nürları kaybolsa eseri devam eder. Bu hâlin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebe /a hâlinin süküna kavuşmasından sonra onun bereketinin ışığında yaşar. İkinci kez belirinceye kadar dönüşünü beklemek üzere vaktini kollar ve meydana geldiği zaman da bulduğu hâli yaşar. (Kuşeyri, 44
Levâih, çabucak gitmesine rağmen murâdın isbâtıdır
Levânıi, faydası devamlı olmak kaydıyla nürun kalbde zuhür etmesidir
Tavâli, mârifet nürlarının kalbe doğmasıdır
Tavârık, geceleyin münacaatta müjde veya yasaklama türünden kalbe gelen vâriddir. (Hücvîrî, 467
Tavürık, bevâdi, bâdil, vâki, kadih, tavâli, levâmi ve levâih kelimelerinin hepsi de birbirine yakın mânâlar taşır. Bu konuda sözü uzatmak mümkündür. Bunların tamamı faydasız yere sözü uzatacak aynı mânâyı ifâde eder. Bunlarla anlatılmak istenen şey, bu isimlerin hepsinin hâllerden önce gelen ve onların başlangıcı olan şeyler olduğudur. Hâl sağlam olursa bütün bu isimleri ve mânâlarını içine alır. (Avârif, 311
Levâih, bir hâlden diğer hâle yükselmek için zâhiri sırlara açılan şeydir. Bize göre levâih, gözle kayıt altına alınamadığında (gözle görülemediğinde), selb folumsuzlama, reddetme) yönünden değil de, fisbât yönünden) beliren rabbâni nürlardır
Tavâli, mârifet ehlinin kalbine doğan ve diğer nürları silen tevhid nürlarıdır. Levâmi, iki ve buna yakın vakitte meydana gelen tecelli nürlarıdır. (Istılâh, 535
Tavâli, bu tâifinin (süfilerin) ıstılâhında, âriflerin kalbine doğan ve diğer nürları silen tevhid nürlarıdır. Bunlar nazari delillerin nürlarıdır, nebevi, keşfi delillerin nürları değildir. Tavâli, keşfin nürlarını siler. Allah'ın kullarından istediği ve araştırılmasını gerekli kıldığı matlub tevhid, ancak mertebe tevhididir ki, bu O'nun levâ'ih-levâmi'-ta vâli"-tavârık-şevârık-kâdih sadece bir ilah olmasıdır. O'ndan başka ilah yoktur. Buna dâir açık deliller ortaya çıkmıştır. (Fütühât, II, 383; Esfâr, 167
Süfi taifesine göre levâih, bir hâlden diğer hâle yükselmek için zâhir sırlara açılan şeydir. Bize göre levâih, gözle kayıt altına alınamadığında, selb foluunsuzlama, reddetme) yönünden değil, isbât yönünden beliren zâti ve rabbâni nürlardır. Eserlerini müşâhede ettikten sonra beliren ilâhi isimlerin nürları o isimlerin nürlarıyla bilinir. Bir hâlden diğer bir hâle yükselmek demek, bulunduğu hâlden daha yükseğine geçtikten sonra eski hâline dönmemesi demektir. Bundan kasdımız, süfiye ilâhi vâridattan ve Allah'ı bilmekten gelen hâldir. Bu vâridat da menzillerdir. (Fütühât, II, 487
Levâmi, zevkin üstündedir, çünkü başlangıç hâli üzerinde artmaktadır. Şürbün (içmenin) altındadır, çünkü içmek ya reyye (kanmaya) kadar devam eder ya da etmez. Tecelli nürları iki ya da buna yakın vakitte meydana gelirse bu levâmidir. Bu levâmi, zâti tecellide değil, yalnızca münâsebet tecellisinde olur. Eğer levâmi münâsebet tecellisinde meydana gelirse, o münâsebetin devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a kadar devam eder. Münâsebetler kısa sürelidir ve meydana gelişleri de kısadır. Çünkü ilâhi fiiller onu bırakmaz. Kendi başına kaim olan âyân dışında kalan her şey çabuk yok olan arazlardır. Bu arazlar iki veya buna yakın bir vakte kadar devam eder. Çünkü ilk vakit zuhüru için, ikinci vakit ise parıldadığı mânâya kazandırdığını ifâde etmek içindir
Levâmi parıldadığında, parıldadığı kimsede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a meydana gelir. Bu da ayrıldığı tecelli zamanı yakın olduğundan dehşeti gitsin, üzerinde bulunduğu hâli kalksın ve levâmiin ona getirdiğini kabül etsin diye bu levâmii bekler. Beklemekten kasdım levâmiin ard arda gelmesidir. Kabül meydana gelince, hükmü geçtiğinden o levâmi ortadan kalkar ve sonuçta ya benzeri ya da aksi türden bir levâmi gelir
Levâmiin sâhibi her zaman çabucak his (duyu) âlemine döner. Levâmi ancak ilâhi ilimlerle vârid olur, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ilmiyle bir ilgisi yoktur. Böyle olduğu için de husüsiyeti böyledir ve sırf ilâhidir. İnsan, hâlinde hâsıl olan bir ilim bulduğunda bu levâmidir. Çünkü tecellilerin çeşitleri çoktur ve hükümleri çeşitlidir.(Fütühât, II, 547
Tavâli, ilâhi isimlerin tecellilerinden kulun kalbinde ilk ortaya çıkan şeydir. Kalbinin nürlanması sebebiyle kulun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a ve vasıfları güzelleşir. (Kâşânî, 64
Lâiha lâime (Câmi')), görünüp kaybolan tecelli nürudur. Buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/barika/" bârika /a ve hâtre de denilmektedir. (Kâşânî, 72; Câmi’, 94
Levâih, lâyiha kelimesinin çoğuludur. Misâl âleminden beliren mânâya levâih de denilmiştir. Hz. Ömer'in Hz. Sâriye'yerh görünmesi buna bir örnektir. Bu maddi bir keşftir. Ilk mânâya göre de Cenâb-ı Hakk tarafından meydana gelen mânevi bir keşftir. (Kâşânî, 73; Câmi’, 94
levâ'ih-levâmi'-tavâli'-tavârık-şevârık-kâdih
Levâmi, nefsi zayıf olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyet /a ehline parlayan ışıltılı nürlardır. Bu yüzden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâlden /a müşterek hislere (ortak duyulara) akseder ve dış duyularla müşâhede edilir hâle gelir ve bu süretle onlara meteor, güneş ve ay ışığı gibi görünürler ve etraflarını aydınlatırlar. Bu ışıltılar kadir gecesinde (Kâşânî) ; ya kahr ve nefsi tehdid eden nürların galebesinden kaynaklanır. Bunun için de kırmızıya çalar. Ya da lütuf ve vaad nürlarından galebesinden olur. Bunun içiri de yeşil ve saf bir renkte olur. (Kâşânî, 74; Câmi’, 94
Tavâli, levâmi, levâilı; şimşekler ve nürlardır. Bunlar kalbin terakkisiyle ilgili olarak işin başında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a vasıflarıdır. Aynı cinsten olmakla birlikte önce levâih, sonra levâmi, sonra tavâli gerçekleşir. Ancak daha a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a ve daha zayıf olma ya da sürekli olup olmama açısından farklılık arz ederler. Levâmi, levâihten daha açıktır, onun kadar hızlı yok olmaz. Levâih bazen belirir, ancak gizlenirse devam etmez. Tavâli, levâmiden daha kalıcıdır, ondan daha kuvvetli ve daha sürekli olup karanlığı daha çok giderir. (Ravza, 514
Bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyetten /a dolayı kalbde, mecbüri ve aceleyle doğan bir şey varsa o şeytandandır. Belli bir yöne yönelmekle kalbe doğan şey nefsânidir. Bazen hem nefs, hem de şeytandan olur. Her ikisinden de mâsıyet ortaya çıkar Anla! Kalbe hayırla ilgili bir şey doğup da ardında tâat söz konusu olursa bu hayırdır. Kalbe şerrle ilgili bir şey doğup da ardından mâsıyet söz konusu olursa bu da şerrdir. (Kavânin, 87
Göze çakan levâih, olumsuz anlamında değil de sübütu olan zâti bir müşâhededir. Çünkü olumsuz vasıf, gözün idrâkine değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a aklın idrâkine girer. Akılla idrâk edilen ise levâihe girmez. İlâhi isimlerin nürları, eserleri müşâhede edildiklerinde nürlarıyla bilinir, yani nürları o isimleri gösterir. Buna göre ilâhi isim, eseri olmayan bir rühtur. Eseri ise süretidir
Göz, Zeyd'in bedenini görebildiği gibi, ismin de ancak süreti olan eserini görebilir. Te'vilsiz olarak Zeyd'i gördüm" diyen doğru söylemiştir. Bu sözü Zeyd'in içinde gizlenmiş olan bir müdebbir rühu olduğu ve bu rühun beden olan bir süreti olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a doğrudur
Şu hâlde ilâhi isimlerin eseri, o isimlerin süretidir. Bu eserleri müşâhede eden kimsenin, isimleri müşâhede ettiğini söylemesi doğru bir sözdür. İsimlerin levâihi, müşâhede edilen eser ile o eserin süretinin rühu olan ismi birleştirir. (Esfâr, 163
Tavâli, keşfin nürlarını yok eder. Allah'ın kullarından istediği ve arzu edilen tevhid budur. Bu tevhid bir mertebe tevhidi olup, (hâl olarak kulun inancında) sadece O'nun ilâh olması, O'ndan başka ilâh olmamasıdır. Buna dâir açık deliller ortaya çıkmıştır
Bazı akıllı insanlarda, kendisi birer delil olan kuvvetler sebebiyle bir fazlalık bulunmaktadır. Bu delil, bazı mizâclarda onların terkibine bir fazlalık getirir. Bu levh/elvâh fazlalık da onu Allah'ın Zât'ını düşünmeye götürür. Şâri ise Allah'ın Zât'ını düşünmeyi yasaklamıştır. Ancak bu akıl sözü edilen konuda düşünmeye devam etmiş, haddi aşmış, kendine zulmetmiş ve iddiâsına deliller getirmiştir. İşte bu tavâli'in nürlarıdır ki, ilâhi Zât'ı şöyle veya böyle olmaya lâyık görür. Hâdis olan tüm şeylerin O'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetini /a nefyetmiştir. Onu delillerin nürlarının delâlet ettiği şekilde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a değil, sınırlı kılmıştır. Bundan sonra sıfatlarının zâtıyla ilgili sözle bunu bir tutmuştur
Bu konuda onların nürlarının şuaları fışınları), yani ilm-i nazarda zikredilen delillerin yolları farklı farklı olmuştur. Sonra fiillerini düşünmeye yönelmişlerdir. Bu konuda da nürlarının ışınlarının farklılığına uygun olarak ihtilâf etmişlerdir (Yani nazar ehli nürların kendileriyle değil, ışınlarıyla uğraşmakta ve ışınların farklılaşması gibi, onların görüşleri de farklılaşmaktadır. Oysa ışınları değişse de nürlar değişmez, aynıdır). (Esfâr, 167
Levâih, hızlı yok olması bakımından şimşeğe benzer. Levâmi, levâihten daha açık ve daha kalıcıdır. İki veya üç vakte kadar kalabilir, ancak sonunda kesilir. Levâmi ehli rüh ile beden ve keşf ile setr (perdelenme) arasında olurlar. Tavâli, daha kalıcı ve kuvvetli olup, karanlığı daha iyi giderir ve şübheyi yok etme konusunda daha te'sirlidir. (Câmi’, 254
levh/elvâh (levh-i evvel; levh-i sâni; levh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a ; levh-i râbi ; Tevh-i hükm/levh-i hâmis; levh-i sâdis/levh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a ; levh-i sâbi'
Akl-ı Evvel (İlk Akıl), Levh ve Kalem, maddeleri ayırd eden müfred cevherlerdir. Bunlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a (soyut) aydınlıklar olup, hissedilebilen değil, sadece düşünülen şeylerdir. Bize göre, rüh ve kalb de bu cevherlerdendir. Bunlar fesada uğramaz, kaybolmaz, yok olmaz ve ölmezler. Sadece bedeni terk ederler ve —dini kaynaklarda vârid olduğu gibi- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a gününde, terk ettikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a dönmeyi beklerler. (Risâle, 8
Levh, yazıların ve divânların belli bir zamana dek ömrü olan yeridir. (Istılâh, 538
Kalem ve Levh ilk kayıt ve yazma âlemidir. Bunların hakikati ulvi, süfli, mânevi ve maddi bütün mevcüdâta sirayet eder. Allah âlimdeki ilmi bunlarla korur. Nitekim Hz. Peygamber, İlmi yazıyla kayda geçirin buyurmuştur. Bu yüzden Allah Tevrat'ı kendi eliyle yazmıştır. Resülullah ve bütün peygamberler bu hazretten vahiy yazıcıları edinmişlerdir. Nitekim Cenab-ı Hakk, ...değerli yazıcılar vardır, yaptıklarınızı bilirler buyurmuştur. (Fütühât, II, 217
Bütün ilimlerin, kendi özünde bulunması itibâriyle akılnün'dur, levlı de tafsil
