Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

rin (Tasavvuf Sözlüğü)

yorgunluğu sebebiyle istirahat etmiş, ancak sırra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamamıştır. Sırrın ilim ve idrâkinin sınırı ceberüttur. Basiret, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a âleminin …

yorgunluğu sebebiyle istirahat etmiş, ancak sırra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olamamıştır. Sırrın ilim ve idrâkinin sınırı ceberüttur. Basiret, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a âleminin nürlarına vukufiyyete nüfüz etmiştir. İşte bu, seyrin son noktasıdır. (Rihle, 227

(Ayrıca bk. kalb; nefs; rüh

akl-ı âşir ( yöle Jâs ) Dünyâ semâsına ulaştığında, sana ay feleğinin rühâniyyeti gelir. Hakimlere (filozoflara) göre o, senin hizmetinde bekleyen Akl-ı Âşir'dir (Onuncu Akıl'dır). Çünkü o Âdem'in hizmetçisi, sen de onun misafirisin. Bu akıl veya melek -nasıl söylersen söyle- müvelledât (sonradan meydana gelecek varlıklar) ve (elementler ya da ateş, hava, su ve topraktan ibâret olan) unsurlar üzerinde tasarrufta bulunur ve onların hâkimi olur. Senin hizmetine yöneldiklerinde sana tasarruf mertebesini verirler. O zaman sen, kevn ve fesâd (oluş ve bozuluş) âleminde istediğin gibi tasarrufta bulunur, Onun (Onuncu Aklın) zâtında, sonradan meydana gelecek varlıkların resmedilmiş bütün süretlerini görür ve onların bizim âlemimizde gördüğümüz süretler olduğunu anlarsın. Bu, onun misâlinin bizde de bulunduğu manâsında değil, aksine bizim müvelledâttan gördüklerimizin yalnızca O'nuncu Aklın zâtında gördüklerimiz olduğu mânâsındadır. (Esfâr, 152