vardır. Bu, riyâ olacağı muhtemel olmayan bir amelde ortaya çıkar. Ancak bu amelle insanların gözünde saygın görünme ve övgülerini kazanma temenni edilir. Savaşa katılma, ilim, iyilikte bulunma, sıla-yı rahim ve bir şeyler vermek gibi amellerde ortaya çıkar. Bir başka riyâ hâtırı şudur: Kişi amele başlamadan önce sadece riyâyı düşünür ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a övgüsünü bekler, ne sevâb ne de ihlâs aklına gelir
Bir başka riyâ hâtırı şudur: Kişi amele başlamadan önce riyâyı düşünür, bu amelden sevâb beklemez. Ancak hem ihlâsı, hem de riyâyı hatırlamasına rağmen gafletle hareket a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a ihlâsa niyetlenip riyâdan sakınmaz. Zorlanmadan ihlâsı hatırlar, fakat ona yönelmez
Bir başka riyâ hâtırı şudur: Amele başlamadan önce onu kabül edersin, riyâya yönelirsin. Fakat onun riyâ olduğunu hatırlar ve bundan hoşlanmazsın. Bu günâhın günâh olduğunu bildiğin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a seni terke sevketmeyecek bir sıkıntıyla o günâhı işlemen böyledir. Bu sıkıntı da günâhsız kalmaya olan isteğin doğurduğu bir sıkıntıdır. Bir günâha alışıp buna devam eden kişi böyledir. Yaptığı işin neticede helâke götürücü olduğunu bildiğinden üzülmekte, ancak yine de yapmaktadır. Bu riyâ
kişi de hem riyâyı, hem de ondan kurtulmayı istemektedir. Fakat hevâsı üstün gelmiş, korku ve endişesini alıp götürmüş ve nefsle mücadeleyi çok ağır bir iş olarak göstermiştir. Bu örnekteki şahıs evvelkilere nazaran daha iyi bir şekilde riyâyı kendinden uzaklaştırabilir. Bundan ötürü bir sıkıntı ve vehim de hissetmez
Bir başka riyâ hâtırı şudur: Bu, amele başlamadan önce riyâya davet eder. Ancak Allah'tan bir uyarma duygusu ve sevâb amacı da içerir. Yani hem Allah rızâsını hem de hem de halkın övgüsünü beklemektedir
İkinci bir hâtır daha vardır. Riyâya çağırdığını hatırlar, onu tanır, hiçbir sıkıntı çekmeden ona bağlanır, aynı zamanda sevâb da bekler
Bir başka hâtır vardır ki, riyâyı hatırlar, Allah'ın irâdesine yönelir, ama sıkıntı çeker, bundan kurtulmayı ve günâh işlememeyi arzu eder. Allah rızâsı için yapmaya niyetlendiği amele başlamadan önce üçüncü bir hâtır ortaya çıkar. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâstan /a sonra riyâya yönelir. Sonra onsuz amele başlar
Allah için amele başlamanın ardından dördüncü bir hâtır daha vardır ki, riyâyı kabül eder. İhlasla amele başlamasına rağmen, amelde artırmaya giderek riyâya girer. Niyetleninediği hâlde aşırı bir huşü duyan kimse böyledir. Hâlbuki riyâ duygusu oluşmadan önce böyle bir şey yapmamıştır. Namazda sesini yükseltir veya hüzünlü olur, sesini güzelleştirir veya niyetlendiğinden daha fazla Kur'an okur. Secdeleri, rükünleri uzatır, tâdil-i erkâna daha çok riâyet eder. (Ri'âye, 120
Dedim ki: Riyâ Allah. katında zemmedilen bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktır /a . Dedi ki: Bazı şeyler başka herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan bizzât kendileri riyâya sebeb olurlar. İlim ve amelle gururlanma, dindârlık ya da mal-mülkle böbürlenme bunlardandır. Bazen böbürlenme kibirden farklı olur. Riyâ açısından böbürlenme birilerinin kendisinden üstün olmasından endişe etmek veya kendisinin üstün olma arzusu, malının çokluğu veya benzeri bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerinden biri ya da ilim ve amelden meydana gelir. İlim sâhibiyle ilimde yarışmak için değil, elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mevkiye ulaşamama, aldığı övgüyü alamama endişesiyle ona hased etmek, kendisinden daha iyi biliyor denilmemesi için hakkı tavsiye edeni dinlememek veya onunla tartışmak da kibirden farklıdır. Buradaki endişe, Falan ona üstün geldi veya Hata etti denilmesi, baş olma sevdası, münâzarada (tartışmada) üstünlük, ilim husüsunda kendisine ihtiyaç duyulduğunda (yanındakilerin), kendisinin ders halkasını terkedeceği endişesidir. (Ri'âye, 129
Riyânın hâtırları üç çeşit olup üç hâlde bulunur: Biri amelden önce gelir, kalb bununla amelin Allah için yapılacağına itikad etmez. Bu hâtıra itâat edilmez, kalb Allah'a bağlanmadan ve bu hâtır ortadan kaldırılmadan bu hâliyle amel edilmez. İkinci hâtır amelden önce gelir, ancak Allah için yapma duygusu da beraberinde bulunur. Bu hâlde amele başlanır ve o duygu ortadan kaldırılır. Üçüncüsü ise ihlâsla amele başladıktan sonra ortaya çıkar. Bu ortadan kaldırılır ve kul ilk başladığı niyetiyle amelini devam ettirir. (Ri'âye, 161
İki büyük âfet vardır: Riyâ (ikiyüzlülük) ve ucub kendini beğenme). Ucub, bazen kendi tâatına insanları karıştırmak süretiyle olur. Bu şekilde ibâdet ifsâd edilir. Bazen de bundan kaçar, nefsini kınar, (ancak) bu şekilde nefsini beğenmiş olur, böylece ibâdeti yine boşa gider. (Minhâc, 5
Riyâiki türlüdür: Hâlis riyâ ve karışık riyâ. Hâlis riyâ, sadece dünyâ faydasını istemekten başka bir şey değildir. Karışık olanı ise dünyâ ve âhiret faydasını birlikte istemektir. (Minhâc, 71
Riyâ, itibâr ve saygınlık arzulayarak faziletli amel işleyenlere benzemeye çalışmaktır. (Mizân, 78
Hevâya uyarak emrin gereğini yapmamak inâddır, ayrılıktır. Hevâyı dışarıda bırakarak emri yerine getirmek muvâfakattır fuyumdur ). Bunu terketmek riyâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nifak/" nifâktır /a . (Fütüh, 92
Riyâyı, ancak muhlis (ihlâslı; olan anlar. Yani riyânın hakikatini ve onun gizli yönlerini sadece ihlâsı elde etmek isteyenler bilebilirler. Bu ise, uzun araştırma yapmak ve bu husüsta kafa yormakla mümkün olur. Buna rağmen yine de tamamı değil, sadece bir kısmı anlaşılır. Tamamını anlamak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a işidir. Eğer bir kimse riyâyı tanıdığını iddiâ ediyorsa, bu onun riyânın ne olduğunu anlamadığını gösterir. (Bustân, 47
Riyâ amelleri boşa çıkaran bir şirktir. Amele tam olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olma husüsunda eksikliğe sebeb olur. Riyâ hakkın (doğru niyet ve davranışın) yokluğuna götürür. (Ravza, 691
Riyâ-yı ârifin (âriflerin riyâsı), ihlâsı müridinden (müridlerin ihlâsından) üstündür. Bunun mânâsı şudur: Müridlerin ihlâsı, âriflerin aksine ihlâsını görmek ve ihlâsının farkına varmakla zedelenmiştir. Ârifler ise riyânın her türlüsünden uzaktır. Bazen müridin, riyâ cinsinden gördüğü şey, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a riyâ değil, ârifin sıfatıdır. Oysa ki yakin ve keşfle Allah'ın hem kendisini, hem de yaptıklarını bilip gören bir ârif için riyâ nasıl söz konusu olabilir? Ârifin amelle, teklif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinden /a başka bir alâkası yoktur. (Envâr, II, 85
Allah'ın emirlerini yerine getirmek süretiyle O'nun için hâlisâne amel işlemek, Allah'la bâki olmak üzere O'nda fâni olmanın neticesidir
Terkik (İncelik): Amele Allah'tan başkasını ortak etmek, kalbin O'ndan başkasını tâzim etmesinden kaynaklanır. Allah'ın azametini düşünebilseydi, amelini O'ndan başkasıyla süsleyemezdi
Terkik: Riyâ şirki, Allah Teâlâ'nın eman ile koruduğu kimseler hâriç her insanda karıncanın yürüyüşü gibi yürür
Terkik: Riyâ elbisesi endâlin foradan oraya gidenlerin, sağlam bir temele dayanmayanların) elbisesidir. İhlâs sıfatı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâlın /a sıfatıdır. (Kavânin, 31
Süfilere göre riyâ sâhibi, gizli niyet taşıdığı bilinen münâfık gibidir. Sözünü saklı tuttuğu zamanlarda kimse onun hâlini anlayamaz. Onu yalanlar, açıklama yapmasını isterler. Gizli kalan tarafını açık eder ve ayıbını ortaya çıkarırlar. (Kavânin, 32
İnsanlar arasında şöhreti taleb edenler riyâ, fakr ve iflas sâhibi kimselerdir. Onlar ancak Allah'ın gazabına râzı olurlar. Onlara ancak cehâlet ve hevâları arkadaşlık eder
Terkik: Amellerinin selâmetini istiyorsan, insanlarla alâkayı kes! a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halvet/" Halvet /a gelinle
