dünyâyı terk etse de, elde etse de haklı olur. Çünkü o, tabiatın aldanışından çıkmış, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a artık kalbinde değil elinde olmuştur. Onda hiç kimseye cimrilik etmeden Hakim ve Âlim folan Allah) gibi (adaletli) tasarrufta bulunur
Ancak şeriatın vermesini yasakladığı şey müstesnâdır. Bu da Allah'ı bırakıp başka şeylerle meşgul olmak veya bir günâh işlemek gibi şeylerdir. Sonra dünyâ fakir/fukarâ'
kalbinden çıkar. O zaman bu konuda adil olabildiğinde, nefsini öne alarak başkasına tercih edebilir (adaletli davranabilecek bir seviyeye geldiğinde kendisini düşünebilir, bu durumda zaten adaletli olduğundan, ihtiyacından fazlasına el uzatması mümkün olmayacaktır). Çünkü kendi nefsi ona muhtaç olan en yakınıdır. (Envâr, TI, 124
Fakirin kardeşlerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a kendisini dinlemelerinin (mümkün olabilmesi) için şübheden, töhmetten ve rezaletleri işlemekten en uzak insanlardan olması gerekir. Meselâ kendisi uyurken, onlara gece kalkmalarını; kendisi dünyâya rağbet edip mal toplayarak borç, ticâret vs. ile insanlarla inatlaşırken, onlara dünyâya karşı zahid olmalarını ve dünyâ malı toplamamalarını söylememelidir. Insanlara bir şey söyleyip de kendisi dediğini yapmayan fakirlerin hâl dili onlara şöyle der Sen kendine nasihat et, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a itibârını zedelerler. Zâviyenin büyükleri bu gibi şeylerden sakınmalıdır. Şeyhleri bütün bu saydıklarımız konusunda (sakınmaya) en çok lâyık olan kişidir. Onun bir defa veya bir gün bile olsa buğdayın, odunun, hasadın, tohumun veya ekinin taşınmasında fakirlere yardımcı olması gerekir. Bununla fakirlerde bir canlılık meydana gelir. Allah, kardeşine yardım ettiği sürece kulun yardımında olur. (Envâr, II, 147
Bazı dil bilginlerine göre fakir, az bir şeyi olana denir. Miskin ise hiçbir şeyi olmayandır. Bazılarına göre ise bunun tam aksidir. Hakikat ehlinin ıstılâhında (özel olarak verdikleri mânâya göre) fakir, Allah'tan başka hiçbir şeyi olmayan, yalnızca O'na muhtaç olan ve ancak O'nun huzürunda rahata kavuşan kimsedir. Bu kişinin alâmeti, kendisini dünyevi kazanca götürebilecek) hiçbir sebebin olmamasıdır. (Câmi’, 203
Fakir, zahidde bulunmayan (zaman zaman insanlarla) konuşmak, (diğer insanlardan) ayırd edilememek, (insanların hizmetine koşmak için) kendini parçalamak, fakirlere hizmet, vecd, (insanlarla sohbet etme konusunda) utanıp sıkılmayı bir kenara atmak fsohbet etmekten çekinmemek,, akıllılık, riyâzet, âdâb gibi birçok şeyi kapsayan güzelliklere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmak; kibir, kendini beğenme, hased vb. kınanan vasıflardan âzâde olmak ve daha sayamadığım pek çok vasıflarla donanmıştır. Özetle zâhidde bulunan güzel vasıfların bir kısmı fakirde, fakirde bulunan güzel vasıfların bir kısmı da süfide vardır. (Nebhâni, II, 353
Fakirler, Allah'ın huzürunda (hakkı) aranacak, Rahmân'ın arşı altında tavaf edecek olan sâdıklardır. Şeyh onlardan sorumludur. Bir an bile olsa, Allah'ın zikrini terk etmelerinden dolayı sorumlu olurlar. (Nefehât, 101
Fakir için yalnızca şeyhi vardır. Onu gözünün önüne koyar, oradan bakar. Çünkü dünyâ ve âhiret hareketi onda toplanmıştır. Sâdık (gerçekten bağlı) olan, şaşılacak (hâlleri) görür. (Nefehât, 131
Fakir, şeyhinin kendisiyle övündüğü kimsedir. Yoksa şeyhi ile övünen kimse değil. (Nefehât, 194
Fakir-i sâlik sâlik olan fakir), elini uzatıp bir lokma ekmek isteyen dilenci gibidir. Ekmeği alsa pide ister, pideyi alsa yemek ister. Başkalarının kendisine verdikleriyle yetinmez. Allah'ı seven fakir de böyledir, (azla) yetinmez. (Nefehât, 200
Allah'ın yoluna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/intisab/" intisâb /a eden fakir-i süfi (süfi olan fakir), ya tecrid makamında
