Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

rüt'a (Tasavvuf Sözlüğü)

yönelen kimse ârif adıyla bilinir. (İşârât, IV, 58 Ârif olmayan kişiye göre zühd herhangi bir muâmeledir. Sanki o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a metaı karşılığında âhiret metaını satın almıştır. Ârife …

yönelen kimse ârif adıyla bilinir. (İşârât, IV, 58

Ârif olmayan kişiye göre zühd herhangi bir muâmeledir. Sanki o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a metaı karşılığında âhiret metaını satın almıştır. Ârife göreyse zühd, sırrını Hakk'tan alıkoyan herhangi bir şeyden arınmak, kendini Hakk'tan başka her şeyden büyük görmektir

Ârif olmayana göre ibâdet, herhangi bir muâmeledir. Sanki o dünyâda amel etmiş, ücretini de âhirette alacaktır. Ârife göre ibâdet, düşüncelerini, nefsin hayali ve vehmi kuvvetlerini aldanış yönünden Hakk'ın yönüne çevirerek bunları (Hakk yoluna) çekecek bir riyâzettir. Bu durum sırrın (gönlün) bâtınla sâlim olmasına dönüşür. Hakk tecelli etmek istediği zaman artık bir (iç) çekişme söz konusu olmaz. Sırr, yükselen doğuşlarla saf hâle gelir. Ardından bu durum sâbit bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a hâline gelir. Sırr her istediğinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a sarf etmeksizin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a bir şevkle Hakk'ın nüruna muttali olur. Böylece mukaddes yola tamamiyle girmiş olur. (İşârât, IV, 59

Ârif, ilk hakkı ister, ondan başka bir şeyi istemez. Onun irfanına hiçbir şey te'sir edemez. O, sadece O'na ibâdet eder. Zira ibâdete lâyık olan O'dur. Çünkü ibâdet, (cenneti) istemek ya da (cehennemden) korkmak değil, O'na ait olan şerefli bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbettir /a . (Cennet isteği ve cehennem korkusu) olsa bile, istenen Allah için istenir, korkulandan da Allah için korkulur. İşte bu davet sâhibidir. Arzu edilen de budur. (İşârât, IV, 68

Ârifin, şübheli meşguliyetleri bir yana vesvese a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâli /a olmayan hâlleri de vardır. Bunlar, vuslattan önce nefsindeki veya sırrının hareketindeki perde kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a edildiğinde sırrıyla (gönlüyle) Hakk'a olan hasret vakitleridir. Vuslat esnâsında ya sadece Hakk'la meşguldur ya da kuvvet açısından her iki taraf için de genişlik vardır. Bu hâlden ayrılırken kerâmet libası içinde olur. İşte bu Allah'ın en neşeli mahlükudur. (İşârât, IV, 102

Ârif tecessüs etmez ve araştırmaz. Münkeri gördüğünde öfke, merhametin çıkıp gitmesi gibi onun aklını başından almaz. O, kaderde Allah'ın sırrını görür. İyiliği emrettiğinde yumuşaklıkla emreder. Kendisinde ayıplayan kişinin kabalığı bulunmaz. Iyilik konusunda ileri gittiğinde, iyilik ehli olmayan niceleri onu kıskanır. (İşârât, IV, 104

Ârif cesurdur. Nasıl olmasın ki! O, ölüm korkusundan kurtulmuştur. Cömerttir. Nasıl olmasın ki! Bâtılın sevgisinden kurtulmuştur o. Hataları affeder. Nasıl olmasın ki! Onun zâtı hataları işleyen şahsın zâtından daha büyüktür. Kinleri unutur. Nasıl olmasın ki! Onun dili Hakk'la meşguldur. (İşârât, IV, 106

Arif, bazen kendisiyle O'na dönülen konuda hata eder. Böylece her şeyden gafil olur. Bu durumda, mükellef olmayan kimselerin hükmünde olur. Nasıl olmasın ki! Teklif, aklettiği şeyin durumunu düşünen ve düşünmezse hata işleyen kimseler içindir. (İşârât, IV, 109

ârif/ ârifün 117

Nasrâbâzi şöyle demiştir: Zâhid dünyâda garibdir, Allahı Teâlâ hakkında irfân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan ârif ise âhirette de garibdir.

Seri demiştir ki: Zâhid nefsiyle meşgul olmadığı zaman hayatı güzelleşmez. Ârif ise, bilakis (Rabb'ini bırakıp) nefsiyle meşgul olduğunda hayatı güzelleşmez.

Yahyâ Muâz'ın şöyle bir sözü vardır: Zâhid (sürekli Allah'ın celâli tecellilerine, azabına ve Allah korkusuna vurgu yaparak) senin burnuna sirke ve hardal çektirir, ârif ise (sürekli Allah'ın cemâli tecellilerinden, nimetlerinden ve Allah sevgisinden söz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a ) sana misk ve anber koklatır. (Kuşeyri, 61

Ebü Yezid'e ârifin kim olduğu sorulunca şöyle cevâb vermiştir: Arif, uyku ve uyanıklık hâlinde Allah'tan başkasını görmeyen, Allah'tan başkasına muvâfakat etmeyen ve Allah'tan başkasını düşünmeyen kimsedir. (Kuşeyri, 157

Ârifler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a semâsına yükseldikten sonra vucüdu (varlığı) sadece Vâhid-i Hakk (Gerçek Bir) gördükleri husüsunda ittifâk etmişlerdir. Ancak onlar içinde bu hâle irfâni ve ilmi olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kimseler vardır

Yine onlar içinde bu hâli bir zevk hâli olarak yaşayanlar bulunur. Bunların na