Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sa'âdet (Tasavvuf Sözlüğü)

Saâdetin tamamı üç şey üzerine binâ edilmiştir: Gazab, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a ve ilim kuvvetleri. Bu kuvvetlerin mütedil seviye kalmalarına ihtiyaç vardır. Şehvet kuvveti artarsa, ruhsatlara kapı …

Saâdetin tamamı üç şey üzerine binâ edilmiştir: Gazab, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a ve ilim kuvvetleri. Bu kuvvetlerin mütedil seviye kalmalarına ihtiyaç vardır. Şehvet kuvveti artarsa, ruhsatlara kapı aralanır, bu da helâk eder. Gazab kuvveti artarsa, bu da ahmaklığa götürür, sâhibini helâk eder. Bu iki kuvvet adalet kuvvetinin işâretiyle orta seviyede kaldığında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a yoluna götürürler. Kezâ gazab kuvveti arttığında dövme ve öldürme filleri kolaylaşır, eksildiğindeyse din ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a ve hamiyyet duygusu zayıflar. Orta seviyede kaldığında ise sabır, şecâat ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a ortaya çıkar. Şehvet arttığında fısk ve fücür artar, eksildiğindeyse âcizlik ve zayıflık ortaya çıkar. Mütedil seviyede kaldığında ise iffet, kanâat ve benzerleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâk /a hâline gelir. (Kimyâ', 9

Saâdete ancak ilim ve amelle ulaşılır. (Mizân, 2

Saâdetin mânâsı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a dereceleri sınırlı olsa bile, nefsin kendisi için mümkün olan kemâle nâil olmasından başka bir şey değildir. Fakat bu âlemde his, tahayyül ve nefsin ârızları şeriata aykırı bir tarzda devam ettikçe, sözü edilen lezzet hissedilemez. Tad alma organını bir bozukluk perdelediğinde, tatlı bir yemeği yemek durumunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseye /a ârız olan şey böyledir. Bu kimse ancak çok keskin tadları hissedebilir. Ölüm de perdenin ortadan kalkması gibidir

Tâbi olduğum büyük bir süfinin, Allah'a giden sâlikin dünyâda olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , vuslat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a varsa, cenneti ve kalbinde firdevs-i âlâyı görebileceğini açıkladığını işitmiştim. Ancak vuslat, dünyâ alâkalarından sıyrılmakla ve ilâhi ilhâmlar açıkça keşf olana kadar, tefekkürü ilâhi işlerde teksif etmekle (yoğunlaştırmaklaj) mümkün olur. Bu da nefsi, sözü edilen bulanıklıklardan tasfiye etmekle olur. Buna ulaşmak, saâdet, amel ve vuslata yardımcı olacak şeyin tâ kendisidir. (Mizân, 15

selâmlarda sırdır saâdet

münâcâttaki kâinât

sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salat/" salât /a mürşidimiz Resül'e

ve sonra selâm bize

Filozoflara göre saâdetin yolu, hayrın ta kendisi olana kadar riyâzet ve ahlâkı güzelleştirmektir. Bu işin başlangıcında, sırrın inceltilmesi, nefsten cismâni meşguliyetlerin çekilip alınması yer alır. Tefekkür yoluyla Mehabbet mirâclarına yükselmek ve böyle bir kemâle şevk duymak, nefsin o âleme çekildiğini ve garib şeylerin ona feyiz ettiğini hissedene kadar tefekkür etmekle olur. Zikrettiğimiz nefslerinden sıyrılıp ilâhi olan kişiler, bu âlemde cismâniyyet örtülerinden sıyrılarak ulvi âleme yükseldiklerini, bu âlemin nür ve lezzetinden istifâde ettiklerini, ardından his âlemine döndüklerini, yaşadıklarını eserlerinde rumuzlarla ifade ettiklerini haber vermişlerdir. Benzer şeyler Sokrat, Zenon, hayırlı muallim Eflatun ve Aristo'dan da nakledilmiştir. (Ravza, 561

Saâdet, onlara göre nazar ve akıl makamının derecelerine göredir. Onlar Allah'ın kendilerini ilim ve sülüka ya da sadece sülüka ulaştırdığını kabül ederler. Onun, dünyâda vardığı son noktaya münâsib olarak âhiretteki makamı da bu olur. Müşâhedesiz, ancak ona bağlanmak şartıyla dünyâda onun ilmi sayesinde buna ulaşanlar, âhirette de ulaşabilir. Onlar, bunun dışındaki her şeyden uzaklaşırlar. Sadece, şübhe ve gafletin olmadığı ölüm hâlinde ona dâir tefekkürleri yok olur. İşte bu, şeriatın getirdiğine münâsib olarak saâdete inanan süfilerin saâdetidir. Bazen ârifler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüd /a (dünyâ alâkalarından sıyrılma) ve yükselme yolunu tutarlar. Fakat ârifin gayesi bu işe başlamadan önce bilinir. Bir günde başkasının uzun bir müddet ulaşamadığı şeye ulaşır. Bazen süfiye, sülüku sırasında bazı akli süretlerin idrâki ârız olur. Bu noktada şeyh onu irşâd etmediği sürece orada durur (ilerleyemez;). Bundan dolayı Süfi seyr eder (yürür); ârif uçar denilmiştir. Seyr edenler nerede, uçanlar nerede! (Ravza, 581

Onlara göre saâdet perdenin keşf olunmasıyla hâsıl olur. Böylece ârife Hakk'ın enniyyeti (kendisi, kendiliği) zâhir olur. Hakk, her şeyin enniyyetinin bizzât kendisidir. Ârif zâtının enniyyetini ve onun mâhiyetini düşünür. Nefsini bilen kimse, Rabb'ini de bilir. Böylece kemâlin, bekanın, kendisinden haber verilmeyen zevk ve lezzetin nihâyetine erişir. Onlara göre bu husüsta eksiklik yapanlar, azab, perde, vehim, karanlık ve tagayyür âleminde kalır. Çünkü azab ve elemler ilâve husüslardır. Bunun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , şümülü miktarınca, ancak muazzib (azab veren