Tanımı:
Ulema, sabrın birçok tarifinin olduğunu bildirdi. En önemlisi ise Zünnûn-i Mısrî ( rahmetullâhi aleyh )’nin dediğidir: “Sabır, muhalefet olan şeylerden uzaklaşmak, boğazdan geçmeyen bela ve musibetleri yutarken sakin olmak, maişet alanında fakirlik gelip meydana çıktığında, muhtaç olmadığını göstermektir.”[1]
Rağıb-ül Esfahani ( rahmetullâhi aleyh )’nin “Müfredat”ında zikrettiği tarif de şudur: “Sabır, akıl ve şerîat yahut her ikisinin de istekleri üzere nefsi hapsetmektir.”[2]
Seyyid Cürcânî ( rahmetullâhi aleyh )’nin “Tarifat”ında zikrettiği tarif de şudur: “Sabır, imtihan ve afetlerin acısından dolayı, Yüce Allah’tan başkasına şikayeti terketmektir.”[3]
Seyyid’in tarifinden anlaşılan Yüce Allah’a şikayet etmek münafi (sabra aykırı) değildir. Fakat Allah’tan başkasına şikayet etmek sabra münafidir. Bazıları ihtiyaç, yokluk içinde ve zarurette olduğundan şikayet eden kişiyi gördüklerinde: “Ey falan, sana acıyanı, acımayana mı şikayet ediyorsun?” dedi. Sonra da şu şiiri söyledi:
“ Bir musibet ve bela başına geldiğinde,
Kerim olan Allah’a karşı sabrettiğin gibi sabret!
Çünkü o seni daha iyi bilir,
Şayet sen onu adem oğluna şikayet edersen,
Muhakkak Rahim olanı, merhamet edip acımayana şikayet etmiş olursun.”
A. Sabrın Kısımları
Ulema sabrın çeşitli kısımları olduğunu zikrettiler.[4] Bunların hepsi üç ana başlık altında toplanır:
Bu üç kısım ise:
Taat ve ibadetlerde sabır.
- İsyanlardan kaçınmaya sabır.
-Musibetlere sabır.
a. Taat ve İbadetlerde Sabır
O, Allah’ın şerîatında müstakim olmaktır. Mal, beden ve kalple yapılan ibadetlerde ısrarla devamlı olmaktır, maaruf ve meşru olan şeylerde iyiliği emredip, kötülükten nehyetmede sürekli ve devamlı olmaktır. Bunlara itiraz edenlerin sıkıntılarına ve çeşitli mihnetlerine sabretmek gerekir. Zira Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’a davet ve cihadında vâris olanların başına, Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’a isabet eden yalanlama, savaşma ve eza gibi şeyler mutlaka gelecektir. Yüce Allah, Lokman (aleyhisselâm) ’ın oğluna vasiyeti olan, Lokman Suresi 17. ayetinde:
“ Ey oğul, namazı doğru kıl, maarufla emret, münkerden sakındır. Sana isabet eden şeylere sabret.” buyurmuştur.
Muhakkak Yüce Allah kurtuluşa uğrayanların, şu dört sıfatı; iman, salih amel, ümmete nasihat ve sonra da bunlara sabretmeyi gerçekleştiren kimselerden olduğuna yemin ederek Asr Suresinde:
∃
∃
“ Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” buyurdu.
b. İsyanlardan Kaçınmaya Sabır
Nefsin alevlenip saldırmasına, bozulup eğilmesine ve eğriliğinin doğrulması için mücâhede etmek ve savaşmaktır. Şeytanın harekete geçerek çıkarmış olduğu fesat ve şerleri kontrol altına almaktır. Ne zaman ki kişi nefsiyle cihad ve tezkiye ederse sapıklıktan ve haddi aşmaktan nefsini alıkorsa tam bir hidayete yetişir.
Yüce Allah Ankebût Suresi 69. ayetinde :
“ Bizim uğrumuzda cihat edenlere gelince elbette biz onları yollarımıza hidayet ederiz.” buyurdu. Yüce Allah’ın beşareti ile kurtulup felah bulanlara Ala Suresi 14-15. ayetlerinde:
∃
“ Doğrusu günahtan temizlenen ve Rabb’inin ismini anıpta namaz kılan felah buldu.” yine şu kavlinde Naziat Suresi 40-41. ayetlerinde:
∃
“ Her kim de Rabb’inin makamından korkmuş ve nefsini boş heveslerden men etmiş ise muhakkak onun varacağı yer cennettir.” buyurdu.
c. Musibetlere Sabır
Şu var ki dünya hayatı bir imtihan ve deneme yeridir. Şüphesiz yüce Allah, kullarının imanını (bilmiş olduğu halde) çeşitli bela ve musibetler vererek temizi kirliden ve türlü mihnetlerle inanan mü’minleri münafıklardan ayırt etmek için dener.
Yüce Allah Ankebût Suresi 1-2. ayetlerinde:
∃
“ Elif Lam Mim, İnsanlar (inandık) demekle bırakılacaklarını ve imtihan olmayacaklarını mı sandılar?” buyurdu. Bu musibetler ister malda ister bedende isterse aile efradında olsun.
Yüce Allah Âl-i İmrân Suresi 186. ayetinde:
“ And olsun ki mallarınız ve canlarınız hususunda mutlaka imtihana çekileceksiniz.”
Yine Bakara Suresi 155-156-157.ayetlerinde:
∃
“ Biz, sizi biraz açlık, biraz korku, biraz canlardan, mallardan ve biraz da ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz, sabredenleri müjdele! Onlar kendilerine bir musibet geldiği vakit, biz herhalde Allah’a yönelmişiz ve mutlaka O’na dönüp varacağız, derler! İşte Rab’lerinden mağfiret ve rahmet hep onların üzerinedir. Ve onlar hidayete erdirilenlerin ta kendileridir.” buyurdu.
Şüphesiz ki sadık mü’min, bu musibetleri sabır, teslimiyet, sürur ve rıza ile karşılar. Çünkü o iyi bilir ki bu musibetler yaratan tarafından ancak günahların kefareti ve kötülüklerin silinmesi için inmiştir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın buyurduğu gibi: “Müslümana acı, endişe, keder, eziyet ve gam, hatta (eline ve ayağına) batan dikene varıncaya kadar herhangi fena bir şey isabet etmez ki buna karşılık kendi günahlarından bir kısmı kefâret olunmasın.”[5] Şöyle ki, bu bela ve musibetler sabreden ve bunları rıza ve teslimiyetle karşılayan mü’minleri derecelere ve makamlara yükseltir. Peygamberimiz ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’in dediği gibi: “Eğer bir kul ameli ile nail olamadığı bir menzilenin gerisinde kalırsa yüce Allah onu cesedi, ehli ve malı ile (bir musibete) mübtela edip dener sonra onu bunlara sabrettirir. Hatta o kul Allah ( azze ve celle )’ın ona önceden verdiği (yüksek) menzillere nail olur.” buyurdu.[6]
B. Sabrın Önemi ve Faziletine Dair Sözler
Sabır imanın yarısı, insanın saadetinin sırrı, bela ve musibet anında afiyetin kaynağıdır. İnsan bir problem ve sıkıntı içine düşüp de fitneler onu sardığında, mihnetler peşi peşine geldiğinde, sabır, sâlikin nefsi ile mücâhedesinde silahıdır. Nefsini, yüce Allah’ın şerîatı istikametine yöneltip götürmek, fesad ve sapıklığa düşüp kaymasından korumaktır. Sabrın ehemmiyetinin büyüklüğünü yüce Allah Kur’an-ı Kerîm’de 90 kadar yerde zikretmiştir. Yüce Allah bazen sabırla emrederek Araf Suresi 128. ayetinde:
“ Allah’tan yardım isteyin ve sabredin.” buyurdu. Diğer yerlerde de sabır ehlini vasfederek Bakara Suresi 177. ayetinde:
“ Onlar sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır.” buyurdu. Bazı ayet-i kerimelerde sabredenlere, sevgisinden haber vererek Âl-i İmrân Suresi 146.ayetinde:
“ Allah sabredenleri sever.” buyurdu. Başka bir yerde de yüce Allah sabredenlerle beraberliğinin muhafaza, teyit ve yardım şeklinde olduğunu beyan ediyor. Bakara Suresi 153. ayetinde:
“ Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.” buyurdu. Kendilerine mükâfatın hesapsız verileceğini haber vererek Zümer Suresi 10. ayetinde:
“Yalnız sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” buyurdu. Başka yerde de hidayete eren mürşitlerin bu yüksek makamlara sabırla nail olduklarını açıklayarak Secde Suresi 24. ayetinde:
“ Sabrettikleri zaman onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.” buyurdu.
Sabrın faziletini tekid eden birçok nebevi hadisler geldi. Mü’minin saadetinde, hayat engelleri ve zaman mücadeleleri ile karşılaştığında sabrın ince, derin bir etkisi ve tesiri vardır.
Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın sabrı ve çeşitli bela ve eziyetlere tahammülü ile ilgili birbirini takip eden detaylı haberler gelmiştir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın tüm hayatı; canını feda edip sabır, cihat ve fedakârlıkla geçmiştir.
İşte bu hadis-i şeriflerden küçük bir bölüm
1- Ebû Said el-Hudrî ( radıyallâhu anhu )’den: “Muhakkak Nebi ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir bağış verilmedi.” buyurdu.[7]
2Süheyb b. Sinan ( radıyallâhu anhu ), Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’dan: “Mü’minin durumuna taaccüp ederim. Muhakkak ki her işi (durumu) kendisi için bir hayırdır. Bu, mü’minden başka kimseye verilmemiştir. Ona birtakım sürur isabet ederse şükreder, kendisi için hayırlı olur. Eğer ona birtakım zarar isabet ederse sabreder, yine kendisi için hayırlı olur.” buyurdu.[8]
3- Yahya b. Vesab ( radıyallâhu anhu ) o da Peygamberin ashabı bir şeyhten rivayet etti ki: “Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “İnsanlara karışmayıp ezalarına tahammül etmeyenden, onlara karışıp eziyetlerine sabreden müslüman daha hayırlıdır.” buyurdu.[9]
4- İbn-i Mesud ( radıyallâhu anhu ), “Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın: “Nebiler’den bir Nebi’nin kavmi onu dövüp de, kan revan içinde koyduklarında, O Nebi, yüzündeki kanı silerek diyordu ki: “Ey Allah’ım kavmime mağfiret eyle gerçekten onlar bilmiyorlar!” diye hikaye ettiğini sanki görüyor gibiyim.” dedi.[10]
5- Ebû Musa el-Eş’arî ( radıyallâhu anhu )’den, Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Allah ( azze ve celle )’tan başka duymuş olduğu ezalar üzerine sabreden hiç kimse yoktur. Zira kendine şirk koşulur, çocuk isnad edilir, yine de onlara afiyet verip onları rızıklandırır” buyurur.[11]
Salihlerin sabrı tahakkuk ettirip ona çağırmaları
Sahabe ( radıyallâhu anhu m), Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın izine tâbi olup ciddi bir şekilde ümitsizliğe düşmeyen bir imanla zayıflık bilmeyen bir azimle ve gevşemeyen bir sebatla ona vâris oldular.
Sonra tâbiinler bu sabırlı iman ruhunu onlardan aldılar. Bu ruh her asırda ve her zamanda günümüze gelinceye kadar böylece intikal etmiştir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Ümmetimden bir taife hak üzerine yardımlaşmada ta ki Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar devam edecek. Onlar muhalefet edenlerin üzerine galip gelecekler.” buyurdu.[12]
Efendimiz Ömer b. Abdulaziz ( rahmetullâhi aleyh )’in salih olan bir oğlu vefat ettiğinde: “Muhakkak Allah’u Teâlâ onu sevdi ve ruhunu kabzetti. Onun sevip de istediği şeylere muhalefet etmekten Allah’a sığınırım.” dedi.
İmam Malik ( rahmetullâhi aleyh ) meclis tamam olduğunda Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın hadisini okurken, tam onaltı kere akrep sokunca, sararıp büküldü. Yine de Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın hadisine tazimen kelamını kesmedi. İşte sabırların en güzeli ve tamam olanı da budur.[13]
aleyh ) bir hastayı ziyarete gittiğinde Zünnûn-i Mısrî ( rahmetullâhi
konuşurken hasta inlemeye başladı. Zünnûn ( rahmetullâhi aleyh ): “Dostun vurmasına sabretmeyen, sevgisinde sadık değildir.” dedi. Hasta da: “Dostun vurmasından lezzet almayan, sevgisinde sadık değildir” dedi.[14] İbn-i Şibrime kendisine ne zaman bela ve musibet gelirse: “Buluttur, sonra dağılır” derdi.
Sabır hakkında sûfilerin acayip sözleri ve ilgi çeken konuşmaları vardır. Şibli’ye sabırdan sorulduğunda bir şiirle temsil getirerek:
“Sabreden, sabra sabrettiğinden dolayı,
Sabır (mukavemeti) olmadığı için sabredenden yardım istedi,
Muhib sabırla sabrı çağırdı.”
(Sabır, aczinden dolayı sabredenden halas olmayı diledi. Muhib ise mahbubun emirlerine sabreyle diye sabrı, sabra çağırdı. Tâbi ki sabır, nefsi acı, hoşa gelmeyen şeye hapsedip, sabır üzerine sabretmektir.)[15]
Sûfilerin başarısı yüce Allah’tandır. Aşkolsun bu sûfilere, onlar sabrın gölgesi altında yüce Allah’ın rızasına yöneldiler. Yüce Allah’ın Bakara Suresi 156 .ayetindeki vasfı sûfilere tıpatıp uymaktadır:
“ O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman, biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz derler.” buyurdu.
Onlar Allah içindir ve Allah’a aittirler. İşte bunun için Rab’lerinin ecirlerini hesapsız olarak vermesine layıktırlar. Sabredenlerin ecirleri ne güzel! Yüce Allah Bakara Suresi 157.ayetinde:
“ İşte Rab’lerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” buyurdu.
Muhakkak ki onların en yüksek örneği ve onların sabırda uyacakları Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’dır. Öyle ki bela, musibet ve mihnetlerin çeşitli sınıflarına karşı direnç göstermek, sabır ve sebatı ziyade etmek, Enbiya ve Rusul-i Kiram’ın sünnetleridir.
Yüce Allah Ahkaf Suresi 35. ayetinde:
“ O halde (Resulüm!) azim sahibi olan Peygamberlerin sabrettiği gibi sen de sabret!” buyurdu.
Yüce Allah risaletin büyük sorumluluğuna, davetin meşakkatine tahammül etmeyi ve müşriklerin ezalarına da sabretmeyi vasiyet ederek: Nahl Suresi 127. ayetinde:
“ Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!” buyurdu.
Hülâsa
Sabır nebilerin sıfatı, seçkin insanların ziyneti, hayırların anahtarı ve yüce Allah’a sâlik olanların yoludur. Sâlik seyrinde merhalelerin hangi merhalesinde olursa olsun, ondan müstağni olamaz. Çünkü her makam için o makama münasip bir sabır vardır.
İbn-i Acîbe ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Sabır, Rabb’in hükmü üzere kalbi hapsetmektir.”
Umumun sabrı : Kalbi, taatın meşakkatlerine ve muhalefeti terketmeye hapsetmektir.
Hâssın sabrı : Nefsi, riyazet ve mücâhedet üzerine hapsetmek, hal ehlinin yoluna sülûk etmede daimi bir huzur içinde kalbin mürakabesiyle sıkıntılara girmek ve perdelerin kalkmasını talep etmektir.
Hâss-ül Hâssın sabrı : Ruhu ve sirri, müşâhedelerin ve muayenelerin (tecellileri görmek) huzurunda hapsetmek yahut da huzurda devamlı nazar ve inziva halinde kalmaktır.”[16]
Sonuç olarak bu üç sıfat sıdk, ihlâs ve sabır yüce Allah’a seyretmenin rükünleridir. Seyir ve sülûkunu bunların üzerine bina etmeyen bir kimse şayet vasıl olduğunu zannetse de o kesilmiş ve yol aldığını zannetse de o yerinde saymıştır.
Sıdkın hakikati, talebi tevhit etmek olduğu gibi ihlâsın hakikati de matlub olanı (Allah) tevhit etmektir. Bunları yapmaya sabır ise kemâlın ta kendisidir.
Dipnotlar
- İbn-i Allan Şerh-i Riyaz-üs Salihin c.1 s.194’de
- İbn-i Allan Şerh-i Riyaz-üs Salihin c.1 s.194’de
- İbn-i Allan Şerh-i Riyaz-üs Salihin c.1 s.194’de
- Bunun için Gazalî’nin İhya kitabına, Ebû Talib-il Mekkî’nin Kut-ul Kulûb’una, İbn-ül Kayyım’ın Medaric-üs Sâlik’ine ve diğer geniş kitaplara bakınız!
- Buhari Sahihinde Kitab-ul Maraz bölümünde ve Müslim Kitab-ul Birr’de Ebi Said ve Ebi Hureyre (radıyallâhu anhu)’den rivayet etmişlerdir.
- Ebû Davud Sünen’inde Kitab-ul Cenaiz’in Bâb-ul Emrad-ul El Mükeffirat-u liz Zünub 3074 nolu hadiste Muhammed b. Halid-üs Sülemî (radıyallâhu anhu)’den rivayet etti.
- Buhari Sahihinde, Müslim, Nesaî ve Ebû Davud Kitab-uz Zekat’ta ve Tirmizi Kitab-ul Birr ve Sıla’da rivayet ettiler.
- Müslim Kitab-uz Zühd ve Rekaik’de rivayet etti.
- Tirmizi, Kitab-u Sıfat-ül Kıyame’de tahriç etmiştir.
- Buhari Sahihinde Kitab-u Hadis-u Enbiya’da ve Müslim Kitab-ül Cihad ve Siyre’de tahriç etmişlerdir.
- Buhari Sahihinde Kitab-u Tevhit’te ve Müslim Kitab-u Sıfatıl Münafikin ve Ahkamihim’de tahriç ettiler.
- Buhari Sahihinde Kitab-ul İtisam’da, Muğiyre bin Şube (radıyallâhu anhu)’den rivayet etti.
- Şerh-üz Zürkani Ala Muvatta-il İmam Malik, c.1 s.3’de
- Elluma Littusi s.77’de
- Risale-i Kuşeyriyye
- Mirac-ul Teşevvüf ila Hakaiki’t Tasavvuf s.6’da
- Tarifet-üs Seyyid Cürcânî s.170’de
- Delil-ül Falihin Şerh-ü Riyaz-üs Salihin c.5 s.26’da
- Mirac-üt Teşevvüf s.7’de
- Buhari Sahihinde Kitab-ul İman’da ve Müslim Kitab-ul Musakat’ta Numan bin Beşir (radıyallâhu anhuma)’den rivayet ettiler.
