Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

safâ' (Tasavvuf Sözlüğü)

Bana safânın ne olduğunu sordu. Ben de şöyle dedim: Kanatlarını fenâ makasıyla kes! Benden başka bir şey isteme! Ama ben kanatlarımla uçuyorum! deyince ona şöyle dedim: Yazıklar olsun! Allah O'nun gibi hiçbir şey yoktur, …

Bana safânın ne olduğunu sordu. Ben de şöyle dedim: Kanatlarını fenâ makasıyla kes! Benden başka bir şey isteme! Ama ben kanatlarımla uçuyorum! deyince ona şöyle dedim: Yazıklar olsun! Allah O'nun gibi hiçbir şey yoktur, O her şeyi işitir ve bilir Şürâ, 42/11) buyurur. O zaman fehm (anlayış) denizine düştü ve orada boğuldu. (Tavâsin, 199

Safâ, kulun, tabiatının karıştığı fikir ve huylardan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a zuhüru sırasında da fiilini görmekten kurtulmasıdır. Ceriri şöyle der: Safâ hâlinde iken safâyı düşünmek cefâdır. Çünkü bu durumda, işe tabiatın karışması ve kişinin fiilini görmesi söz konusudur. (Lüma', 414

Tahâret, kalbin kin, hased, şirk ve töhmet gibi şeylerden temizlenmesidir. Safâ ise illet taşımayan şeydir. Tüm beşeri vasıflardan temizlenme, değişmeden ve farklılaşmadan sürekli hâle gelir. Bu ise mahlükatın vasfı değildir. Çünkü Allah Teâlâ, illetlerin bulaşmadığı varlıktır. Allah'ta tagayyür (değişme) olması da söz konusu değildir. Mahlükat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihânla /a sınanır, illet ve değişmelerden hâli değillerdir. Onlar, kulluk hükümlerine tâbidirler. Böyle olduğu için de, Allah'a tevbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istigfar/" istiğfârda /a bulunurlar. (Luma , 547

Safâ kederin (saflık ve berraklık, bulanıklığın) zıddıdır. Keder beşere ait sıfatlardandır. Hakikatte süfi, keder sahasını geçmiş a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Nitekim Hz. Yusuf'u sel müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a güzelliğindeki inceliklerde istiğrak hâline eren Mısırlı kadınlara beşeriyet hâli hâkim olmuş ve (ona beşeriyetlerinin fânilik penceresinden baktıkları için, yaşadıkları) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebe /a hâli, tersine dönmüştü. (Hücvîrî, 41

Tasavvuf tefe'ül ve tekellüftür (yapmacık ve zorlama bir şeydir, belli bir zorlanmayı ve külfeti gerektirir, zorlanmayı gerektiren şey de tabii değil, yapmacık olur). (Tasavvufun) aslı safâ, o (tasavvuf) ise asli olanın fer'idir (safâdan türemiştir). Aralarındaki fark lugat ve mânâ hükmünden dolayı gayet açıktır. Safâ, âyeti (şeriattan delili ya da olağanüstü alâmetleri) bulunan velâyettir. Tasavvuf ise safânın şikâyetsiz olarak hikâye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a Bu durumda safâ, parlayan bir mânâdır. Tasavvufun zâhiri de bu mânânın hikâye edilmesidir. (Hücvîrî, 44

Tasavvuf, süf (yün) giymekten değil, safâdan türemiştir. Tasavvuf konusunda sâdık olan bir süfi, kalbini Mevlâ'sı olan Allah dışındaki her şeyden tasfiye eder. Bu (tasfiye işi), kerâmet izhâr etmekle, başkalarını küçük görmekle, kitâblar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-lif/" te'lif /a etmekle, sâlihlerin hikâyelerini anlatmakla, parmakları tesbih ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tehlil/" tehlil /a ile hareket safâ'

ettirmekle gerçekleşmez. Ancak Hakk'ı taleb etme husüsunda sadâkat, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a husüsunda zühd, kalbi halktan ayırmak ve Mevlâ'nın dışındaki her şeyden sıyrılmakla gerçekleşir. (Feth, 90

Mutasavvıf, süfi olmaya çabalayan ve bu konuda çabasını sürdüren kimsedir. Çabaladığında ve süfilerin yoluna girerek yol aldığında mutasavvıf adını alır. Nitekim gömlek giyene tekammese (gömlek giydi) , zırh giyene de tederre'e (zırh giydi) demeleri gibi, zühd yolunu tutana mütezehhid (zâhidleşen) derler. Zühdünde nihâyete ulaşıp eren, eşyâdan nefret eder hâle gelerek eşyâdan fenâ bulan ve her şeyi terk edene zâhid denilir. Bu hâlden sonra zâhide eşyâ gelir, fakat o onları istemez, onlardan nefret de etmez aksine Allah'ın emrine uyar ve onun fiilini beklerse, bu kimseye mutasavvıf denir. Süfi, bu mânâ ile vasıflanırsa o zaman bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a mânâsı —süfi kelimesi aslında musâfât 1saflaştırma) kökünden alınmış saflaştırılmış mânâsındadır- Allah Teâlâ'nın saflaştırdığı kuldur. Bu itibârla, nefsin âfetlerinden temizlenen, yerilecek şeylerden uzak kalan, tuttuğu yolun övülecek hâllerine sülük eden ve kalbiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a hiçbirinde sükünet bulmayarak hakikatlere bağlı kalan kimseye süfi denilmiştir... (Gunye, II, 160

Safâ, kederden arınmaktır. Bunun ilk inceliği, sâliki tarike götüren bir ilmin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsıdır /a . Bu safâ, (tarikata) yönelen kişinin himmetini sağlamlaştırır. Safânı ikinci inceliği hâlin safâsıdır. Bu safâ, hakikatin şâhidlerinin müşâhede edildiği, kendisiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtın /a zevkine varılan kâinâtın unutulduğu bir hâldir. Üçüncü inceliği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâldir /a . Rubübiyyetin hakikatiyle alâkalı olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyetin /a payına düşen şeydir. (Bu safâ,) ezel aynındaki tekliflerin haşyetini içinde saklar. (Ravza, 491

Tasavvuf safâ'dan gelir, bu köktendir. Lafzında kalb (harf değişmesi) vardır. Kelimenin aslının sonunda vâv harfi vardır, ancak vâv fâ'dan önce gelmiştir. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a masdarının aslı safv'dır. Süfinin süfi olarak adlandırılması, sırlarının